Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

İtalyan dehası Michelangelo, İstanbul’da özel etkinlikle anıldı

Venedik Sarayı
Venedik Sarayı ©  Buse Keskin
© Buse Keskin
By Buse Keskin
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar
Paylaş Close Button

İtalyan Büyükelçiliği tarafından İstanbul'daki Venedik Sarayı'nda düzenlenen etkinlikte sanat tarihçisi Costantino D’Orazio, Michelangelo’nun yaşamını, yaratım sürecini ve insan bedenine dair ilahi bakışını anlatarak Rönesans dehasını çağdaş bir okumayla yeniden yorumladı.

İtalyan Büyükelçiliği, İtalyan dehası Michelangelo'yu tüm yönleriyle tanıtmayı amaçlayan yeni bir kültürel program kapsamında pazartesi günü Venedik Sarayı'nda Michelangelo Buonarroti’ye adanmış özel bir etkinlik düzenledi.

REKLAM
REKLAM

Sanat tarihçisi Costantino D’Orazio, kendi kitabı “Michelangelo. Io sono fuoco”nun (“Michelangelo. Ben Ateşim”) Türkçe çevirisinin yayımlanması vesilesiyle sanatçının yaşamını ve eserlerini anlattı. Ketebe Yayınları tarafından Türkçeye kazandırılan kitap, Michelangelo’nun hikâyesini sanki kendi ağzından aktarıyor; onun taşla, boyayla ve Tanrı’yla kurduğu derin bağa odaklanıyor.

Etkinliğin açılışında konuşan İtalya’nın yeni Türkiye Büyükelçisi Giuseppe Manzo, “Bu akşam İtalyan dehasını birlikte düşünelim: Haliç üzerine taş köprü tasarlayan Leonardo’nun hayalinden, beş yüz yıl sonra Boğaz’a iki köprü inşa eden İtalyan mühendislik şirketlerine kadar,” diyerek İtalyan yaratıcılığının sürekliliğine dikkat çekti.

D’Orazio, konuşmasında Michelangelo’nun sanatını biçimlendiren dönüm noktalarını kronolojik bir yolculukla anlattı. Sanatçının Floransa’daki erken dönemine uzanarak, Lorenzo de’ Medici’nin himayesine nasıl girdiğini ve genç yaşta antik heykeller arasında insan bedenine duyduğu tutkuyu keşfettiğini aktardı. Michelangelo’nun sanat anlayışının merkezinde, insan bedeninin yalnızca fiziksel bir biçim değil, aynı zamanda ruhun ve ilahi enerjinin yansıması olduğuna dair derin bir inanç bulunduğunu vurguladı.

Bu inanç, onu erken yaşlarından itibaren farklı kıldı. Ustalarının biçimsel sınırlarını aşarak bedenin en karmaşık duruşlarını, gerilimini ve duygusunu taşın içinde canlandırmaya çalıştı. D’Orazio, sanatçının San Marco Bahçesi’nde yaptığı ilk mitolojik sahnelerden, Santo Spirito’da anatomi çalışmaları için geceleyin kadavraları incelediği dönemlere kadar, onun insan bedenini hem kutsal hem de trajik bir alan olarak gördüğünü belirtti.

Konuşmasında, Michelangelo’nun “Pieta” heykeliyle mermeri neredeyse canlı bir maddeye dönüştürmesini, taşın sertliğini anne şefkatine dönüştüren zarafetini anlattı. Eserde Meryem’in genç yüzüyle ilahi saflığın, İsa’nın sakin bedeninde ise yeniden doğuşun sembolize edildiğini söyledi.

Ardından “David” heykeline geçerek, Michelangelo’nun Floransa’nın özgürlük ve direniş ruhunu bir genç bedenin gerginliğiyle somutlaştırdığını dile getirdi: “Michelangelo, Davud’u zafer anında değil, taşını fırlatmadan hemen önceki o duraksama anında gösterir. Gerilimin kendisi kahramanlıktır,” dedi.

Sanatçının Roma’daki yıllarında Papa II. Julius’un mezarı için tasarladığı ancak tamamlanamayan “Tutsaklar” (Prigioni) serisiyle, insanın maddeye karşı mücadelesini taşa kazıdığını anlattı. D’Orazio’ya göre bu yarım kalmış figürler, sanatçının “her insan ruhunun taşın içinde sıkışmış bir halde kurtuluşu aradığı” düşüncesinin somut ifadesiydi.

Michelangelo’nun Sistine Şapeli’ni resmetmeye başladığında ise kendisini bambaşka bir sınavın içinde bulduğunu belirtti: “Kendini heykeltıraş olarak gören biri, Tanrı’nın hikâyesini gökyüzüne resmetti. Dört yıl boyunca yalnız çalıştı, başı yukarıda, boynuna sinen acıyla.” D’Orazio, Yaratılış sahnesindeki Tanrı ile Adem’in parmak uçlarını ayıran boşluğun “insanlık tarihinin en anlamlı sessizliği” olduğunu söyledi. Michelangelo’nun Tanrı’yı yaşlı bir bilge olarak değil, yaratıcı kudretiyle insana benzeyen genç bir beden olarak tasvir ettiğini vurguladı.

Sanatçının geç dönemine geldiğinde, “Son Yargı” freskindeki figürlerin artık kurtuluşun değil, insanın kırılganlığının birer sembolüne dönüştüğünü anlattı. Bu dönemde mükemmel anatominin yerini ruhsal gerilimin aldığını, Michelangelo’nun Tanrı’yla hesaplaşan yalnız bir sanatçıya dönüştüğünü söyledi.

Son olarak, onun Aziz Petrus Bazilikası Kubbesi’nin mimarı olarak taşla göğü birleştirdiğini hatırlattı: “Michelangelo’nun elleri hem taşa hem göğe dokunmayı başardı. O, insanın Tanrı’ya en çok yaklaştığı andır,” dedi.

Etkinlik, İstanbul İtalyan Kültür Merkezi iş birliğiyle gerçekleştirildi.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Eurovision krizi: İtalyan devlet yayıncısı, Filistinli bir sanatçının sahne almasını talep etti

İtalyan tenor Andrea Bocelli 2026 Kış Olimpiyatları açılış töreninde sunuculuk yapacak

Dünyada ilk: İtalyan mutfağı UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde