Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Genetik çalışma: Yeme bozuklukları sadece kiloyla açıklanamıyor

Genetik bir çalışma, yeme bozukluklarının yalnızca vücut ağırlığıyla ilgili olmadığını ortaya koyuyor.
Genetik araştırma, yeme bozukluklarının yalnızca kilo ile sınırlı olmadığını ortaya koyuyor. ©  Cleared/Canva
© Cleared/Canva
By Marta Iraola Iribarren
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Yeni araştırmalar, yeme bozukluklarının yalnızca vücut ağırlığıyla açıklanamayacak biyolojik temellere dayandığını gösteriyor.

Yeme bozuklukları genellikle kilo ve beden algısıyla bağlantılı bir ruh sağlığı sorunu olarak görülüyor, ancak yeni bir çalışma tablonun çok daha karmaşık olduğunu ortaya koyuyor.

REKLAM
REKLAM

İsveç’teki Karolinska Enstitüsü tarafından yürütülen araştırma, tıkınırcasına yeme davranışları ve anoreksiya nervozada rol oynayabilecek genetik faktörleri inceledi.

Yeme bozuklukları, başta yüksek gelirli ülkeler olmak üzere dünya çapında milyonlarca insanı etkiliyor; Batı Avrupa ise yükün en yüksek olduğu bölge olarak öne çıkıyor.

Bu bozukluklar, anormal yeme biçimleri ve yiyeceğe takıntılı olmanın yanı sıra belirgin kilo ve vücut şekli kaygılarını içeriyor. Belirtiler, ciddi sağlık riski veya hasarına, ruhsal sıkıntıya ya da normal işlevlerin bozulmasına yol açıyor ve vakaların yüzde 95’inin ilk kez 25 yaşından önce ortaya çıktığı tahmin ediliyor.

Nature Mental Health (kaynak İngilizce) dergisinde yayımlanan çalışma, tıkınırcasına yeme davranışı gösteren yaklaşık 40 bin kişi ile anoreksiya nervozası olan yaklaşık 25 bin kişiyi, yeme bozukluğu olmayan 1,2 milyondan fazla kişiyle karşılaştırdı.

Araştırmacılar, tıkınırcasına yeme veya anoreksiya nervoza gibi yeme bozukluklarının gelişme riskinin artmasıyla istatistiksel olarak ilişkilendirilen genetik varyasyonlar belirledi.

Karolinska Enstitüsü Tıbbi Epidemiyoloji ve Biyoistatistik Bölümünde baş araştırmacı olan Lu Yi, “Bulgularımız yeme bozukluklarının yalnızca vücut ağırlığıyla ilgili olmadığını gösteriyor. Bu durumlarla ilişkili genetik varyantların çoğu, kişinin ne kadar kilo olduğuna etki eden varyantlardan farklı” dedi.

“Bu da yeme bozukluklarının biyolojik temeline dair daha incelikli bir tablo sunuyor” diye ekledi.

Araştırmacılar, tıkınırcasına yeme ile bağlantılı altı, anoreksiya ile bağlantılı sekiz genetik belirteç tespit etti; bunlardan ikisi, anoreksiya nervozayla ilişkili olan ve daha önce tanımlanmamış belirteçlerdi.

Bilim insanları daha sonra bu belirteçleri kullanarak, kişinin taşıdığı tüm belirteçlerin küçük etkilerini toplayan bir “poligenik risk skoru” hesaplayabiliyor. Yüksek skora sahip bir kişinin bu risk belirteçlerinden daha fazlasını taşıdığı ve istatistiksel olarak bu bozuklukları geliştirme olasılığının daha yüksek olduğu kabul ediliyor.

Diğer rahatsızlıklara biyolojik bağ

Çalışma ayrıca, belirli belirteçlere sahip olmanın başka özelliklere yönelik ortak bir biyolojik yatkınlığa işaret edebileceğini ortaya koydu. Örneğin, tıkınırcasına yeme için belirlenmiş bazı belirteçler, sigara içme veya risk alma gibi dürtü kontrolüyle ilgili davranışların, yüksek vücut kitle indeksi (VKİ) ve dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) da belirteçleri.

Öte yandan anoreksiya için belirteçler, obsesif kompulsif bozuklukla (OKB) daha güçlü genetik bağlar gösterdi.

Araştırmacılar, beden ağırlığının her iki durumda da önemli bir etmen olmasına rağmen, tıkınırcasına yeme ve anoreksiya nervozayla ilişkili genetik bağlantıların, vücut kitle indeksini etkileyen genetik faktörlerden farklı olduğunu da saptadı.

Bu durum, yazarların belirttiğine göre, yeme bozukluklarının yalnızca kilo veya metabolizma üzerinden açıklanamayacağını gösteriyor.

Karolinska Enstitüsü’nden yardımcı doçent Lisa Dinkler, “Bu çalışma, farklı yeme bozukluklarının kısmen birbirinden ayrı biyolojik mekanizmalarla yönlendirildiğini ortaya koyuyor” dedi.

“Uzun vadede bu bilgi, her bir durumun kendine özgü özelliklerini dikkate alan daha hedefe yönelik tedavi stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir” diye ekledi.

Araştırmacılar, söz konusu belirteçlerin hâlâ bir kişinin durumunun zayıf öngörücüler olduğunu ve bireyin risk profilini doğru biçimde anlayabilmek için diğer risk faktörleriyle birlikte ele alınması gerektiğini uyardı.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Kişiye özel aşılama için yeni umut: Bağışıklık yanıtı önceden öngörülebilir

İspanya verem ve uyuz vakaları sonrası Ceuta'ya aşı gönderiyor

Bilim insanları daha etkili mRNA ilaçları için yeni yol keşfetti