Son Dakika

Son Dakika

'İran'ın Suriye'deki askeri varlığı, uluslararası hukukun ihlali' - Saeed Bagheri

Okunan haber:

'İran'ın Suriye'deki askeri varlığı, uluslararası hukukun ihlali' - Saeed Bagheri

hasan ruhani, iran
Metin boyutu Aa Aa

Dr. Saeed Bagheri - European University Institute (EUI)

İran, bölgesel ve uluslararası sorunlarına ve hızla inişe geçen bitik ekonomisine bakmaksızın Beşşar Esad rejiminin başlıca destekçisi olarak hâlâ Suriye’de güç gösterisinde bulunuyor.

ABD’nin İran Nükleer Anlaşması’ndan, yükümlülüklerini ve uluslararası yasal normları ihlal ederek çekilmesinden mütemadiyen yakınan İranlı yetkililer, İran’ın Suriye’deki askeri varlığını hâlâ Suriye hükümetinin terörizm ve şiddet içeren radikalizme karşı savaşma çağrısını referans göstererek meşrulaştırıyor. Bununla birlikte, İran’ın Suriye’deki askeri varlığı ve Esad rejiminin devamlılığı için güvence sağlaması aynı şekilde çağdaş uluslararası hukuk bağlamında uluslararası yükümlülüklerini ihlal ediyor.

Uluslararası Adalet Divanı’nın da dahil olduğu uluslararası yargı organlarının içtihatları, temel olarak, kendi toprakları üzerinde etkili bir kontrolü olan ve başka bir politik oluşumun yerini almadığı bir devletin meşru hükümetinin isteği üzerine askeri müdahalenin kabul edilebilirliğine dayanır. Suriye örneğinde, İran, mevcudiyetini ev sahibi devletin davetine dayandırdığı tezini kullandı.

Yine de, askeri müdahalede uzlaşılan görüş, sivil savaş sırasında, özellikle amacı var olan bir hükümeti kendi halkına karşı desteklemek olduğunda, ev sahibi devletin hükümeti tarafından çağırılmış olsa bile askeri müdahalenin hukuk dışı olduğu yönünde. Beşşar Esad’ın, sivil halkı hedef alarak savaş suçu işlemekle itham edilen savaş yanlısı rejimi adına yapılan askeri müdahale, tek kelimeyle yasal değil.

Esad’ın sivillere karşı saldırılarına destek veren askeri müdahale, silahlı çatışma yasasını açıkça ihlal ediyor ve insanlığa karşı seviyesi gittikçe artarak işlenen suçlara ve savaş suçlarına katılım yoluyla uluslararası hukuk normlarını ihlale yardımcı olmaktan vazgeçmek zorunda.

Diğer bir deyişle, Suriye hükümetinin davetiyle iç savaşa müdahil olan İran, 1949 Cenevre Sözleşmesi ile düzenenlenen silahli çatışma yasasının kurallarına uyulmasını sağlamakla yükümlü.

Görünürde İranlı yetkililer, bu bölgede barış, istikrar ve güvenlik kurma eğilimini artırıyor. Yemen, Irak, Lübnan, Suriye ve Filistin’de Şii ile Sunni arasında hiçbir fark olmadığına inanıyorlar ve herkes için barış, güvenlik ve kardeşlik talebinin yanında bütün bölgenin gelişmesini istiyorlar.

İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin ifadesiyle "İran bölgesel hegemonyanın peşinde değil, daha çok güçlü bir Orta Doğu ve daha iyi ilişkiler için çalışıyor. Bu nedenle İran’ın tavrı terörizmle savaşma ve bölgede barış ve güvenlik kurmaya yönelik bir tavır".

Bununla birlikte, İran, Orta Doğu İslam ülkelerine karşı takındığı böyle bir tavırla barışçıllığını gösteriyor ya da uluslararası hukuk normlarına yaklaşıyor gibi görülmüyor.

Terörizme karşı savaşında uluslararası destek görmediğini akılda tutarak, İran’ın insancıl şiddete dönüşen otoriter, şiddet yanlısı, baskıcı ve dışlayıcı bir rejimi destekleyen eylemleri, gerçekte barış ve istikrar getirmiyor.

Açık konuşmak gerekirse, uluslararası barış ve güvenliği bozan ana faktörler olan terörizm ve radikalizmle savaşta lider olmak, sınırlandırılamaz olmak demek değil. Tam da bu nedenle, bir devlet barışı ve güvenliği korumak için uluslararası hukuğun en temel kurallarını ihlal eden davranışlarda bulunamaz.

İran’ın, Suriye de dahil olmak üzere Orta Doğu ülkelerinin iç işlerine müdahalesinin, egemen eşitlik prensiplerini ihlal ederek bölgesel düzeni ve güvenliği sağlama ve iç işlerinden uzak durma kisvesi altında haklı çıkarılamayacağını söylemek gerekir.

Dahası, ABD ve onun Orta Doğu’daki müttefikleri -İsrail ve Suudi Arabistan- masasında bir seçenek olarak İran’la savaş gibi saldırgan politikalar bulunduğu göz önüne alındığında, İran’ın, radikalizme karşı küresel bir koalisyon oluşturmak üzere savaş karşıtı politikalarının, onun Orta Doğu’da barış ve güvenliği kurmada öncülük etmeye yönelik davranışlarını meşrulaştırdığı iddia edilemez.

Kısacası, Orta Doğu’da barış ve güvenliği tesis, İran’ın uluslararası hukuk normlarına riayet etmesinin bir neticesi değil, bu nedenle gerekçesinin dayanağı yok.

Şüphesiz, sınırları içinde savaş suçları işleyen Suriye’deki otoriter rejime yardım eden askeri varlığın devamlılığı, silahlı çatışma kanununun geleneksel kurallarını ve sivil savaş içerisinde sivillere karşı işlenen savaş suçlarını da içeren ciddi uluslararası hukuk normları ihlaline göz yummak gibi hatalı eylemleri için, müdahil devletlerin uluslararası bağlamda sorumluluk almasını gerektirir.

Bütün sorunları ele almak tabii ki oldukça zor. Buna rağmen, uluslararası toplumda mevcut bu tür koşullardan yola çıkarak, uluslararası hukuğun kurumsal olarak zayıf olduğu sonucuna varılamaz. Bir devletin kanuna aykırı davranışlarının, başkalarının uluslararası yükümlülükleri uygulamayışıyla asla haklı çıkarılamayacağını akılda tutmak gerekir.

Buradan hareketle, Suriye’de sınırları içinde pek çok savaş suçu işleyen rejime yardım eden askeri mevcudiyet, buna son verene ya da çok taraflı anlaşmadan ekonomik yaptırımları dayatmak arayışıyla tek taraflı olarak geri çekilene kadar uluslararası hukuk ihlaline sebebiyet veriyor.

Her iki durumda da, uluslararası düzeyde kanuna aykırı davranışlardan ve uluslararası hukuk normlarını uygulamadaki hatalardan bu iki devlet de sorumlu.

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, euronews'ün editoryal görüşünü yansıtmaz

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Filistin'in 'cesur kızı' Tamimi'den İsrail işgaline karşı eğitimle direniş çağrısı

Yeni sistem Türkiye'nin ekonomi yönetimini nasıl şekillendirdi?

Ege'de eşi ve bebeği boğulan Aksoy cezaevinde