Üç yıl önce Ursula von der Leyen, AB-Çin ilişkilerine dair dönüm noktası niteliğindeki konuşmasında kararlı bir yaklaşım sinyali vermişti. Bugün sözlerini eyleme dökmenin eşiğinde, ancak önünde hâlâ son derece zorlu bir engel duruyor.
Ursula von der Leyen'in bugüne kadar yaptığı konuşmalar arasında, aradan geçen yıllara rağmen etkisini koruyan ve bugün belki de her zamankinden daha güçlü yankı bulan bir konuşma öne çıkıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı, Mart 2023'te yaptığı kapsamlı ve dönüm noktası niteliğindeki konuşmasında, "dünyadaki en karmaşık ve en önemli ilişkilerden biri" olarak tanımladığı Avrupa Birliği-Çin ilişkilerini ayrıntılı şekilde değerlendirmişti.
O dönemde, Rusya'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaş siyasi gündemi domine ederken, bir AB liderinin kamuoyuna yönelik konuşmasını tamamen Çin'e ayırması alışılmış bir durum değildi. Nitekim von der Leyen, konuşmasının ilk bölümünde Çin Devlet Başkanı Şi Cinping'i, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile kurduğu "sınırsız dostluk" nedeniyle sert sözlerle eleştirmişti.
Ancak von der Leyen'in temel eleştirileri ekonomi alanında yoğunlaşıyordu. Çin'in piyasa bozucu sübvansiyonları, haksız rekabet uygulamaları, ekonomik baskı yöntemleri, büyüyen ticari dengesizlikler, zorunlu teknoloji transferleri ve kritik hammaddelerdeki tekel konumuna uzun uzun değinen Komisyon Başkanı, tüm bu sorunların yeni bir yaklaşımı gerekli kıldığını savunmuştu: "Risk azaltma" (de-risking).
Bugün ise söz konusu sorun başlıkları, Avrupa Komisyonu içinde hız kazanan kapsamlı bir muhasebenin merkezinde yer alıyor. Çin'den gelen düşük maliyetli ithalatın Avrupa ekonomisi üzerindeki baskıyı artırdığı, istihdam kayıplarına yol açtığı ve bazı fabrikaların kapanmasına neden olduğu yönündeki endişeler giderek büyüyor.
Avrupa genelinde yaygınlaşan sanayisizleşme korkusu, von der Leyen'in konuşmasında doğrudan yer almamış olsa da tehdidin boyutu açık biçimde ortaya konmuştu.
Von der Leyen konuşmasında, "Çin'i dünyaya daha az bağımlı, dünyayı ise Çin'e daha bağımlı hâle getirmeyi amaçlayan net bir yönelim ve çaba göreceğiz" ifadelerini kullanmıştı. Komisyon Başkanı ayrıca, "Güvenlik ve kontrol ihtiyacı artık serbest piyasalar ve açık ticaret mantığının önüne geçiyor," demişti.
Yaklaşık 36 dakika süren konuşma, birçok analist ve yorumcu tarafından gerçekçi ve net bir değerlendirme olarak övülürken, Çinli yetkililer tarafından ise yanıltıcı ve tutarsız olduğu gerekçesiyle sert şekilde eleştirilmişti.
Ancak ne analistler ne de Çinli yetkililer von der Leyen'in asıl hedef kitlesiydi. Komisyon Başkanı'nın mesajları, nihai karar gücünü elinde bulunduran AB üyesi devletlere yönelikti.
"Birlikte hareket edebilmek için ortak bir iradeye ihtiyacımız var," diyen von der Leyen, üye ülkeleri ortak bir yanıt vermeye çağırmıştı.
Ancak ironik biçimde, Pekin politikası konusunda yıllardır süregelen görüş ayrılıklarıyla hareket eden üye devletler, von der Leyen'in temel mesajlarını zayıflatan en önemli unsur oldu.
Von der Leyen’in ticareti çeşitlendirme çağrısı büyük ölçüde kulak ardı edildi ve COVID-19 pandemisi sırasında başlayan dengesiz gidişat daha da derinleşti. 2025, bloktaki her bir üye ülkenin Çin’le ticarette açık verdiği ilk yıl olarak kayıtlara geçti.
Hükümetler, riskleri azaltmanın pratikte ne anlama geldiğine dair ortak bir tanım üzerinde uzlaşamadı; bazıları sorumluluğu Çin’den uzaklaşmanın ve daha yüksek maliyetleri üstlenmenin finansal teşvikini görmeyen özel şirketlere havale etti.
Bu arada, von der Leyen’in ticaret araçlarının “daha cesur ve daha hızlı” şekilde kullanılmasına yönelik çağrısı da karmaşık sonuçlar verdi.
Bir yandan Komisyon, üye devletleri derin şekilde bölen tartışmalı bir sürecin ardından Çin menşeli elektrikli araçlara (EV) ek gümrük vergileri getirmeyi başardı. İspanya, başbakanın Pekin ziyaretinin ardından bu tarifeleri desteklemekten çekimserliğe geçti. Von der Leyen’in memleketi Almanya ise karara karşı bir çoğunluk oluşturmak için agresif şekilde harekete geçti.
Yürütme organı ayrıca bazı sektörlerde yerli üretimi artırmaya ve bağlantı altyapısından Çinli Huawei ile ZTE’yi dışlamaya dönük girişimler açıkladı.
Öte yandan Komisyon, başkentlerin sıkı sıkıya koruduğu hassas ihracatlar üzerindeki denetim yetkilerini genişletmesi için üye ülkeleri ikna edemedi. Von der Leyen’in ekonomik güvenlik stratejisigündeme geldi ve kayboldu; yurt dışına giden yatırımları tarayacak yeni bir araç önerisi ise siyasi tepki üzerine rafa kaldırıldı.
Kısmen Çin düşünülerek tasarlanan Zorlamaya Karşı Araç (ACI), von der Leyen’in bizzat Pekin’i şantajla suçlamasına rağmen hâlâ devreye sokulmadı.
Bir diplomat, “Bu tartışmaya geç kaldık” dedi. “Çin 30 yıldır ekonomik güvenlik üzerine düşünüyor. Bizim için bu henüz yeni.”
Dağınıklık tuzağı
Doğrusu, o büyük konuşma beklentileri tam olarak karşılamadı. Ancak Avrupa Politika Merkezi’nin (EPC) genel direktörü ve von der Leyen konuşma yaparken ön sırada oturan Fabian Zuleeg’e göre konulan teşhis sonradan “haklı çıktı”.
Zuleeg Euronews'e, “Çin’le ilişkinin artık sadece ekonomik fırsatlardan ibaret olmadığını; aynı zamanda kırılganlıklar, bağımlılıklar ve ekonomik güvenlik riskleri içerdiğini erken fark etti,” dedi.
“Ancak analizin doğru olması yetmiyor,” diye uyardı. “Avrupa’nın ihtiyacı olan şey stratejik yön ve sonuç doğuran adımlar. Asıl sınırlı ilerleme sağladığımız yer burası. Zorluk hiçbir zaman riskleri teşhis etmek olmadı. Ne yapılacağına karar verip bunun maliyetini göğüslemeye istekli olmakta.”
Dersleri alanlar da oldu ama ciddi bir gecikmeyle. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Belçika Başbakanı Bart De Wever, son dönemde Çin’e karşı tutumlarını sertleştirip daha güçlü koruyucu önlemler çağrısında bulunan ve von der Leyen’in o konuşmasında ortaya koyduğu kararlı yaklaşımı yankılayan liderler arasında.
Söylemdeki bu değişim Komisyon’un dikkatinden kaçmadı.
AB yetkilileri, giderek büyüyen ticaret açığının, Çin’in verdiği hasar –ki bu hasar şimdiden büyük ve maliyetli– geri dönülmez hale gelmeden önce, ülkeyi sınırlamaya dönük daha güçlü ve daha cesur bir strateji için fırsat penceresi yaratmasını umuyor. Yürütme organı, mevcut ticaret araçlarının yeterliliğini ve yenilerini geliştirme olasılığını değerlendiriyor.
Von der Leyen bu hafta yaptığı açıklamada, “Diyalog istiyoruz ama diyalog sonuç üretmeli. Rekabeti seviyoruz ama rekabet adil olmalı. Karşılıklılık ilkesini yansıtan bir Çin pazarına erişim istiyoruz,” dedi. “Üzerinde çalıştığımız bütüncül bir konsept bu.”
Ancak Brüksel, önlerindeki yolun zorluklarla dolu olduğunun farkında.
Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Pekin, mal, hizmet, yatırım ve altyapı projelerinde milyarlarca avronun söz konusu olduğu bir ilişkide AB ülkeleri üzerinde muazzam bir nüfuza sahip. İhracata dayalı ekonomiler, yüzde 15’lik gümrük vergisinin ticareti ciddi ölçüde cazip olmaktan çıkardığı Amerika Birleşik Devletleri’ne alternatif olarak Çin pazarına özel önem atfediyor.
Almanya ve İspanya, Çin’le sıkı ticari bağları nedeniyle özellikle mercek altında.
Berlin, büyük ve küçük şirketlerin Çin’e maruz kalmayı farklı hissetmesinin yarattığı baskıları tartmaya çalışırken çelişkili mesajlar vermeyisürdürüyor. Madrid ise Fransa, İtalya, Hollanda ve Litvanya tarafından imzalanan ve Komisyon’u Çin’e karşı “daha proaktif” olmaya çağıran taslak belgeden uzaklaştı.
Von der Leyen ve ekibi, Pekin’in kolektif eylemi raydan çıkarmak için üye devletleri birbirine düşürdüğü gerekçesiyle “böl ve yönet taktikleri” diye adlandırdığı yaklaşımdan da son derece kaygılı. EV tarifeleri üzerindeki sorunlu oylama, bunun tipik bir örneği olarak hatırlanıyor.
Ancak hükümetlerin uykusunu en çok kaçıran ve von der Leyen’in büyük vizyonunun üzerine gölge düşüren şey, can acıtıcı misilleme tehditleri. Pekin, Brüksel karşılığını sertleştirirse “kararlılıkla misilleme yapacağı” uyarısında çoktan bulundu.
AB, Çin’in dünyaya nadir toprak elementleri ihracatına getirdiği kısıtlamaların yarattığı geçen yılki şokun etkisinden hâlâ çıkabilmiş değil; bu adım, ülkenin elindeki paha biçilmez boğaz noktasının gücünü tüm dünyaya göstermişti. Çin’in ABD tarifelerine nasıl misilleme yapıp Beyaz Saray geri adım atana kadar pozisyonunu koruduğu, Komünist rejimin iş ciddiye bindiğinde ne kadar ileri gidebileceğini ortaya koyuyor.
Kuliste konuşan diplomatlar, karşılıklı misilleme ihtimalinin 27 lider arasındaki çözümsüz bölünmelerin temel nedeni olduğunu kabul ediyor. Her ne kadar von der Leyen’in karanlık tablosuna katılsalar da, hâlâ onun önerdiği ilacı uygulamaya yanaşmıyorlar.
Misilleme korkusu o kadar derin ki, liderler düzenli zirvelerinin ortak sonuç bildirgelerinde Çin’in adını anmaktan ısrarla kaçınıyor. Bunun yerine konuyu, jeoekonomi ve rekabetçilik başlığı altında daha geniş bir çerçevede ele alıyorlar.
Üst düzey bir diplomat, “Üye devletler, Çin’e karşı tek tek hareket etmenin tehlikesini görüyor ve pis işi onlar adına Komisyon’un üstlenmesine razı” diyerek, endişe verici ticaret rakamlarının yeni bir politika ihtimalini artırdığını, ancak bunu garanti etmediğini belirtiyor.
“Her şeyin son derece dikkatli bir şekilde kurgulanması gerekiyor.”