Avrupa hükümetleri eğitimde yapay zekânın etik kullanımını tartışıp öğrencilerin YZ okuryazarlığını artıracak bütçeler planlarken, Estonya'nın AI Leap yaklaşımı son derece pragmatik ve yerinde bir örnek olarak öne çıkıyor.
30 yaşın üzerindeki herkes, en az bir iş yöneticisinin, girişimcinin ya da üniversite profesörünün, genç kuşağın yapay zekâyı şaşırtıcı derecede iyi bildiğini ve işleri yapay zekâ sayesinde hızla tamamladığını, ancak gençlerin çoğu zaman aldıkları çıktıları gerektiği gibi sorgulayıp üzerine düşünemediklerini ya da açıklayamadıklarını söylediğini duymuştur.
İnsan denetimi kavramı da hâlâ son derece soyut bir fikir; sağlıklı bir insan denetimi tam olarak nedir? Bunu nasıl öğreteceğiz? Sağlam bir eleştirel düşünme altyapısı olmadan, yapay zekâ araçları, insanların okudukları her şeye inandığı toplumlarda zaten var olan sorunları büyütme riski taşıyor. Eskiden bu aşırı güven geleneksel medyaya yöneliyordu, ardından sosyal medyaya kaydı, şimdi ise sohbet robotları ve çeşitli yapay zekâ araçlarına.
Sonuç olarak, eleştirel düşünme eksikliği hem bireyleri hem de toplumları dış tehditlere karşı daha savunmasız hâle getiriyor; yapay zekâyı tembelce kullanan çalışanlar ise işyerlerini yalnızca ticari ve itibarla ilgili risklere değil, hukuki sonuçlara da açık hâle getiriyor.
Avrupa hükümetlerinin önünde şu anda iki seçenek var: Ya yapay zekâ araçlarının sunduğu fırsat ve tehditlerle pasif biçimde ilgilenip etik meseleler, riskler vb. üzerine yumuşak tonlu, teorik anlatımlara odaklanacaklar; ya da doğrudan üzerine gidip bu araçları öğrencileri doğru yöne yönlendirmek, sadece yapay zekâ okuryazarı değil aynı zamanda eleştirel düşünen genç yetişkinler yetiştirmek için kullanacaklar.
Okullarda yapay zekâ okuryazarlığına yönelik Estonya yaklaşımı – AI Leap programı – diğer pek çok ülkenin ders çıkarıp örnek alabileceği son derece ilginç bir vaka. Genç kuşağı mümkün olduğunca uzun süre yapay zekâdan uzak tutmak gibi imkânsıza yakın bir hedef peşinde koşmak yerine (ki gençler bu sırada zaten yapay zekâ araçlarını aktif ve çoğu zaman sorumsuzca kullanıyor), Estonyalılar en gelişmiş yapay zekâ araçlarını yalnızca beceri kazandırmak için değil, öğretmenleri güçlendirmek ve öğrenciler daha okuldayken eleştirel düşünürler yetiştirmek için kullanıyor.
Estonya AI Leap programı: hedefler, kapsam ve araçlar
AI Leap’in internet sitesine göre, program başlamadan önce bile “Estonyalı öğrencilerin yüzde 64-90’ı yapay zekâ araçlarını kullanıyordu”. Programın kurucularına göre, bu durum olduğu gibi bırakılırsa öğrencilerin düşünme ve öğrenme becerilerini köreltebilir.
Avrupa’nın çeşitli dijital beceri projelerindeki iyi ve kötü deneyimleri herkese tek bir şeyi gösterdi: Yeterince büyük ve cezbedici olmayan beceri programlarının etkisi sınırlı kalıyor. 1,36 milyon nüfuslu Estonya için AI Leap’in kapsamı oldukça iddialı: İki yıl içinde 48 bin öğrenci ve 6 bin 700 öğretmen eğitimden geçecek.
Estonya’nın AI Leap programının iki temel hedefi var: İlki, öğretmenleri öğrencilerin birincil rehberi olarak güçlendirerek, onlara en gelişmiş araçlara erişim sağlanması, hedefli mentorluk ve kaynak platformları sunulması ve yeni sistemin ortak yaratıcıları hâline getirilmeleri yoluyla öğretim pratiğini dönüştürmek. İkinci, uzun vadeli hedef ise öğrencilerin alışkanlıklarını değiştirerek onları eleştirel düşünmeye dayandırmak ve yapay zekânın tembelce kullanımını önlemek. Program genel olarak beş ana araca dayanıyor:
- Çalışma halkaları: Öğretmenlerin ayda 1-2 kez bir araya geldiği, yeni öğretim strateji ve taktiklerini bulmalarına ve birlikte geliştirmelerine yardımcı olmayı amaçlayan mesleki öğrenme toplulukları.
- Merkezi çevrim içi kaynak platformu: Toplulukları ve işbirliğini destekleyen, eğitim psikolojisi ve iyi uygulamalar üzerine fikir alışverişini mümkün kılan videolar, okuma materyalleri, öz değerlendirme testleri ve etkileşimli forum içeren bir platform.
- En gelişmiş yapay zekâ araçlarına erişim: Estonya, ders planlamasında kullanılmak üzere ChatGPT ve Gemini gibi en gelişmiş yapay zekâ araçlarına 4 binden fazla öğretmene premium erişim sağlayacak.
- Sokratik yapay zekâ sohbet botu: Doğrudan cevap vermek yerine öğrencileri yönlendirmek üzere tasarlanmış özel bir bot. Öğrencilerin kendi öğrenmelerini yönetmelerini, sebat etmelerini ve eleştirel düşünmelerini teşvik edecek; yapay zekâ çıktılarının sorgulanması ve karmaşık kavramların bağlama oturtulması konusunda onları eğitecek.
- Örgün eğitim dışı etkinlikler: Mikro şirketler, yaratıcı sanat atölyeleri, münazara ligleri ve benzeri yoğunlaştırılmış öğrenme ortamları sunan farklı formatlar.
Yönetim: Sık göz ardı edilen ama kalıcı başarı için kritik
İyi stratejiler ve büyük hedefler, zayıf yönetim yapıları yüzünden çoğu zaman uygulama aşamasında başarısızlığa uğrar. Estonya’daki AI Leap programı ise yerel özgünlük ve sınırlılıkları dikkate alan bir planla bu sorunu aşıyor. Strateji, sürekli izleme, öz değerlendirme ve işler yolunda gitmediğinde yön değiştirme özgürlüğü üzerine kurulmuş durumda.
AI Leap programının organizasyonel yapısı dört ana eksen üzerine oturuyor:
- Okul düzeyi: Programın okul müdürleri tarafından yürütüldüğü, uygulamadan, öğretmenlerin sürece katılımından ve sonuçlardan onların sorumlu olduğu seviye.
- Bölgesel düzey: Estonya, dokuz bölge yöneticisinin sorumluluğunda olan yedi ayrı eğitim bölgesine ayrılmış durumda. Bu yöneticiler, bölgedeki okullar arasında seminerleri ve çeşitli çevrim içi/çevrim dışı toplantıları koordine ediyor. Bu yaklaşım, dijital okuryazarlık, mali imkânlar ve daha pek çok açıdan bölgeler ve belediyeler arasında büyük farklılıkların bulunduğu çoğu Avrupa ülkesi için de kritik. Çoğu zaman büyük şehirler oldukça ilerideyken küçük yerleşimler kendi başlarının çaresine bakmak zorunda kalıyor.
- Kamu-özel ortaklığı: Estonya, farklı dünyaları bir araya getiriyor; Eğitim Bakanlığı ve Yapay Zekâ Danışma Konseyi, AI Leap vakfı ve çeşitli girişimcilerle birlikte çalışıyor. Eğitim bakanlıkları ve okulların ne yapay zekâ ve psikoloji alanlarında yeterli uzmanlığa sahip olduğu ne de denemeler yapacak özgürlük ve kaynağı bulunduğu düşünülürse, uzmanlaşmış bir düşünce kuruluşu kurmak son derece akılcı bir operasyonel tercih. AI Leap programı, kamu-özel ortaklığı modeliyle finanse ediliyor: Gerekli kaynağın yüzde 50’sini Estonya devleti sağlarken, kalan yüzde 50 özel sektörden geliyor. Bu sayede yerli ve yabancı şirketler hem topluma geri verebiliyor hem de teknopesimistlerin dile getirdiği sorunlara pratik çözümler arayabilecekleri bir platforma kavuşuyor. Telia, Targa Tuleviku Fond, Skaala gibi başlıca ortaklar 25 bin / 50 bin / 100 bin avro ve üzeri katkıda bulunuyor. Büyük teknoloji şirketleri cephesinde ise OpenAI ve Google, özel eğitim araçları geliştirmek ve yerelleştirmek için Estonya ile ortaklık yapıyor.
- Öğrenci örgütlerini sürece katmak: Münazara ligleri, öğrenci konseyleri ve benzeri gençlik örgütlerinin de programa dahil edilmesi.
Avrupa Eğitim Bakanlıklarının ne yapmaması gerekiyor
Tek tedarikçiye bağımlılıktan ve yüzeysel yaklaşımdan kaçının: AB ülkelerindeki eğitim bakanlıkları için en kötü senaryo, bir tek yapay zekâ aracına premium lisanslar satın alıp fiilen o tedarikçiye mahkûm olmaları ve aynı zamanda öğretmenlere, psikoloji temelli içerikler de dâhil olmak üzere, ilave, sürekli ve ilgi çekici destek sunmamaları olur. Özellikle AB ülkeleri yeni bütçe dönemine hazırlanırken bu konu kritik önem taşıyor. Farklı yapay zekâ araçlarını bir arada kullanmaya, kaynak platformları oluşturmaya ve çeşitli formatları desteklemeye dayanan Estonya yaklaşımı çok daha etkili bir model olacaktır.
Uygulamalı öğrenmeye öncelik verin: Aynı derecede sorunlu bir başka yaklaşım da eğitim bakanlıklarının öğretmen ve öğrencilere yapay zekâ araçları sağlamaya odaklanıp, yapay zekâ kullanımına ilişkin kendi yerel ödevlerini yapmamaları olur. Yalnızca Avrupa Komisyonu’nun yayımladığı rehberlere, AB Konseyi’nin pozisyon belgelerine ve arada bir verilen “yapay zekânın tehlikeleri” konulu sunumlara bel bağlamak yeterli değil; en iyi öğrenme pratikten gelir. Estonya bunu, özel olarak geliştirilmiş yapay zekâ sohbet botları ve çeşitli etkileşimli formatlar aracılığıyla çözüyor.
Disiplinler arası entegrasyonu sağlayın: Yapay zekâ okuryazarlığını yalnızca bilişim/bilgisayar dersiyle sınırlamak da yanlış olur. Yapay zekâ zaten disiplinler arası bir alan ve özellikle eleştirel düşünmeyi öğrenirken sürecin eğlenceli olması gerekiyor. Estonya, öğrencilerin yapay zekâyı kullanıp tartışabilecekleri çok sayıda format oluşturarak – münazara liglerinden sanat derslerine, özel sohbet botlarından diğer etkinliklere kadar – bu sorunu aşıyor.
Sağlam bir yönetim yapısı kurun: Yönetim boyutu özellikle önemli; Avrupa’da stratejiler sık sık büyük törenlerle açıklanıp kutlanıyor, ancak yönetim ve denetim adeta kendi kendine bırakılıyor. Bir stratejinin gerçekten etkili olabilmesi için, farklı uzmanları sürece katan, öğrenciler, öğretmenler, okullar ve bölgeler arasındaki çeşitliliği tanıyan ve sürekli izlenip uyarlanan yaşayan bir organizma gibi işlemesi gerekiyor.
Dış uzmanları sürece dahil edin: Alçakgönüllü kalmak da önemli; “biz daha iyi biliriz” ya da “strateji hazır, şimdi siz uygulayın” anlayışına saplanmak yerine, eğitim bakanlıklarının özel şirketlerden psikologlara ve araştırmacılara kadar geniş bir uzman yelpazesini sürece katması gerekiyor. Estonya, teknoloji şirketi CEO’ları, uzmanlar ve girişimciler gibi yerel kanaat önderlerini de hackathon mentoru olarak sürece katarak herkesin ortak bir çabaya dahil olmasını sağlıyor.
Sosyoekonomik uçurumları gözetin: Öğrenciler arasındaki farklılıklar da mutlaka hesaba katılmalı. Herkesin evde yapay zekâ araçlarını kullanacak imkânı yok; herkes çocuk yetiştirmeye aynı şekilde bakan ailelerde büyümüyor. Yapay zekâ okuryazarlığı programları, sosyoekonomik imkânlar ve öğrenme kapasitesindeki derin farkları tanımalı ve buna göre planlanmalı.
Bunu eğitimi kökten dönüştürme fırsatı olarak görün: Eğitim bakanlıkları ve hükümetler, yapay zekâ okuryazarlığı programlarını başlı başına bir amaç olarak değil, pek çok okulda uzun süredir devam eden bir sorunu ele almanın yolu olarak görmeli. Zira pek çok sistem, eleştirel düşünen bireyler yetiştirmek yerine, yalnızca not ve kısa vadeli sonuçlarla motive olan öğrencileri adeta seri üretimle yetiştiriyor. Yapay zekâya bir engel ya da mücadele edilmesi gereken bir unsur olarak değil, öğrencilerin zaten doğal olarak yöneldiği araçlardan yararlanarak eğitim sistemlerini ve öğretim yöntemlerini dönüştürme fırsatı olarak bakılmalı.
Bu yazı ilk olarak EU Tech Loop (kaynak İngilizce) sitesinde yayımlandı ve bir anlaşma kapsamında Euronews’te paylaşıldı.