Efsanevi Japon stüdyosunun yeni başkanı, savaş gibi dehşetleri anlatırken bile güzelliği aramaktan yana. Oviedo’daki Ghibli yüzü Yoda, kurucularının yaptığı gibi çağdaş temaları ve kaygıları işlemeyi sürdüreceklerini söylüyor.
Japon gazetesi Yomiuri Shimbun’un eski muhabirlerinden olan, kariyerinin başında Ghibli animasyon stüdyolarına ilişkin haberleri takip eden Kenichi Yoda’nın (1974), kültür muhabiri olduğu dönemde uzmanlaştığı şirketin bir gün başına geçeceğini o zamanlar hayal etmiş olması pek olası değildi.
Efsanevi sinema-anime tapınağının zirvesine yükselişi, 22 Haziran’da Hiroyuki Fukuda’nın yerine yönetim kurulu başkanı olduğunda gerçekleşti. ‘Euronews’ ile yaptığı söyleşi ise, stüdyosu adına 2026 Prenses Asturias İletişim ve Beşeri Bilimler Ödülünü kabul etmesinden 48 saat önce gerçekleşiyor.
Vefat eden Isao Takahata ile çalışma arkadaşı Hayao Miyazaki’nin fikirleri ve şirketlerinde çalışan yaklaşık 200 kişinin emeği, dünya genelinde milyonlarca insan için hâlâ Japon kültürüne açılan ilk kapılardan biri olmayı sürdürüyor.
İspanya’da ‘Marco’ ve ‘Heidi’ ile durum tam da böyleydi. Bu animeler, Ghibli’nin henüz iki sinemacının zihninde bile şekillenmediği, Franco diktatörlüğünün son demlerinde ve Demokrasiye Geçiş döneminde gösterime girdi. İkili, 60’larda Toei Doga stüdyosunda çalışırken bir sendikada tanışmıştı. Bu diziler, Akira Kurosawa filmleri gibi kilometre taşları istisna tutulursa, bir kuşak İspanyol için Yükselen Güneş Ülkesi’yle ilk temas olmuştu muhtemelen.
Yumuşak diplomasi ya da Japon ‘soft power’ının bir aracı olup olmadıkları sorulduğunda Yoda gülüyor. “Bence her eser sadece, yönetmenleri ve animatörleri ona büyük bir özenle kendilerini adadığı için var. Sonuçta dünyanın dört bir yanından insanlar izliyorsa bundan büyük mutluluk duyuyoruz. Ama bunu diplomasi olsun diye yapmıyoruz” diyor başkan.
Ghibli ya da savaşın korkunç güzelliği
2026’da, çevreyi koruma, dostluk ya da kadın karakterlerinin gücüyle birlikte stüdyonun senaryolarında en sık tekrarlanan temalardan biri olan silahlı çatışmalar hakkında Yoda’ya soru yöneltmemek imkânsız.
Komünist çizgiye yakın olan Takahata, anayasasının 9. maddesinin açık savunucusu ve kararlı bir pasifistti; Miyazaki ise savaşı çocukluğundan itibaren soludu: ailesinin şirketi, İkinci Dünya Savaşı’nda faşist kamptaki askerî uçaklar için parça üretiyordu.
Bu takıntı, ‘Ateşböceklerinin Mezarı’ndan başlayıp ‘Prenses Mononoke’ ve ‘Yürüyen Şato’dan ‘Rüzgâr Yükseliyor’a uzanan animasyon klasikleriyle de kendini gösteriyor. Peki, GSYH’sinden benzeri görülmemiş oranları öz savunma güçlerine ayıran, savunma harcamalarında aşırı sağcı Sanae Takaichi’nin yön verdiği bir Savunma Beyaz Kitabı hazırlayan bugünün Japonya’sında hâlâ pasifist filmler yapmak mümkün mü?
Yoda soruyu zarafetle savuşturuyor. “Savaşı nasıl ele alacağımız, Studio Ghibli için son derece önemli bir konu. Elbette, savaşların hiç yaşanmaması en iyisi. Ama Miyazaki’yi yönetmen olarak hayranlık uyandırıcı kılan şeylerden biri, savaşta kullanılan silahlara ya da savaş uçaklarına, salt birer nesne, birer form olarak duyduğu hayranlık. Tabii ki savaşın kendisine en ufak bir sempatisi yok. Ama onda, bu nesnelerin çekiciliğine karşı koyamayan bir yan var. Ve bu, bir bakıma, çok insani bir şey” diye savunuyor.
Stüdyonun en çok alıntılanan repliklerinden birini de soruyoruz: ‘Porco Rosso’nun (1992) başkahramanı, bir sinema salonunda “Faşist olacağıma domuz olmayı tercih ederim” diye kestirip atar. Böyle bir cümlenin, Ghibli’de ya da başka bir stüdyoda, günümüz senaryo toplantılarında yeri olur mu? Yönetici yine topu taca atmayı seçiyor; anlatıya göre, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un (Japonya’ya yaptığı resmî bir ziyarette dile getirdiği üzere) en sevdiği filmlerden birinin ‘Porco’ olmasından büyük memnuniyet duyduğunu söylüyor.
Yapay zekâ meselesi de, Prenses Asturias Vakfı’nın ödül sahiplerini geleneksel olarak ağırladığı Reconquista Oteli’nin Covadonga salonunun üzerinde dolaşıyor. Konu, 2016’da Miyazaki’nin, çizimlerinde kullanması için kendisine bir tür proto-YZ satmaya çalışan başka bir şirketin iki geliştiricisini yerin dibine soktuğu ünlü viral klip (kaynak İspanyolca) vesilesiyle açılıyor. Onlara “Bu, bizzat hayata hakaret” diye çıkışmıştı.
“Aradan on yıl geçti, ama her röportajda mutlaka Studio Ghibli’nin YZ hakkında ne düşündüğü soruluyor” diye iç çekiyor Yoda. “Yapay zekânın nasıl evrileceğini kestirmek çok zor ve sanırım hepimiz o belirsizlik içinde yaşıyoruz. Ama şu an söyleyebileceğimiz bir şey varsa –ki bunu şahsi görüşüm olarak da söylüyorum– o da şu: İki restoran hayal edelim; birinde yemeği YZ yapıyor, diğerinde ise insanlar. Ben tereddütsüz ikinciyi seçerdim.”
Ekibi röportajı bitirmemiz gerektiğini işaret ediyor ama eski gazeteci, son bir not daha düşmek istediğini söylüyor. “Sorularınızı dinlerken Ghibli’nin zamanıyla ne kadar iç içe olduğunu fark ettim (...) Biz her gün, stüdyonun bu çağda ne yapabileceğini ve nasıl bir çağda yaşadığımızı tartışıyoruz. Bu açıdan, ölçülü bir şeyler ortaya koyduğumuz hissine sahibim” diyor.
“Sanatsal üretim konusunda büyük bir dürüstlük var” diye sürdürüyor. “Bu bir iş planı meselesi değil; stüdyonun kendi zamanına nasıl bir yanıt verdiğini ciddiyetle düşünmekle ilgili. Şu anda stüdyonun günlük rutini bu. Muhtemelen hep böyleydi.” Önümüzdeki on yıl, Miyazaki’nin bayrağı kuşaklara devretmesinin ardından –85 yaşında hâlâ aktif– bu simge stüdyonun Japon adalarının ötesinde milyonlarca çocuk ve yetişkini büyüledikten sonra yaratıcı bağımsızlığını ve ideallerini koruyup koruyamayacağını gösterecek.