Steven Passaro: Modelleri yapay zeka ile değiştirmek istemedi, sektörü yenilemeyi planladı
Son yıllarda cesur ve yenilikçi tasarımlarıyla öne çıkan lüks moda tasarımcısı Steven Passaro, Euronews Culture’a özel röportajında sanata bakışını ve moda dünyasındaki son trendleri paylaşıyor.
Bu yılki Paris Moda Haftası’nın en merakla beklenen isimlerinden biri, muhtemelen daha önce adını duymadığınız biri olabilir.
Steven Passaro, aralarında LVMH, Fédération de la Haute Couture et de la Mode ve Fransa Kültür Bakanlığı’nın da bulunduğu pek çok kurumdan övgü ve takdir topladı.
Fransız-Portekiz kökenli moda tasarımcısı, Paris’teki saygın Duperré Uygulamalı Sanatlar Okulu’ndan ve University of the Arts London’dan mezun oldu. Kendi adını taşıyan markasını hayata geçirmeden önce Hermès, Loewe ve Christian Dior gibi önde gelen moda evlerinde çalışarak el becerisini geliştirdi.
Euronews Culture ile yaptığı özel söyleşide, vizyoner tasarımcı yaratıcı sürecini, çalışmalarını ve moda endüstrisinin değişen yüzünü anlattı.
Euronews Culture: İlk olarak mimarlık okudunuz. Bu deneyim, moda tasarımına geçişinizi nasıl etkiledi?
Mimarlık benim ilk aşkımdı diyebilirim. Mimarlıkta yaptığımız yapılar sayesinde üç boyutlu düşünme biçimimi gerçekten geliştirdim. Benim için, mimarlıkta öğrendiğim becerileri koruyup modaya aktarmak son derece doğal bir süreçti.
Koleksiyonlarınızda güçlü, kurgulu silüetler ve sert formlar öne çıkıyor. Sizi bu yaklaşıma çeken nedir?
Ben bedeni giydirmenin iki yolu olduğunu düşünüyorum.
Batı’da bedene şekil vermek için kumaş kesilir; Doğu’da ise bedeni kumaşla sarmaya dayalı bir yaklaşım vardır. Silüet tasarımında bu ikili üzerine bir diyalog kurmak istedim.
Mimarlık bana bu ikisi arasında bir gerilim kurma imkânı sağladı; bazen silüette çok güçlü, neredeyse heykelsi bir etki yaratırken aynı zamanda belli bir akışkanlık da yakalayabiliyorum.
2026 İlkbahar-Yaz koleksiyonu Moonlit Lover, gizli ilişkiler, geceleri süren takıntılar ve iyileştirmekten çok inciten yanılsamalarla “toksik aşk” temasını işliyordu. 2026 Sonbahar-Kış koleksiyonu Ethereal Shift ise kişisel dönüşüm, bırakabilme ve kaotik bir dünyada anlam arayışına odaklanıyordu. İlhamınızı nereden alıyorsunuz?
Koleksiyon, her zaman bir önceki sezonun hikâyesinin devamı niteliğinde. Fransızcada ‘le fil rouge’ denir, yani her şeyi birbirine bağlayan ana hat; benim için koleksiyonlar arasında bir kopuş yok.
Sezon sezon gelişip uyarlanabilecek bir dil kurmak istedim. Tek bir büyük ana tema var ve her koleksiyon bu konuyu anlatan farklı bir açı. A noktasından B noktasına bir dönüşüm evresi söz konusu, ama günün sonunda işin çok sezgisel olduğunu düşünüyorum.
İlhamın bir kısmı psikolojiden, bir kısmı maneviyattan geliyor. Bir de şu anda dünyada olup bitenler var.
Sunduğumuz son koleksiyona ben “Glimpse” diyorum; çünkü bu, bir şeye adım atmak üzere olduğunuz, onu gerçekten çok istediğiniz ama aynı zamanda ondan çok korktuğunuz o an. Şu sıralar dünyaya, tüm siyasi gelişmelere bakarken hissettiğim duygu da bu: Dünyada çok iyi şeyler de oluyor, çok kötü şeyler de. “İstiyorum ama korkuyorum” gerilimi tam da bu arada yaşanıyor.
Umarım gelecek sezon biraz daha hafif olur.
Tasarım süreciniz pek çok geleneksel moda tasarımcısından farklı. Fiziksel prototipler üretmeden önce büyük ölçüde dijital 3D modellemeye dayanıyorsunuz. Bu yaklaşımı benimsemenize ne yol açtı, size ne gibi avantajlar sağlıyor?
London College of Fashion’da, sektördeki tüm bu teknolojileri ve insanların gelecekte neleri kullanacağını öğrenebildiğiniz bir Moda Teknolojisi Bölümü vardı.
Bu yazılımla tanıştığımda, “Bu, mimarlıkta yaptığım şeyin moda için olan hali gibi” diye düşündüm. Her zaman büyük bir teknoloji meraklısı oldum; dolayısıyla denemeye başlamak benim için çok doğal geldi.
Hesap çok netti: Kalıbı el ile hazırladığımda iki üç, hatta daha fazla günümü alırken, yazılımla iki saat içinde yapabildiğimi fark ettim.
El işçiliğini çok seviyorum; bu yüzden, “Kalıp aşamasını tamamen dijital yaparak zaman kazanacağım, böylece zanaate ayıracak daha fazla zaman ve kaynakım olacak” diye düşündüm.
Haute couture ve kişiye özel terzilik yaptığınızda zamana, makinenin başında ve kumaşla birebir çalışmaya ihtiyaç duyarsınız; dolayısıyla 3D modelleme teknolojisi kullanmanın avantajı benim için gayet açıktı.
Yenilikçilik ve sürdürülebilirlik çalışmalarınızın merkezinde yer alıyor. Koleksiyonlarınız çevresel sorumluluk vizyonunuzu nasıl yansıtıyor? Tasarım sürecinizi daha sürdürülebilir kılmak için hangi somut adımları atıyorsunuz?
Bu benim için çok önemli bir konu. Ürün geliştirme sürecinin tamamı, çevreye daha az zarar vermenin yollarını düşünerek kurgulanıyor.
Style3D yazılımını kullanarak dijital bir avatar üzerinde sanal numune ve sanal kalıp çalışmaları yapabiliyoruz. Bu da israfı azaltıyor.
Avrupa’dan tedarik edilen ve LVMH’den gelen kumaşlar kullanıyoruz.
Bu yaklaşım, odağımızı zanaate kaydırmamıza imkân tanıyor. Öğrenilecek çok şey var ve süreci bu yönde sürekli geliştirmeye çalışıyoruz.
2025’te Shein, Paris’teki BHV içinde bir mağaza açtı; bu hamle kamuoyunda ciddi tepkiye yol açtı. BHV, ortaklığı “stratejik bir hata” olarak nitelendirip iş birliğini sonlandırdı. Ultra hızlı moda markalarının geleneksel perakende alanlarında ve çevrimiçi ortamda artan varlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bugün tüketiciyi bilinçlendirmek için çok fazla eğitim gerekiyor.
İnsanlar aslında nasıl doğru tüketim yapacaklarını bilmiyor; çünkü 3 avroya bir tişört aldığınızda – ki nasıl üretildiğini bile anlamıyorum, zira kumaşın metresi bile bu fiyata gelmiyor – üç yıkamadan sonra çöpe gidecek. Oysa 15–20 avroya bir tişört alırsanız belki 10–20 kez yıkayabileceksiniz; sonuçta sizin için daha ucuza gelecektir.
Şimdi Avrupa’da, hatta Fransa’da bile ultra hızlı moda için yeni bir kural var; bence çok önemli. İnsanları ve çevreyi korumak için düzenlemeler gerekiyor. Ancak bu üzerine konuşması zor bir konu, çünkü herkesin giyime ayırabildiği bütçe farklı.
Birçok büyük lüks moda evi kampanya görselleri ve fotoğraf çekimleri üretmek için giderek daha fazla yapay zekâ kullanıyor. Buna bakış açınız nedir?
Bunu büyük markalar veya büyük şirketler yaptığında oldukça sorgulanabilir buluyorum; çünkü modeller, fotoğrafçılar, stilistler ve diğer herkes için büyük bütçelere sahip olanlar onlar.
Görsellerin arkasındaki insanları tamamen yapay zekâ ile değiştirmeye başlarlarsa pek çok kişi işini kaybedecek. Ben modelleri yapay zekâ ile değiştirmek istemiyorum. İnsanları bir araya getirip fikir alışverişi yapmak güzel; bunun yaratıcılığı artırdığını düşünüyorum.
Büyük markalar modeller için ödeme yapmayı bırakırsa, kim ödeyecek? Küçük markalar. Ajanslar ücretleri örneğin bir yıl öncesine kıyasla iki hatta üç katına çıkardığı için biz bu bedelleri artık karşılayamıyoruz.
Bu süreçte sorumluluk birçok farklı aşamada ortaya çıkıyor; mesele yalnızca marka imajı değil, sektörün genel yapısı ve diğer insanlar üzerindeki etkisi de.
Dünyanın önde gelen moda okullarından biri olan Fransız Moda Enstitüsü’nde ders verdiniz. Bugün kendi giyim markasını kurmak isteyen genç tasarımcılara vereceğiniz en değerli tavsiye ne olurdu?
Koşmayın. Koşmanın hiçbir anlamı yok. “Şu dergide yer almak istiyorum, şu basını istiyorum, moda haftasında olmak istiyorum” gibi bir yapılacaklar listeniz olsa bile iş çok zor.
Ürün tasarımı konusunda akıllı davranmanız gerekiyor. Kendi kitlenizi mutlaka bulun. Çevrenizde doğru insanların olması önemli: arkadaşlar, yolda tanıştığınız kişiler ve iş ortakları.
Geri bildirimleri dinleyin, ama çok da değil. Bir tür filtreye sahip olmanız gerekir.
Zaman ayırın. Acele etmeyin. Esas olan maraton koşmak, kısa mesafe değil.
Bu, verebileceğim en iyi tavsiye olurdu.
Steven Passaro hakkında daha fazlası için yukarıdaki oynatıcıdan videoyu izleyin.
Bu söyleşi, kısaltma ve açıklık sağlamak amacıyla düzenlenmiştir.