Son Dakika

Son Dakika

Türkiye ve Avrupa'da taşıyıcı annelik nasıl uygulanıyor?

Okunan haber:

Türkiye ve Avrupa'da taşıyıcı annelik nasıl uygulanıyor?

Türkiye ve Avrupa'da taşıyıcı annelik nasıl uygulanıyor?
Metin boyutu Aa Aa

Her yıl Avrupa'da pek çok çift taşıyıcı annelik ile çocuk sahibi olabilmek için Avrupa kıtası içerisinde sınırları aşarak farklı ülkelerde girişimlerde bulunuyor. Bunun sebebi taşıyıcı annelik uygulamasının pek çok Avrupa ülkesinde tamamen yasak olması.

Yalnızca geçtiğimiz hafta içerisinde Ukrayna'daki İspanyol konsolosluğu taşıyıcı anne ile dünyaya gelmiş olan 30 bebeği kayıtlarına işledi. Bu işlemin konsoloslukta yapılmak zorunda olmasının nedeni ise olası insan kaçakçılığı ve medikal sektöründe doğabilecek kanunsuz uygulamaların önüne geçmek.

Çocuk sahibi olmak için yığınla para harcayıp kendi ülkelerindeki kanunların etrafından dolanan çiftlerin sayısı azımsanmayacak kadar yüksek.

Taşıyıcı annelik nedir?

Taşıyıcı annelik bir üreme yöntemidir. Bu yöntem ile bir kadın bir çifte ait bebeği dünyaya getirir. Bunun için labaratuarda çifte ait döllenmiş yumurta taşıyıcı anneye yerleştirilir.

Bu uygulama genel olarak çocuk sahibi olmak isteyen ancak sağlık sebeplerinden ötürü bunu gerçekleştiremeyen kişilerin seçtiği bir yöntemdir.

İki çeşit taşıyıcı annelik modeli mevcut:

  • İlki ve daha genel olarak uygulananı taşıyıcı annenin ebeveyn olmak isteyen çiftteki kadının veya bir başka yumurta donörünün yumurtası ile hamile olduğu model
  • İkinci ise taşıyıcı annenin kendi yumurtasının kullanıldığı ve taşıyıcı annenin aynı zamanda biyolojik anne olduğu model

Avrupa'da nerede yasal?

Merkezi Avustralya'da bulunan ' Families Through Surrogacy', FTS, (Taşıyıcı Annelik ile oluşan Aileler) vakfının Euronews'a verdiği güncel bilgilere göre 'taşıyıcı annelik' Avrupa'da son derece sınırlı ve kısıtlandırılmış bir uygulama.

İtalya, İspanya, Fransa ve Almanya'da bu uygulama her anlamda ve modelde yasak. Öte yandan İrlanda Hollanda, Belçika ve Çekya'da ise yasal boşluklar var ancak hamilelik sonrası doğumu gerçekleştirecek olan kişileri bağlayıcı herhangi bir anlaşma veya sözleşme hazırlamak da mümkün değil.

İngiltere'de bu uygulama yasal ancak sadece İngiliz vatandaşlarını kapsıyor. Portekiz'de de bu hak var ancak sadece tıbbi nedenlerden ötürü ihtiyaç duyan heteroseksüel çiftler için geçerli.

En az kısıtlama ise Ukrayna ve Rusya'da. Bu ülkelerde taşıyıcı annelik uygulamasından yabancılar da yararlanabiliyor. Bu nedenle bu iki ülkede taşıyıcı annelik bir sektöre dönüşmüş durumda.

Türkiye'de durum ne?

Taşıyıcı annelik yöntemi Türkiye'de kanunen yasak olduğu için uygulanamıyor. Türk yasalarına göre doğan çocuğun soy bağı tartışmasız bir şekilde doğumu gerçekleştiren kadına bağlıdır. Yani hukuken doğuran kişi her zaman için çocuğun yasal annesi olarak kabul ediliyor.

Türk hukuku bu noktada Roma Hukuku’nu benimsemiş bulunuyor ve buradaki “mater semper carta es” yani “anne her zaman bellidir” prensibine atıf yapılıyor. Doğumu yapan kadın ile çocuğun arasında genetik bir bağın olmaması ve taşıyıcı annelik konusu Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenmiş değil.

Bununla birlikte doğum sonrası çocuk tarafından soy bağının reddi de Türkiye'de hukuken mümkün değil. Reşit olduktan sonra dahi biyolojik ailesini tespit eden bir kişi kendini doğuran kişiyi annelikten reddedemiyor.

Üremeye Yardımcı Tedavi Merkezleri Yönetmeliğinin 4. maddesinin f bendine göre; "Sadece anne adayının yumurtası ile kocanın spermi çeşitli yöntemlerle döllenerek anne adayının rahmine transfer edilebilir" deniyor ve maddenin ikinci ekinde de, suni döllenme tedavisi uygulanacak olanların evli çift olmaları gerektiği ve sadece kendilerine ait üreme hücrelerinin kullanılabileceği ifade ediliyor.

Aynı yönetmeliğin 17.maddesinde de yumurta ve sperm gibi biyolojik maddelerin alım ve satımlarının yasak olduğu kaydediliyor. Bunun gibi işlemleri geçrekleştirdiği tespit edilen sağlık kuruluşlarının faaliyetlerinin Sağlık Bakanlığı'nca durdurulacağı belirtiliyor.

Bu sebeplerden ötürü Türkiye'de de pek çok çift bu yöntemi uygulamak için yurt dışına gidiyor ve doğumu orada gerçekleştirerek yurda dönüyor.

Kimle, nerede ve ne kadara?

'Sensible Surrogacy' (Hassas taşıyıcılık) adlı danışma grubunun kurucusu Bill Houghton, kısıtlamalara rağmen taşıyıcılık hizmetinin Avrupa'da son derece popüler hale geldiğini anlatıyor. Baş vuranların yüzde 50'sinin heteroseksüel yüzde 50'sinin ise eşcinsel çiftler olduğunu aktaran Houghton "Avrupa'da en çok talebi İngiltere, İrlanda, İtalya, Fransa, Almanya ve İsveç'ten alıyoruz" diyor.

Son yapılan çalışmalar Avrupa'da en çok taşıyıcı annelik hizmetini kullanan toplumun Norveçliler ve ardından İspanyollar olduğunu kaydediyor.

Bu konuda ciddi pazarlar haline gelmiş olan Hindistan, Nepal, Tayland gibi bazı geleneksel ülkelerin son dönemde yeni düzenlemeler ile bittiği ve onların yerine yeni ülkelerin trend olduğu belirtiliyor. Houghton Avrupalılar için Ukrayna'nın en büyük destinasyon haline geldiğini ifade ediyor ve şunları söylüyor:

"Ukrayna'da bu iş ortalama 50 bin Dolar'a (43 bin 970 Euro) mal oluyor. ABD'de ise bunun iki katı yani 100 bin dolar civarı. Şu sıralar Kenya'da da bu iş yapılmaya başlandı ve orada da 40 ila 45 bin Dolar arası bir para gerektiriyor ancak Kenya'da hiçbir düzenleme yok yani tamamen kişiler arasında kurulan güven ilişkisine bağlı."

Konu niye bu kadar tartışmalı?

Taşıyıcı annelik hizmetini eleştirenler meselenin suistimale çok açık olduğunu, çocuğun meta ve ürün haline getirildiğini, duygusal komplikasyonların çok ciddi sorunlara yol açtığını ve yasal vesayet haklarının son derece karmaşık durumlara neden olabildiğini ileri sürüyorlar.

İsveçli aktivist ve "Olmak ve Satın Alınmak: Fahişelik, Taşıyıcılık ve İkiye Bölünmüşlük" kitabının yazarı Kajsa Ekis Ekman taşıyıcı anneliğin tüm formlarının yasaklanması gerektiğini savunuyor. Ekman Euronews'a şunları söyledi:

"Taşıyıcılık bebek ticaretidi ve kadının suistimal edilmesidir. Bu da Birleşmiş Milletler'in Çocuk Hakları Konvansiyonu'na aykırıdır. Çocuk ticaretine müsade etmeyen her ülke doğum sertifikasında doğuran annenin silinmesine de müsade etmemelidir. Çocuğu doğruan kişi onun annesidir ve hiç kimse onu çocuğunu vermeye zorlayamamalıdır."

Ne var ki bu görüşe herkes katılmıyor. FTS'nin kurucusu Sam Everingham "Uygulama yasaklandığı takdirde merdiven altına inmesi ve çok daha kötü şartlar altında gerçekleşmesi kaçınılmaz hale geliyor. Bu da konuyu hem çiftler, hem de taşıyıcı anneler hem de çocuklar için çok daha ciddi riskli hale dönüştürüyor" diyor.

Everingham'a göre yapılması gereken şey Avrupa ülkelerinde konuya ilişkin yüksek standartlı düzenlemeler.

Bu haberler de ilginizi çekebilir

ABD'den süt ürünleri ithalatı yeniden başladı, Bakanlık haberlere tepki gösterdi

Faiz kararı ve kurun seyri: Türkiye stagflasyona mı giriyor?