Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Lope de Vega’dan Quevedo’ya: İstanbul’da Barok bir sahne şöleni

"Sesli Mısralar" ekibi
"Sesli Mısralar" ekibi ©  Buse Keskin
© Buse Keskin
By Buse Keskin
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar
Paylaş Close Button

İspanya Ulusal Klasik Tiyatro Topluluğu, barok edebiyatın dev isimlerini flamenkonun yakıcı ritmiyle harmanlayan 'Versos a viva voz' gösterisiyle Türkiye prömiyerini gerçekleştirdi; yüzyıllar öncesinin mısralarını zamansız bir sahne deneyimine dönüştürdü.

Pera Müzesi, Cervantes Enstitüsü ve İspanya Ulusal Klasik Tiyatro Topluluğu (CNTC) iş birliğiyle oldukça özel bir performansa ev sahipliği yaptı. "Versos a viva voz", (Sesli Mısralar) alışılagelmiş bir tiyatro gösterisinin ötesinde; İspanyol Altın Çağı’nın o ağırbaşlı ruhunu bugünün enerjisiyle harmanlayan, nefes kesici bir sahneleme sundu.

REKLAM
REKLAM

Sahnede Lope de Vega, Gongora ve Quevedo gibi Barok edebiyatın dev isimlerinin dizeleri yankılanırken; klasik metinlerin ritmi, flamenkonun o yakıcı duygusuyla birleşti.

Gösteriyi asıl etkileyici kılan ise yüzyıllar öncesinden gelen bu metinlerin, ekiben performansı ve müziğin gücüyle şaşırtıcı bir şekilde taze ve çağdaş hissettirmesiydi. Sadece izlenmek için değil, hissedilmek için tasarlanan bu Türkiye prömiyeri; dil bariyerini aşarak klasik tiyatronun o meşhur evrensel dilini yeniden kanıtladı.

Bu büyüleyici gecenin ardından bir araya geldiğimiz İspanya Ulusal Klasik Tiyatro Topluluğu ekibi, lirik ve dramatik metinlerin, müziğin ve sözün iç içe geçtiği bu duyusal yolculuğu ve arkasındaki felsefeyi paylaştı.

Özellikle İspanyol barok tiyatrosuna adanmış olan topluluk, bu projeyle Türkiye’ye ilk kez adım atıyor. İspanyol kültürel ve tiyatral mirası üzerine kurulu bu yolculukta ekibe olağanüstü sanatçılar Isabel Rodes ve Jaime Soler Huete'nin yanı sıra, sesiyle harikalar yaratan flamenko yorumcusu ve şarkıcısı olan Ana Mar ile kardeşi gitar virtözü Antonio de Quero eşlik ediyor.

Topluluğun amaçları arasında yer alan, özellikle 16. ve 17. yüzyılları kapsayan İspanyol klasik tiyatrosunun yeniden canlandırılması ve yaygınlaştırılması hedefinin bir parçası olan bu uluslararası turne, İzmir’de başlayıp İstanbul’da devam ederek Gürcistan’ın Tiflis kentinde sona eriyor. Bu turneyle birlikte, Ulusal Ödül sahibi Laila Ripoll liderliğindeki tiyatronun yeni yönetiminin en büyük hedeflerinden biri olan İspanyol kültürünün ve barok tiyatronun barındırdığı son derece büyük mirası uluslararası ölçekte yaygınlaştırma iradesi sürdürülüyor.

Bu kurumsal iş birlikleri kapsamında topluluk, barok tiyatroya adanmış Almagro Klasik Tiyatro Festivali’nin büyük desteğini ve eşliğini alıyor. Amaçları ve yaklaşımı birbirine oldukça benzeyen bu iki yapı, her yıl temmuz ayında ortak çalışmalar yürütüyor. Almagro Klasik Tiyatro Festivali’nin direktörü, uluslararasılaşma ve kültürel mirasın sınırların ötesine taşınması hedefi doğrultusunda 'Köprüler Kurmak' adlı bir proje başlattı.

Bu proje kapsamında Ana Mar, uluslararası düzeyde bir dizi atölye çalışması gerçekleştirmesi için davet edildi ve bunlardan biri de Aralık 2025’te İstanbul’da yapıldı. İşte bu ilk tohumdan yola çıkarak ve Ulusal Topluluk olarak sürece katkıda bulunarak, klasik yazarların özünü ve içeriklerini uluslararası ölçekte daha güçlü bir biçimde taşıma fikri doğdu.

Ana faaliyet alanı tiyatro olan topluluk, başka coğrafyaları keşfetmeye devam edecek bir proje olarak “Versos a viva voz”u başlattı.

Yüzyıllar öncesine ait eski metinlerin bugünün seyircisiyle nasıl bir rezonans kurduğu sorulduğunda ise ekip, geçmişten gelen metinlerle çalışan bir repertuvar topluluğu olduklarını ancak aynı zamanda gelecekle, bugünle ve yeni kuşaklarla bağ kurmaya çalıştıklarını belirtiyor.

Bu nedenle çağdaş seyirciyle kök bağları kuran flamenko müziğiyle ya da şiiri söylemenin farklı yollarıyla ittifaklar geliştiriliyor. Daha çağdaş, daha avangart sahneleme ve görsel önerilerle bugünün seyircisine ulaşılabiliyor.

Dünya prömiyerinin Türkiye ve Gürcistan’da yapılmasına dair ise bu metinlerin yarattığı atmosferlerin ve dokunduğu yerlerin ülke ya da köken fark etmeksizin hepimizle ilgili olduğu vurgulanıyor. Bu bağ yalnızca sözcüklerde değil, çok daha derinlerde, aynı müzik gibi var oluyor. İşte tam da bu yüzden, sözcükler anlaşılmasa bile dünyanın her yerindeki insanlara dokunabileceğine inanılıyor. Metinlerin müzikalitesi, onlara eşlik eden müzik ve yarattıkları atmosfer başlı başına çok güzel bir zemin hazırlıyor.

Sonuçta flamenko da ruhun ifadeleriyle, çok derin duygularla ilgili ve bunlar seçilen metinlerle doğrudan örtüşüyor. Söylenenleri kelimesi kelimesine anlamak gerekmiyor; müzik ve dizelerin ritmi doğrudan kalbin en derinine ulaşıyor.

İspanyol klasik tiyatrosunun bugün Avrupa sahne sanatlarındaki yerine ve genç seyircilerin ilgisine değinen topluluk üyeleri, çalıştıkları Altın Çağ tiyatrosunun klasik ve evrensel olduğunu ifade ediyor.

Bu metinler, tıpkı dünyada herkesin tanıdığı tablolar gibi olağanüstü eserler olarak kabul ediliyor. Gençlere de çağdaş bir bakışla ulaşıyorlar ancak aynı sözcükler artık farklı biçimlerde deneyimleniyor. Nasıl ki bir kişi Francisco Goya’nın bir tablosuna ilk kez baktığında farklı şeyler hissediyorsa, Altın Çağ tiyatrosunun metinlerini ilk kez duyduğunda ya da izlediğinde de başka şeyler hissediyor diyor ekip. Dilin eski olması gençlere ulaşmayacağı anlamına gelmiyor, tam tersine gençler de bunlardan aynı şekilde keyif alıyor.

Hatta Ulusal Topluluk bünyesinde kurulan ve oyuncularının hepsi genç olan “Genç Klasik Tiyatro Topluluğu” sayesinde, tiyatroya gelen genç seyirciyle çok iyi bir iletişim kuruluyor ve metinlerin eski olması hiçbir şekilde engel oluşturmuyor.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Eurovision 2026: Final kadrosuna 10 ülke daha katılmaya hak kazandı

İstanbul Boğazı’nda caz rüzgarı: Galataport Jazz 3. kez başlıyor

Londra'dan Atina'ya: Kolay günübirlik geziler için en iyi Avrupa kentleri açıklandı