Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Haftanın filmi: 2026'nın en karanlık randevu filmi olan 'The Drama'

Haftanın filmi: Dram
Haftanın Filmi: Dram ©  A24
© A24
By David Mouriquand
Yayınlanma Tarihi Son güncelleme
Paylaş Yorumlar
Paylaş Close Button

Bu inceleme spoiler içermiyor. Dizinin sürpriz dönüm noktası gizliliği hak ediyor.

Şu anda bir ilişkiniz var mı?

REKLAM
REKLAM

Öyleyse oyuna devam edebiliriz.

Yoksa, Zendaya ile evlenmek üzere olduğunuzu hayal edin. Böylece yine oyundayız.

Şimdi sıradaki soruya geçelim: Partnerinizin açıklayacağı, ilişkinizin temellerini sarsacak ve belki de hayatınızın geri kalanını onunla geçirmek istememenize yol açacak bir sırrı olabilir mi?

Çoğu insan için yanıt muhtemelen aldatmadır. Ancak Charlie (Robert Pattinson) için durum çok daha karanlık bir yere evriliyor. Yakında evleneceği Emma (Zendaya), onu bambaşka bir gerçekle yüzleştiriyor.

Düğünlerine günler kala çift, evli arkadaşları Rachel (Alana Haim) ve Mike (Mamoudou Athie) ile içkili bir menü tadımında buluşuyor. Gecenin eğlencesi ise basit ama tehlikeli bir oyun: “Hayatında Yaptığın En Kötü Şey Ne?”

Herkes en karanlık anılarını ortaya dökerken sıra Emma’ya geldiğinde, ortaya çıkan gerçek yalnızca gecenin atmosferini değil, yaklaşan düğünü de geri dönülmez biçimde sarsıyor.

Ve geriye şu soru kalıyor: Sevgi gerçekten koşulsuz olabilir mi, yoksa bunun için insanın sınırlarını zorlayan, radikal bir kabulleniş mi gerekir?

The Drama
The Drama A24

Genel kabul gören bilgelik, gizliliğin yakınlığın düşmanı olabileceğini ve sağlıklı ilişkilerin dürüstlük temeli üzerine kurulduğunu söyler. Benjamin Franklin’in de dediği gibi: “Dürüstlük en iyi politikadır.”

Ne var ki Norveçli senarist-yönetmen Kristoffer Borgli imzalı kara romantik komedi “The Drama”, bu yerleşik Amerikan klişesini sorguluyor; çiftlerin gerçekten birbirleri hakkında her şeyi bilmek isteyip istemediğini tartışmaya açarak, mutlak dürüstlüğün sanıldığı kadar masum olmayabileceğini ortaya koyuyor.

Charlie’nin bu fikre katılmadığı açık. Sakin, gözlüklü bir müze küratörü olan İngiliz karakter, Zendaya’nın canlandırdığı Emma ile bir kahve dükkânında tanıştığında, adeta romantik filmlerden fırlamış bir karşılaşma yaşar. O andan itibaren, “tuhaf küçük İngiliz” ile kalbini hızlandıran kadının oluşturduğu bu ilişki, kusursuz bir uyum gibi görünür.

Ancak Emma’nın yaptığı itiraf, bu kartpostal kadar kusursuz görünen ilişkiyi derinden sarsar. Açıklama öylesine sarsıcıdır ki Charlie, gündelik hayatında onu her yerde görmeye başlar; dahası, ruh eşine dair hatıraları bile geriye dönük olarak sorgulanmaya başlar.

Konuşurlar, çözmeye çalışırlar. Ama bazı gerçekler vardır ki bir kez duyuldu mu, geri dönüşü yoktur.

Onların hikâyesine dışarıdan bakıldığında sempati duymak zor olabilir. Doğal şaraplar içen, entelektüel referanslarla konuşan ve oldukça konforlu bir yaşam süren “havalı” bir çift izlenimi verirler. Ancak performansların gücü, izleyicinin bu karakterlere gerçekten bağlanmasını sağlar. Robert Pattinson ve Zendaya ikilisi, bu kırılgan ilişkiye derinlik katarken; Rachel rolünde Alana Haim de etkileyici performansıyla öne çıkıyor ve rolüne adeta hayat veriyor.

The Drama
The Drama A24

Performansların ötesinde _“_The Drama”’yı asıl güçlü kılan, Kristoffer Borgli’nin büyük sürprizine bel bağlayıp kolaycılığa kaçmaması.

Başta dikenli bir anti-romantik komedi gibi görünen film, zamanla çok daha katmanlı bir yapıya evriliyor. İyi kurgulanmış senaryo sizi önce güldürüyor, ardından güldüğünüz için rahatsız ediyor ve sonra yeniden güldürüyor; bu döngü, seyirciyi koltuğunda huzursuz eden sinsi bir hicve dönüşüyor.

Düğün kültürü, çiftlerin sergilediği performatif davranışlar ve yargı felci gibi konular keskin bir dille ele alınıyor. Ancak Borgli’nin asıl meselesi, tek bir tema etrafında sıkışmak değil. Zendaya ve Robert Pattinson ile şekillenen hikâyede, yönetmen kendi Avrupalı dışarıdan bakışını da konumlandırarak, meseleyi didaktik bir ahlâk dersine dönüştürmekten bilinçli olarak kaçınıyor. Bunun yerine film, daha geniş ve rahatsız edici sorular açıyor.

Tam şeffaflık gerçekten yakınlığın göstergesi mi? Niyet, eylem kadar mı önemlidir? İnsan doğasının karanlık yönleri ne ölçüde kabul edilebilir? Travma zamanla silinir mi? Ve Borgli’nin önceki işleri olan "Sick of Myself" ile "Dream Scenario"da olduğu gibi, empati sınırları nerede başlar, nerede biter?

Film, bu sorularla izleyiciyi zorlayarak rahatsız edici bir yüzleşmeye davet ediyor. Gösterim öncesinde bazı tartışmalar da gündeme gelmiş; özellikle Emma’nın merkezdeki itirafı, bazı izleyiciler arasında Zendaya’nın rolünün bu tür bir durumu normalleştirip normalleştirmediğine dair tartışmalara yol açmış.

Ancak film, konuyu basitleştirmek ya da ahlâk dersi vermek gibi bir iddia taşımıyor. Aksine, izleyiciyi yüzleşmeye zorlayan, rahatsız eden ve düşündüren yapısıyla, ele aldığı meseleleri derinleştirmek yerine onları açığa çıkarıyor. Bu nedenle “The Drama”’yı yalnızca daha fazla sorgulamadığı gerekçesiyle eleştirmek, filmin ne yapmak istediğini gözden kaçırmak anlamına geliyor.

The Drama
The Drama A24

“The Drama” bazı izleyiciler için zorlayıcı olabilir; ancak iyi bir filmin ölçütü de tam olarak bu değil midir?

Kesin olan şu ki: Bu yılın en ideal ve en karanlık “randevu filmi” olma potansiyeline sahip; izledikten sonra herkesle uzun uzun konuşmak isteyeceğiniz türden.

Öte yandan, hayat arkadaşınızla “Hayatında Yaptığın En Kötü Şey Ne?” oyununu oynamayı düşünüyorsanız, bunu yalnızca ikinizin olduğu bir ortamda yapın. Ve belki de, duygusal ve hukuki olarak hayatınızı birleştirmeden hemen önce bu soruyu sormaktan kaçının.

Çünkü bazı itirafların zamana ihtiyacı vardır. Ya da… belki de yoktur.

"The Drama" şu anda sinemalarda.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Euronews Culture haftanın filmi seçti: 'Project Hail Mary'

Euronews Culture haftanın filmi: Orwell 2+2=5 ürpertici ve vazgeçilmez

Haftanın filmi: 2026'nın en karanlık randevu filmi olan 'The Drama'