Son Dakika

Son Dakika

Türkiyeli akademisyen olmak: Giden, gidemeyen ve geri dönemeyenler

Okunan haber:

Türkiyeli akademisyen olmak: Giden, gidemeyen ve geri dönemeyenler

Fotoğraf - REUTERS/Osman Orsal
Metin boyutu Aa Aa

"KHK'lı isen yaşıyorsun ama aslında yaşamıyorsun". Aldığı tehditler ve hakkındaki ihbarlar nedeniyle Türkiye'yi terketmek zorunda kalan sosyolog Latife Akyüz, KHK ile işinden atılan pek çok kişi gibi durumunu “sivil ölüm” olarak nitelendiriyor. Akyüz, 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ihraç edilen 6 bin akademisyenden herşeyi bırakıp gidebilenlerden. Bir de gidemeyenler ve herşeye rağmen gitmek istemeyip kalmayı tercih edenler var.

“İngiltere’ye önce bir yıllığına yüksek lisans için geldim. Bundan sonra da hayatımı araştırma yaparak sürdürmek istedim. Ama Türkiye’deki akademi çevresinde vasatlaşma ihtimalimin çok büyük olduğunu hissettim.”

Üç yıldır Lancaster Üniversitesi’nde psikodilbilim üzerine doktora yapan akademisyen Doğuş Can Öksüz, kendi “beyin göçünü” böyle açıklıyor.

Son yıllarda gittikçe artan beyin göçü olgusu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Teknofest’in açılışında yaptığı konuşmada yurtdışındaki bilim insanlarına dönüş çağrısı yapmasıyla bir anlamda resmi ağızdan teyit edilmiş oldu.

Türkiye için bu durum yeni değil; özellikle Avrupa ve ABD’deki üniversitelere giden akademisyenler konusu 1960’lı yıllardan beri tezlere konu oluyor.

Ancak 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrası üniversitelerde yaşanan büyük değişim, ihraçlar, açığa alınmalar sadece akademik nedenlerle beyin göçü veren değil aynı zamanda Türkiye’den gitmek zorunda kalan, gidemeyen ve dönemeyen yüzlerce akademisyen de yarattı.

2017 yılında Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro bölümünden diğer altı meslektaşı ile ihraç edilen Elif Çongur, “Çok uzağa gitmeye gerek yok, dışarıdan çağırmaya da gerek yok. Örneğin bütün dünyanın peşinden koştuğu, çok kıymetli, dünyanın en önemli cerrahlarından biri olarak kabul edilen Prof. Cem Terzi ihraç edildi” diyor.

Çongur ayrıca “Akademisyen öyle kolay yetişen bir şey değil ki. Bin kişiyi at, yerine yenisi yetişsin diye bir durum söz konusu olamaz. Bunun asistanlığı var, hocanın yanında usta –çırak ilişkisi var...” diye ekliyor.

Terzi gibi, kendi alanlarında pek çok araştırmaya, ilklere ve çalışmalara imza atmış akademisyenlerin görevden uzaklaştırılması veya ihraç edilmesi kamuoyunda da tepkiyle karşılanmıştı.

Dönemeyenler

15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin ardından yayımlanan KHK'larla bugüne kadar resmi verilere göre 6 bin 81 akademisyen ihraç edildi.

Darbe girişimi sonrası kapatılan 15 vakıf üniversitesinde de yaklaşık 3 bin öğretim elemanı görev yapıyordu.

Bu tablo, özellikle KHK ile ihraç edilen akademisyenlerin bir kısmı için yurt dışına çıkış seçeneğinin kaçınılmaz hale gelmesine ve haklarındaki dava veya can güvenliği kaygıları nedeniyle dönememelerine neden oldu.

Bunlardan birisi sosyolog Latife Akyüz. 2016 yılında Barış İçin Akademisyenler bildirisine imza attıktan sonra yaşadığı Düzce’de hakkında yapılan haberler ve aldığı tehditler nedeniyle önce yaşadığı şehirden sonra da Türkiye’den ayrılmak zorunda kalan Akyüz artık Almanya’da.

Latife Akyüz

Araştırma bursu ile bir üniversitede çalışmalarını sürdürüyor. Akyüz ayrıca artık Almanya’ya iltica emiş durumda. Dönme ihtimali şimdilik yok.

Akyüz, “İltica etmeye niyetim yoktu. Ama bursum iki yıllık ve bunun sonunda da Türkiye’ye dönme ihtimali olmadığı ortaya çıktı. Aslında ilticaya zorlanmış gibi oldum. Çünkü KHK ile atılınca konsolosluğa gidemiyorsun. İşlemlerini yapmıyorlar. Pasaport süren doluyor, yenileyemiyorsun. Burada da bütün vatandaşlık hakların elinden alınmış oluyor” diyor.

Akyüz hakkında diğer pekçokları gibi belirsiz bir hukuki süreç söz konusu. Ancak döndüğü zaman ne akademisyen olarak çalışma alanlarında üretim yapabileceği bir üniversite ne de hayatını sürdürebileceği bir ortamın söz konusu olduğunu düşünüyor.

KHK ile işinden atılan pek çok kişi gibi o da bu durumu “sivil ölüm” olarak niteliyor ve “KHK’lı isen yaşıyorsun ama aslında yaşamıyorsun” diye tanımlıyor durumu.

Gidemeyenler

Akademik kaygılarla veya politik sebeplerle Türkiye’den giden akademisyenlerin yanı sıra bir de gidemeyenler var.

Bu akademisyenlerden biri olan Elif Çongur’un sosyal medya platformu Twitter’da Erdoğan’ın açıklamaları üzerine paylaştığı görüşleri de yurt dışına çıkamayan akademisyenler açısından bir ironiye işaret ediyordu.

Çongur, “Ben hiçbir zaman yurtdışına gitmek gibi fikri olan biri değilim ama bu seyahat özgürlüğümün engellenmesinden de memnun değilim elbette” diye durumunu açıklıyor.

İçişleri Bakanlığı ise Ağustos ayında akademisyenlerin #PasaportlaraÖzgürlük etiketiyle yaptığı kampanyanın ardından “eşleri hakkında yürütülen işlemlerden dolayı” şerh konulduğu tespit edilen 155 bin 350 pasaportun şerhlerinin kaldırıldığı açıklanmıştı.

Aynı açıklamada “devam eden davalarda verilen yurt dışına çıkma tahditleri, savcılıklardan soruşturmaların güvenliği açısından tedbir maksatlı konulan şerhler, terör örgütlerine üyelikleri, iltisak veya irtibatları nedeniyle kamu görevlerinden çıkarılanlar [...] şerhler ise devam etmektedir” denmişti.

Gitmek istemeyenler

Türkiye’den gidemeyen veya gitmek istemeyen akademisyenler arasında Mersin Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümünden ihraç edilen Ulaş Bayraktar da var. Bayraktar, Türkiye’de yaşanılan mağduriyetlerin yanında bahsinin geçmesini istemediğini belirttiği yeni yaşamında, ailesini ortadan ikiye bölmek durumunda kalmış. Eşi ve bir çocuğu Almanya’da, kendisi ve diğer çocuğu Türkiye’de.

“Ben hiç gitmek istemedim. 6 metrelik fiber bir teknem vardı. Onu sattım. O zaman bilemiyorsunuz, nasıl bir buhran olur, hasretlik olur. Ya atlayıp gidersem diye sattım...” diye anlatıyor durumunu. “İstemedim gitmeyi. Bunun rasyonel bir açıklaması yok. Burada kalmanın daha kıymetli olduğunu düşündüm” diye ekliyor.

Mersin Üniversitesi'nden ihraç edilen akademisyenlerin bir kısmı Kültürhane isimli mekanda akademik çalışmalarına devam ediyorlar

Şimdilerde Mersin’de açtıkları, ihraç edilmenin onları “sadece ofislerinden ve maaşlarından ettiğini göstermek için akademik tohumlar atmayı” hedeflerdikleri Kültürhane isimli mekanda çalışmalarını sürdürüyor.

Risk Altındaki Akademisyenler (SAR) gibi kuruluşlar, kuruldukları günden bu yana Türkiyeli akademisyenlerden daha önce hiç olmadığı kadar fazla başvuru aldıklarını söylerken, Avrupa’nın çeşitli bilim başkentleri de Türkiye’den gelen akademisyenlerle doluyor.

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Hasan Âli Yücel ve Köy Enstitüleri beyaz perdede: 'Yücel'in Çiçekleri'

Tesla'nın kurucusu Elon Musk kendi şirketindeki koltuğunu nasıl kaybetti?

Video | Paralimpik milli yüzücü Sümeyye Boyacı: Kendimi suda sınırsız hissediyorum