Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Berker Güven: Tiyatro şimdi her zamankinden daha gerekli

Berker Güven
Berker Güven ©  Berker Güven
© Berker Güven
By Buse Keskin
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar
Paylaş Close Button

B23 ile kolektif bir üretim alanı kuran Berker Güven, 'Çok Küçük Bir İhtimalin Hikâyesi' ile sahneye güçlü bir başlangıç yaparken tiyatroyu modern dünyanın kaybettiği duyguları yeniden hatırlatan bir alan olarak tanımlıyor.

Berker Güven için tiyatro, yalnızca bir sahne değil; bir tür geri dönüş, hatta bir hatırlama biçimi. Modern dünyanın giderek yapaylaşan, yüzeyselleşen ve insanları birbirinden uzaklaştıran ritmine karşı, onun sanat anlayışı tam ters yönde ilerliyor: İçtenliğe, derinliğe ve birlikte deneyimlemeye doğru. Bu yüzden tiyatroya dönüşünü bir tercih değil, neredeyse bir zorunluluk olarak görüyor. Ona göre sahne, insanları yeniden aynı hikâyenin etrafında toplayabilen nadir alanlardan biri.

REKLAM
REKLAM

Bu dönüş, yalnızca bireysel bir arayışın sonucu değil. Güven’in kurucularından olduğu B23, klasik bir tiyatro topluluğundan çok daha fazlasını hedefleyen bir yapı. Oyunculuk atölyelerinden yapım süreçlerine uzanan geniş bir çerçevede, kolektif üretimi merkezine alan bir alan yaratma fikriyle doğmuş. Onun anlatımında bu girişim, plansız bir hayalin değil; ihtiyaçtan doğan, organik bir genişlemenin ürünü gibi duruyor. Şimdilik, bu çok katmanlı yapının “iyi ki” dedirten bir karşılığı var.

Bu yapının ilk büyük adımlarından biri olarak sahneye taşıdıkları Eboni Booth imzalı 'Primary Trust'ın Türkiye uyarlaması 'Çok Küçük Bir İhtimalin Hikâyesi,' Güven için yalnızca prestijli bir metin değil, aynı zamanda bir sınav. Pulitzer ödüllü bu metnin ağırlığı, prova sürecinde ekibin üzerinde hissedilen bir sorumluluk yaratmış; ancak bu duygu zamanla yerini heyecana bırakmış. Güven’in sözlerinde, bu dönüşümün altını çizen bir kolektif enerji hissediliyor: Kaygının üretken bir coşkuya evrildiği bir süreç.

Oyunda hayat verdiği Kenneth karakteri ise bu yaklaşımın en kırılgan ve belki de en politik uzantısı. Güven, Kenneth’ı modern dünyanın unutturduğu bir duyarlılığın temsili olarak görüyor. Duyguların bastırıldığı, inceliğin giderek silindiği bir çağda, bu karakterin varlığı başlı başına bir hatırlatma işlevi görüyor. Onun için Kenneth’ın hikâyesi, büyük dramatik kırılmalardan çok, küçük iyiliklerin yankısını görünür kılan bir alan açıyor. Seyirciyle kurulmak istenen bağ da tam burada şekilleniyor: unutulan duyguların yeniden tanınması.

İlk yapım olarak böylesine güçlü bir metni seçmek, bilinçli bir risk. Güven bunu saklamıyor. Aksine, kapitalist bir sistemde tiyatro yapmanın başlı başına riskli olduğunu, bu yüzden atılan adımların hem cesur hem de hesaplı olması gerektiğini vurguluyor. Güçlü metin, güçlü ekip ve güçlü oyuncu kadrosu vurgusu, bu riskin nasıl dengelenmeye çalışıldığını açıkça ortaya koyuyor.

Ancak tüm bu üretim süreçlerinin ötesinde, Güven’in tiyatroyla kurduğu ilişki çok daha kişisel bir yerden besleniyor. Sahne, onun için bir başlangıç noktası olduğu kadar bir aidiyet alanı. İlk kez orada gülmüş, ilk kez orada ağlamış, ilk kez başka birinin duygularını kendi bedeninde taşımış. Bu yüzden tiyatro, onun anlatımında profesyonel bir tercih olmaktan çıkıp neredeyse bir “aile evi”ne dönüşüyor. Tutku, vefa ve minnet gibi kelimeler, bu bağı tarif etmek için seçilmiş değil; adeta kendiliğinden yerleşmiş.

Dizi ve sinema ile tiyatro arasındaki farkı anlatırken kurduğu dil de bu aidiyetin izlerini taşıyor. Kamera önü işleri, onun için daha çok yönetmenin dünyasında bir “elçi” olmak anlamına gelirken; sahne, tüm sorumluluğun doğrudan oyuncuya ait olduğu bir alan. Eski tabirle “er meydanı.” Orada başarı da hata da dolaysız biçimde oyuncunun hanesine yazılıyor.

Geleceğe dair planları ise şimdiden şekillenmiş durumda. Yeni metinlerin peşinde, yeni projelerin hazırlığında. Henüz adı konmamış işler için bile bir hareket hâli var. Güven’in dünyasında tiyatro, bitmiş bir hedef değil; sürekli genişleyen, dönüşen ve yeni ihtimaller üreten bir alan. Anlaşılan o ki, bu hikâye daha yeni başlıyor.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Beyaz Lotus 4. sezonda: Riviera'daki masalsı şato ve Art Deco otel

Massive Attack ve Tom Waits, ICE baskınlarını hedef alan protesto şarkısında buluştu

Yeni keşif, Shakespeare'in Londra'daki evinin yerini ortaya çıkardı