Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Ünlü yönetmen Martin Scorsese’ye yapay zeka desteği sonrası tepki yağdı: 'Sanatçılara ihanet etti'

Yapay Zekâlı Boğa: İnsanlar Martin Scorsese’ye neden kızgın?
Yapay zekâ fırtınası: İnsanlar neden Martin Scorsese’ye öfkeli? ©  David Mouriquand - Canva
© David Mouriquand - Canva
By David Mouriquand
Yayınlanma Tarihi Son güncelleme
Paylaş Yorumlar
Paylaş Close Button

Hollywood’daki yapay zeka tartışmalarının merkezine bu kez sinema tarihinin en büyük dehalarından Martin Scorsese oturdu. Ünlü yönetmenin, ön hazırlık sürecinde 'yaratıcı açıdan özgürleştirici' bulduğunu belirterek, bir yapay zeka aracına destek vermesi sanat dünyasında infiale yol açtı.

Taxi Driver, Raging Bull, Goodfellas, The Departed ve Killers of the Flower Moon gibi sinema tarihine yön veren başyapıtların arkasındaki 83 yaşındaki Martin Scorsese, sadece bir yönetmen değil, aynı zamanda sinema sanatının en ödün vermez savunucularından biri olarak kabul ediliyor. Ancak sinema dünyasının yaşayan efsanesi, film yapım sürecinde yapay zeka (AI) kullanımını övmesi ve teknoloji şirketi Black Forest Labs’e açıkça destek vermesi nedeniyle şu günlerde eleştirilerin odağında.

REKLAM
REKLAM

Oscar ödüllü yönetmenin, Almanya merkezli yapay zeka şirketine, özellikle de "FLUX" adlı görüntü üretim programının geliştirilmesi sürecinde "danışman" olarak katıldığı açıklandı. Kendini "görsel zeka için sınır yapay zeka araştırma laboratuvarı" olarak tanımlayan şirket, bu iş birliğini usta yönetmenin açıklamalarını içeren bir video ile duyurdu.

Yayınlanan tanıtım videosunda, yaklaşık 70 yıldır kendi storyboard’larını (resimli taslak) çizdiğini belirterek söze başlayan Scorsese, şu ifadeleri kullandı:

"Aklınızda canlandırdığınız şeyi oyuncularınıza ve ekibinize nasıl aktaracağınız sorunu sinemada hep vardı. Bazı şeylerin mutlaka görülmesi ve hissedilmesi gerekir. Ben teknoloji ile hikâye anlatımı arasındaki kesişimle ve bunun yaratıcılığın sınırlarını zorlayarak seyirciler için daha derin deneyimler üretip üretemeyeceğiyle ilgileniyorum."

Bu yeni yapay zeka aracı sayesinde zihnindeki görselleri yapım tasarımcısı, sanat yönetmeni ve görüntü yönetmeniyle çok daha net ve verimli paylaşabildiğini belirten usta yönetmen, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunu yakın zamanda bir sahnede denedim ve storyboard’u görselleştirip anında paylaşabilmek yaratıcı anlamda özgürleştiriciydi. Ön hazırlık sürecinde zaman paradır; bu araç kaliteden ya da ustalığın zarafetinden feda etmeden daha hızlı ilerlememize imkân tanıdı."

Teknolojik dönüşüm mü, varoluşsal tehdit mi?

Aslında Scorsese’nin yeni teknolojilere kucak açması sinema çevresi için tamamen şaşırtıcı değil. Deneyimli yönetmen geçmişte Hugo filminde 3D teknolojisini, The Irishman filminde ise oyuncuları gençleştirme (de-aging) dijital araçlarını çekinmeden kullanmıştı. Hatta 2024 Berlin Film Festivali’nde sinemanın ölüp ölmediği sorulduğunda, "Sinema ölmüyor, sadece dönüşüyor. Teknolojinin bizi korkutmasına izin vermemeliyiz" diyerek bireysel anlatım sesinin TikTok'ta bile kendine yer bulabileceğini savunmuştu.

Ancak yapay zekanın, yaratıcı süreçte insan emeğinin yerini alma potansiyeli, sanat dünyasında son derece hassas ve varoluşsal bir tehdit olarak görülüyor. Hollywood endüstrisi genel olarak “AI slop” (yapay zeka çöpü) olarak adlandırılan niteliksiz dijital üretimleri reddederken, sinemanın en büyük koruyucularından birinin bu yükselişi meşrulaştırması sert tepkileri beraberinde getirdi.

'Kendi mirasına ihanet ediyor'

Birçok sinema eleştirmeni ve sanatçı, Scorsese’nin geçmişte Marvel filmlerini "sinema olmamakla" eleştiren muhafazakar çizgisine atıfta bulunarak, onun bu yapay zeka ortaklığını "büyük bir ikiyüzlülük ve ihanet" olarak nitelendirdi. Tepki gösterenlerin ortak paydası, yönetmenin tüm kariyeri boyunca savunduğu insani sanatsal değerlere ters düştüğü yönünde.

Avengers: Endgame, Black Panther ve Doctor Strange gibi dev bütçeli Marvel yapımlarının sanat departmanında görev almış olan ünlü konsept sanatçısı Karla Ortiz, tepkisini şu sözlerle dile getirdi: "Birlikte çalıştığı tüm storyboard sanatçılarının geçim kaynaklarını, muhtemelen yine o storyboard sanatçılarının eserleri üzerinden eğitilmiş modellerle yerle bir ederek çöpe atıyor. Mirasını ve sahip olduğu gücü böyle bir amaç için kullanması gerçekten mide bulandırıcı."

Bağımsız sinemanın tanınan yönetmenlerinden Boots Riley ise duruma daha pragmatik ve sert bir spekülasyonla yaklaşarak, "Tahminim şu: 83 yaşında, ailesine bir yığın para verdiler, o da bir gelir kapısı olsun istedi. Yapay zekânın zaten eninde sonunda çakılacağını düşünüyor, bu yüzden de geride bırakacağı şeyi hiç umursamadı. Eğer durum böyle değilse, o zaman çok daha kötü," ifadelerini kullandı.

Tepkilerden bazılarını aşağıda görebilirsiniz:

Öte yandan, elbette Marty’yi savunanlar da vardı: “Eğer yapay zeka, Scorsese gibi biri için kafasındakileri görüntü yönetmenine ya da prodüksiyon ekibine daha hızlı göstermesini sağlıyorsa, bunda bir sorun göremiyorum” diyenler oldu.

Bir başkası ise şöyle yazdı: “Yapay zekayı sinemanın yerine koymak için kullanmıyor. Sizden de kullanmanızı istemiyor. Sadece fikirleri ön hazırlık aşamasında daha hızlı görselleştirmek için kullanıyor, bu da tam olarak bu tür bir aracın anlam kazandığı yer. Bu, sanatın ölümü değil.”

Bazı hayranlarından gelen desteklere rağmen Scorsese’nin yapay zekayı onaylaması birçok kişinin ağzında buruk bir tat bıraktı.

Bu hamleyle Scorsese, yapay zeka kullanımını destekleyen başka sinema insanlarının arasına katılmış oldu.

Öte yandan, Guillermo Del Toro kesinlikle onlardan biri değil.

Avatar'ın yaratıcısı James Cameron, 2024'te Stability AI’ın yönetim kuruluna katıldı ve bu teknolojinin film yapım süreçlerini nasıl sadeleştirebileceği üzerine konuştu.

Cameron geçen yıl Boz to the Future podcast’inde, “Bunun maliyetini nasıl yarıya indireceğimizi bulmamız gerekiyor” diye konuşmuştu. “Bu, efekt şirketinde personelin yarısını işten çıkarmak anlamına gelmiyor. Bu, belirli bir plan üzerinde tamamlama hızlarını iki katına çıkarmak, yani ritmi ve üretim döngüsünü hızlandırmak; böylece sanatçılar başka havalı işlere, sonra da başka havalı işlere geçebilsin demek.”

Darren Aronofsky’nin stüdyosu, bir dizi kısa filmde Amerikan Devrimi’ni yeniden canlandırmak için yapay zekâdan yararlanırken, Steven Soderbergh ise John Lennon hakkındaki son belgeseli John Lennon: The Last Interview'da bazı görsel sahneleri oluşturmak için bu teknolojiyi kullandı.

Hatta Steven Spielberg bile yakın zamanda, mekân keşfi gibi işleri üstlenerek yapay zekânın “bizi bir sürü angaryadan kurtarabileceğini” söyledi. Ancak yapay zekânın yalnızca “büyük bir alet çantasındaki araçlardan biri” olması gerektiğini ve yaratıcı hiçbir konuda “son sözü” söylememesi gerektiğini de özellikle vurguladı.

Başlıca film festivalleri de bu trende kayıtsız kalmıyor. Kısa süre önce Cannes Film Festivali’nin marketinde, Hell Grind adlı 95 dakikalık yapay zekâ ile üretilmiş bir aksiyon filmi gösterildi; Tribeca Film Festivali ise önümüzdeki hafta (10 Haziran) 75 dakikalık yapay zekâ yapımı dokudrama Dreams Of Violets'ın prömiyerini yapacak. İranlı sivil direnişe odaklanan filmin festivalde yer alması, Tribeca’nın kurucu ortağı Jane Rosenthal tarafından savunuldu; Rosenthal, Variety'e şunları söyledi: “Yönetmen İranlı; ailesi, akrabaları ve arkadaşları hâlâ orada ve iki aylık bir sürede hikâyesini kendi istediği gibi anlatmasının tek yolu buydu.”

Çevrimiçi tepkilerle karşı karşıya kalınca ise şöyle ekledi: “Biri bununla ilgili bir şarkı yazsa, bir şey demezsiniz; biri bir şiir yazsa, bir şey demezsiniz; biri dans etse, yine bir şey demezsiniz. "Öyleyse [yönetmen Ash Koosha] da kendi yolundan gitti, bence bunu o bağlamda değerlendirmek gerekiyor.”

Scorsese’nin desteğinin olası sonuçları

Scorsese’nin yapay zekâya sahip çıkması, basitçe bir para kapısı mı? Sinemada yapay zekâdan kaçınılamayacağının moral bozucu bir göstergesi mi? Yoksa sadece, eski kuşağın zamana ayak uydurmaya çalışması olarak görmezden gelinebilecek bir hamle mi?

Scorsese’nin desteğini, sinema endüstrisinin olası geleceğine dair – ön hazırlık aşamasındaki yaratıcı emekçiler için oluşturduğu tehditten başlayarak – bir başka alarm verici işaret olarak görmemek rahatlatıcı olurdu elbette; ama yaratıcılar, yaşı büyük olanlar da gençler de, kendilerini hâlâ tehdit altında hissediyor.

Genç kuşağı, 20 yaşındaki sansasyon Kane Parsons temsil ediyor; YouTube yıldızlığından sinemaya geçen Parsons’ın filmi Backrooms, 2026’nın en büyük sürpriz hitlerinden biri.

The Australian’a verdiği yakın tarihli bir röportajda Parsons, yapay zekâyı “kültürel ve ekonomik çürüme” olarak niteleyerek ne düşündüğünü açıkça ortaya koydu.

“Sanırım çoğu sağduyulu insanla aynı durumdayım” diyor. “Parmak şıklatmasıyla üretimsel yapay zekâyı sonsuza dek ortadan kaldırabilsem, muhtemelen yapardım. Yaratıcı açıdan bu araçları kullanmaktan hiçbir keyif almıyorum. Benim için işin amacını tamamen ortadan kaldırıyor.”

“Beni daha çok ilgilendiren, onu sanatsal olarak sorgulamak” diye devam ediyor. “Şimdiden, sokağa çıktığınızda karşınıza bariz şekilde yapay zekâ ürünü olan billboard’lar ve tabelalar çıkan bir dünyada yaşıyoruz. Bu, görsel gerçekliğimizin bir parçası haline geldi. Bana göre üretimsel yapay zekâ, bir yenilik olmaktan çok, daha geniş bir kültürel ve ekonomik çürümenin belirtisi gibi geliyor.”

Parsons sözlerini şöyle noktalıyor: “Ben bu ikonografiyi sanatta kullanmakla ilgileniyorum; yapay zekayı bizzat sanat üretmek için değil, neyi temsil ettiğini incelemek için kullanmak istiyorum. Bunu gelecekteki projelerde daha da fazla araştırmayı kesinlikle istiyorum.”

Marty’nin bunu sanatsal açıdan mı sorguladığını yoksa kullanmaya mı hazırlandığını söylemek için henüz çok erken.

Resmî açıklamaların hiçbirinde, yönetmenin yakın zamanda yapay zekâ ile üretilmiş görüntüler kullanacağına ya da gelecekteki bir filminde Tilly Norwood’a rol vereceğine dair bir ima yok; ayrıca Scorsese–Black Forest Labs ortaklığının kapsamına ilişkin de çok az bilgi mevcut.

Bir sonraki projesi What Happens At Night, Patrick Marber’ın 2020 tarihli romanından uyarlanan ve başrollerinde Leonardo DiCaprio, Jennifer Lawrence ile Mads Mikkelsen’in yer aldığı film; umarız bu yapımda yapay zekâya hiç yer verilmez.

Bu arada sinemacıların, ortamın nabzını iyi tutup işbirliklerinin kapsamını açıkça anlatmaları, korkuları bir nebze olsun yatıştırmak açısından yerinde olacaktır. Bunu yaparken, Hollywood oyuncular sendikası SAG-AFTRA’nın bu yılın başında yaptığı açıklamayı da tekrar etmeyi isteyebilirler: “SAG-AFTRA, yaratıcılığın insan merkezli olduğuna ve öyle kalması gerektiğine inanıyor.”

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Yapay zeka kabusu: Tillyverse nedir ve sinema dünyası neden tedirgin?

Ünlü yönetmen Martin Scorsese’ye yapay zeka desteği sonrası tepki yağdı: 'Sanatçılara ihanet etti'

Quentin Tarantino'dan Hollywood'a: 'Ruhsuz sosis fabrikası'