Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Paul McCartney’den geçmişe dönüş: 'The Boys Of Dungeon Lane'

Euronews Culture'ın Paul McCartney'nin "The Boys of Dungeon Lane"ine dair değerlendirmesi
Euronews Culture’dan Paul McCartney’nin "The Boys of Dungeon Lane"ine dair değerlendirme ©  Capitol
© Capitol
By David Mouriquand
Yayınlanma Tarihi Son güncelleme
Paylaş Yorumlar
Paylaş Close Button

Altı yıl aradan sonra gelen ilk solo albümünde Paul McCartney geçmişe dönüp nostaljiyle yüzleşiyor. Peki, bu kez anıların çekim gücüne kapılmadan yol almayı başarabiliyor mu?

“Get back... Get back... Get back to where you once belonged.”

REKLAM
REKLAM

Nostalji baş döndürücü bir duygu. Geçmişe duyulan özlem, çoğu zaman her şeyin daha sade, daha güzel ve daha anlamlı göründüğü bir döneme dönüş isteğiyle birlikte geliyor.

Bu duygu, Paul McCartney’nin 20'inci solo albümü “The Boys Of Dungeon Lane”in merkezinde yer alıyor. Albüm adını, sanatçının çocukluk yıllarını geçirdiği Liverpool’dan Speke kıyılarına uzanan yoldan alıyor.

Albüm, Ringo Starr’ın “Long Long Road” adlı solo çalışmasının yayımlandığı ve hayranların yeni The Rolling Stones albümünü beklediği bir dönemde geliyor. Görünen o ki 2026, müzik dünyasında nostaljinin yeniden yükseldiği bir yıl olmaya aday.

Ancak geçmişe dönük romantik bakışın her zaman güvenli olmadığı da hatırlatılıyor. “Nostalji” kelimesinin Yunanca kökeni bile bunu ima ediyor: “nostos” (eve dönüş) ve “algos” (acı).

Peki “The Boys Of Dungeon Lane”, 83 yaşındaki müzik efsanesi için duygulu bir geçmiş yolculuğu mu, yoksa hüzünlü bir hesaplaşma mı?

Albüm büyük ölçüde ilkine yakın duruyor.

McCartney’nin içe dönük ruh hâli daha şarkı isimlerinden itibaren hissediliyor: “Lost Horizon”, “Ripples In A Pond”, “Home To Us”, “Life Can Be Hard” ve açılış parçası “Days We Left Behind”.

Özellikle “Days We Left Behind”, Beatles öncesi yıllara dönüp bakan yumuşak ve etkileyici bir ağıt olarak öne çıkıyor. McCartney burada çağdaş bir ses yaratmaya çalışmak yerine, gücünü kendi köklerinden alan bir yaklaşım benimsiyor.

Albümün nostalji duygusunu en güçlü hissettiren anları arasında, McCartney’nin çocukluk aşkını andığı ve yer yer Wings döneminin ruhunu taşıyan “As You Lie There” öne çıkıyor. Oldukça akılda kalıcı olan “We Two” ise romantizmini hiç gizlemeyen yapısıyla dikkat çekiyor.

Albümün kapanışında yer alan “Salesman Saint” ve “Momma Gets By” da duygusal ağırlığı yüksek parçalar arasında. Her iki şarkı da McCartney’nin ebeveynlerine bir saygı duruşu niteliğinde. Gitar ve bakır nefeslilerin öne çıktığı “Salesman Saint”, İkinci Dünya Savaşı kuşağının dayanıklılığına selam gönderirken, yükselen yaylılarla şekillenen “Momma Gets By”, annesine adanmış sıcak bir balad olarak öne çıkıyor. Şarkının “She loves him / She loves him with all her heart and soul” dizeleri albümün en samimi anlarından birini oluşturuyor.

Albümde dikkat çeken noktalardan biri de nostaljinin yalnızca yumuşak akustik düzenlemelerle sınırlı kalmaması. Baladların yanında daha sert ve enerjik rock anları da yer buluyor. Glastonbury’deki psikedelik atmosferi çağrıştıran “Mountain Top”, eğlenceli ve deneysel yapısıyla öne çıkarken; yüksek enerjili “Come Inside”, “Macca” lakaplı Paul McCartney’nin hâlâ stadyumları ayağa kaldırabilecek bir özgüvene sahip olduğunu gösteriyor.

Tek handikap, albüm ilerledikçe bazı parçaların pek iz bırakmayanlar sınıfına düşmesi. Çekiciliklerini koruyorlar ama ‘Down South’ gibi, Paul ile George Harrison’ın çıktığı bir araba yolculuğunu anlatan şarkıların ve ‘First Star of the Night’ın duygulara eşlik edecek kadar akılda kalıcı melodilere ihtiyacı var. Biraz fazla bayat kaçan Paul ve Ringo düeti ‘Home To Us’ içinse, bu buluşmanın bu kadar tanıdık tınlaması üzücü.

Yine de albümün asıl amacı belki de tam olarak bu tanıdıklık hissini yaratmak. “The Boys Of Dungeon Lane”, baştan sona son derece teskin edici bir dinleme deneyimi sunuyor. Bunun nedeni, çalkantılı dönemlerde bilinçli ya da bilinçsiz biçimde teselli arıyor olmamız olabilir. Ancak şu da açık: Seksenli yaşlarını geride bırakan Paul McCartney hâlâ güçlü pop melodileri yazma yeteneğini kaybetmiş değil.

Albümün sepya tonlarına bulanmış kırılganlığı ise beklenmedik ölçüde dokunaklı. Pek çok şarkı, ilk anda klişe gibi duyulsa da dikkatle dinlendiğinde sade ama etkili bir yaşam bilgeliği taşıyan yumuşak itiraflara dönüşüyor.

McCartney’nin blues tınıları taşıyan “Lost Horizon”da söylediği gibi: “You gotta live for now / Make every moment count.”

‘The Boys Of Dungeon Lane’ belki geç dönem bir başyapıt değil, ama McCartney hedeflediği şeyi başarıyor: Geçmişi hiç çekinmeden kucaklıyor, o uzun ve dolambaçlı yolda bir kez daha gezintiye çıkıyor ve hatırlamanın keyfini çıkarıyor.

Elbette bazı melodiler her zaman zirveye çıkmıyor, ancak albüm, 2005 tarihli 'Chaos And Creation In The Backyard'dan bu yana McCartney’nin rahatlıkla en iyi solo çalışması. Ve madem geçmişle hesaplaşmak bugünde gerçekleşen bir eylem, ‘The Boys Of Dungeon Lane’ hâlâ ona sahip olduğumuz için ne kadar şanslı olduğumuzu hatırlatıyor. Sonuçta, hafıza yolunda yapılan bir yürüyüş ille de acıya çıkmak zorunda değil size nereden geçtiğinizi ve bugüne neyin getirdiğini anımsatabilir. Geriye kalan tek şey, bugünü yaşama ihtiyacı.

Paul McCartney'nin 'The Boys Of Dungeon Lane'i çıktı ve raflarda yerini aldı.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Yapay zekâ ajanları simülasyonda hırsızlığa, gözdağına ve çöküşe sürüklendi

'Saplantı': İnternet çağının karanlık arzularına korku dolu bakış

'Hödük': Trump, ekranlara veda eden Stephen Colbert’i hedef aldı