Avrupa Birliği’nin göç ve iltica sistemine yönelik kapsamlı bir reform yakın zamanda yürürlüğe girdi ve bu durum Fransa’daki bazı siyasi figürlerin düzenlemenin temel hükümlerinden birini eleştirmesine yol açtı. Ancak bu iddialar yanıltıcıdır.
Avrupa Birliği üye ülkeleri arasında yıllar süren müzakerelerin ardından, yeni Göç ve İltica Paktı yürürlüğe girdi.
Mayıs 2024’te kabul edilen ve 12 Haziran’da resmen yürürlüğe giren paket, sınır prosedürlerini güçlendirmeyi ve AB’nin iltica sistemini reforme etmeyi amaçlıyor.
Düzenleme, yanlış ve yanıltıcı iddiaların başlıca hedeflerinden biri haline geldi. En çok tartışılan unsurlarından biri, en yüksek göç baskısıyla karşı karşıya olan üye ülkelere destek sağlamayı amaçlayan yeni dayanışma mekanizmasıdır.
Son yıllarda İtalya, Yunanistan, Güney Kıbrıs ve İspanya gibi ülkeler kara ve deniz yoluyla gelen göçmen ve sığınmacıların büyük kısmını kabul ediyor. Fransa’daki aşırı sağcı Ulusal Birlik Partisi’nden (RN) bazı siyasetçiler, göç paktını eleştirerek AB’nin göçmen kabul etmeyi reddeden ülkelere para cezası uygulayacağını iddia etti.
Marine Le Pen, X platformunda yaptığı paylaşımda paktın “Avrupa Birliği üye ülkelerini, para cezası tehdidi altında göçmenleri kabul etmeye zorlayacağını” söyledi.
Ulusal Birlik Partisi’nden diğer paylaşımlarda ise cezanın kişi başına 20 bin euro olacağı iddia edildi. Ancak düzenlemeyi bu şekilde tanımlamak yanıltıcıdır ve daha geniş bağlamı göz ardı etmektedir.
Dayanışma mekanizması
Bir dayanışma mekanizması Mevcut AB sığınma kurallarına göre, bir düzensiz göçmenin Birlik’e ilk giriş yaptığı üye ülke, genellikle sığınma başvurusunu işlemekten sorumludur.
Bu durum, çoğu varışı karşılayan İtalya, Yunanistan, İspanya ve Güney Kıbrıs gibi ön cephedeki ülkelere orantısız bir yük bindirdi. Avrupa Komisyonu, çoğunlukla bu ülkelere varış gerçekleştiği için onları en yüksek göç baskısıyla karşı karşıya olan üye devletler olarak tanımlıyor.
Bu dengesizliği gidermek için Göç ve İltica Paktı, Avrupa Birliği genelinde sorumlulukların daha adil paylaşılmasını sağlamayı amaçlayan bir dayanışma mekanizması getiriyor.
Sistem, Avrupa Komisyonu’nun “zorunlu ama esnek dayanışma” olarak tanımladığı ilkeye dayanıyor.
Yeni kurallar uyarınca, tüm üye devletler bu mekanizmaya katkıda bulunmak zorunda. Ancak bunu mutlaka ön cephedeki üye devletlerden sığınmacı kabul ederek yapmak zorunda değiller.
Aslında yeniden yerleştirme, katkının mümkün olduğu seçeneklerden yalnızca biri. Üye ülkeler bunun yerine operasyonel destek sağlayabilir, sınır yönetimi önlemlerini finanse edebilir, ekipman ve personel gönderebilir ya da mali katkıda bulunabilir.
Bazı siyasetçilerin yanlış yorumladığı da işte bu son seçenek: Yeniden yerleştirme yoluyla hiç sığınmacı almamayı tercih eden ülkeler, kabul etmedikleri her kişi için bunun yerine 20 bin avro ödeyebiliyor. Bu fonlar daha sonra en yüksek göç baskısıyla karşı karşıya olan üye devletlere aktarılıyor.
Avrupa Komisyonu sözcüsü, Euronews’in teyit ekibi The Cube’a yaptığı açıklamada, “Üye devletler bu dayanışma önlemlerinden istediklerini seçmekte tam serbesttir,” dedi.
Dolayısıyla bu ödeme, Le Pen ve diğer Ulusal Birlik siyasetçilerinin öne sürdüğü gibi, göçmenleri reddeden hükümetlere kesilen bir para cezası değil. Aksine, paktla kurulan dayanışma mekanizmasına katılmanın alternatif bir yolu.
Düzenleme metnine göre, yeniden yerleştirme önlemi en az 30 bin sığınmacıyı kapsayacak; ayrıca en az 600 milyon euroluk mali katkı öngörülüyor.
Ancak paktın bu ilk uygulama aşaması bile, etrafındaki siyasi hassasiyetleri şimdiden gözler önüne serdi.
Euronews’in aktardığına göre, üye devletler 2026 yılı için 9 binden az yeniden yerleştirme taahhüdünde bulundu; birçok hükümet, sığınmacı kabul etmek yerine mali katkı ya da başka tür destekleri tercih etti.