Son Dakika

Son Dakika

Okunan haber:

Son 3 yılda 431 sağlık çalışanı intihar etti: Yaşatmaya çalışırken öldürülüyoruz

Son 3 yılda 431 sağlık çalışanı intihar etti: Yaşatmaya çalışırken öldürülüyoruz

Son 3 yılda 431 sağlık çalışanı intihar etti: Yaşatmaya çalışırken öldürülüyoruz

İstanbul Bahçelievler’deki özel bir hastanede çalışan psikiyatrist Fikret Hacıosman, geçen hafta 18 yaşındaki hastası tarafından silahla başından vurularak öldürüldü.

Hekimlere ve sağlık çalışanlarına şiddet, özellikle son yıllarda büyüyen bir toplumsal yara. Hacıosman ne ilk ne de son olacak gibi.

Geçtiğimiz yıl Fırat Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Muhammed Sait Berilgen, hastanede uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirmişti.

Aksaray’ın Eskil ilçesi Bozcamahmut köyünde yaşayanların sağlık hizmetini alabildikleri tek hekim olan 30 yaşındaki Dr. Hüseyin Ağır, onu hemşire eşinin görevden alınmasından sorumlu tutan emekli polis memuru tarafından öldürülmüştü.

2015’te Samsun’da kadın hastalıkları ve doğum uzmanı Dr. Aynur Dağdemir, eski eşi tarafından darp edilen sekreterini kurtarmak isterken bıçaklanmıştı.

Samsun Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Hastanesi’nde görevli, ilde ‘Yılın doktoru’ seçilecek kadar çok sevilen Göğüs Cerrahisi Uzmanı Operatör Doktor Kamil Furtun da 2015’te hastanede silahlı saldırıya uğramıştı.

Aynı yıl, sağlık hizmetini verebilmek için her gün Diyarbakır-Kulp arasında gidip gelen Dr. Abdullah Biroğul yolu kesilerek öldürülmüştü.

2012’de Gaziantep’te gencecik göğüs cerrahı Dr. Ersin Aslan, 17 yaşındaki bir hasta yakını tarafından görevi başında bıçaklanarak öldürüldü.

2008’de Giresun’da Dr. Ali Menekşe, bir hastası tarafından “Bana yanlış teşhis koydun” diyerek ensesinden vurulmuştu.

2005’te ise İstanbul Tıp Fakültesi Göğüs Cerrahisi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Göksel Kalaycı, fakülte otoparkında bir hasta yakını tarafından 10 kurşunla öldürülmüştü. O güne kadar onlarca öğrenci yetiştirmiş, yüzlere hastayı sağlığına kavuşturmuş doktorun emekliliğine 6 ay kalmıştı.

Elbette hekimlere, sağlık çalışanlarına şiddet her zaman ölümle sonuçlanmıyor. 2017’de ‘Beyaz Kod’ birimine gelen şiddet başvurularının 13 bin 545 olduğu Sağlık Bakanlığı tarafından bildirildi. Bu rakamın 3760’ını fiziksel şiddet, 9817’sini ise sözlü şiddet başvuruları oluşturuyor. Bu birime şiddet nedeniyle başvuranların son 5 yılki istatistiği incelendiğinde de, şiddetin önceki yıllara göre artış gösterdiği görülüyor. 2013 yılında 10 bin 715 kişi, 2014’te 11 bin 174 kişi, 2015’te 11 bin 881 kişi, 2016’da 13 bin 76 kişi ve 2017’de 13 bin 545 kişi şiddet nedeniyle ‘Beyaz Kod’ hattına başvurdu. 5 yılda 67 bin sağlık çalışanı şiddet gördüğünü bildirdi.

Son yıllarda şiddete ilaveten, maalesef sağlık çalışanlarının intiharları da dikkat çekiyor. Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre, 2015 yılında 180, 2016’da 129, 2017’de ise 122 sağlık çalışanı intihar etti.

2017’de, aynı gün içerisinde Adana’da, Batman’da ve İstanbul’da üzerlerindeki baskı, mobbing, uzun ve yoğun çalışma saatleri ve tükenmişlik dolayısıyla Dr. Engin Karakuş, Dr. Ece Ceyda Güdemek ve tıp fakültesi öğrencisi Yağmur Çavuşoğlu hayatlarına son verdi.

2012’de SABİM ihbar hattına gelen bir şikâyet üzerine uğradığı baskı ve soruşturmalar sonrasında acil tıp asistanı Dr. Melike Erdem çalıştığı hastanede hayatını sonlandırdı.

‘Devlet sağlıktan kâr etmeye çalışırsa sorunlar büyür'

Sağlıkta şiddet elbette toplumda yaygınlaşan şiddetten bağımsız düşünülemez ama sağlık özelinde nedenlere baktığımızda, uzmanların hemen hepsinin işaret ettiği yer aynı: Sağlıkta Dönüşüm Programı.

2003 yılında uygulanmaya başlandığı zamandan bu yana, sağlık örgütleri aynı uyarıda bulunuyorlar: “Bu program sağlık hizmetine meta, hastaya müşteri olarak yaklaşıyor.”

Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Eş Genel Başkanı Gönül Erden, “Sağlıkta Dönüşüm Programı, ‘Sağlıkta Yıkım’ diye dillendirdiğimiz bir program” diyor, “Koruyucu Sağlık Hizmeti yok edildi, yerine ‘Aile Hekimliği’ne geçildi. Performans baskısı arttı, ‘Ne kadar hasta bakarsan o kadar para alırsın dönemi başladı. Emekli Sandığı ile SGK ayaklarını birleştiren ama aynı zamanda artık vatandaştan prim dışında katkı katılım paylarının da alındığı ve bunların her geçen gün arttığı bir program bu.”

Erden’e göre sağlık tamamen ticarileşti, sermayenin rant ve kâr alanına döndü: “Sen devlet olarak sağlıktan kâr etmeye çalışırsan, elbette orada sorunlar daha da büyür.”

Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Vedat Bulut, Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı ve sonuçlarını şöyle anlatıyor:

“Dünya Sağlık Teşkilatı’na göre bir hekimin bir hastaya ayrılması gereken ortalama süre 20 dakika. Yani hekim bir günde 24 hastasını kabul edebilir, onun laboratuvar, görüntü sonuçlarını inceleyebilir, muayenesini yapabilir, konuşup tedaviyi anlatabilir.

Ama Türkiye’de devlet ve üniversite hastanelerinde insanlar, dijital rakamlar gibi gözüküyor. Bir hekimin önüne 70, 80, 90 hastayı bırakıyorlar. Hekimlere çok fazla hasta yükleyince, bu kez hasta ‘Bana vakit ayrılmadı, doktor yüzüme bile bakmadan reçetemi yazdı, muayene bile etmedi’ diyerek hiddetleniyor. Kışkırtılmış tüketici talepleri var. Hastaların cebinden ödediği para miktarının artmış olması ve ekonomik sıkıntılar da şiddete eğilimi artırıyor. Çünkü hasta acısıyla geliyor hastaneye. Beklentisi karşılanmayınca da şiddete yönelebiliyor.”

“Sağlıkta Dönüşüm Programı hastayı müşteri, hastaneleri de işletme gibi gösteren bir sistem. Büyük bir kışkırtılmış sağlık talebi var” diyen Türk Tabipleri Birliği Başkanı Prof. Dr. Sinan Adıyaman, hükümetin sistemden kaynaklanan sorunları doktora mal ettiğini ve hastayla doktoru karşı karşıya getirdiğini belirtiyor: “Hükümet vaatlerde bulunuyor. Hasta hükümetin her şeyi dört dörtlük yaptığını, hastanede karşılaştığı sorunların sistemden değil, doktordan kaynaklandığını düşünüyor. Hükümetin vaatleri gerçekleşmeyince, hastalar ‘Hükümetimiz böyle dedi, demek ki olabiliyor, neden yapılmıyor?’ diyerek doktorları ve sağlık çalışanlarını suçluyorlar. ‘Ücretsiz’ kısmı külliyen yalan. Vatandaş her yerde katkı payı veriyor. Yazılan ilaçta da katkı payı veriyor, muayene olmak için de. Sağlıkta Dönüşüm Programı iptal edilmeli.”

Erden, sağlık emekçilerinin çalışma koşullarının zorluğuna da dikkat çekiyor, “Biz yaşatmak için mücadele ediyoruz. Bunun için çalışıyoruz ama bugün yaşatmaya çalışırken öldürülüyoruz” diyor. Çok farklı şekillerde öldürüldüklerini söylüyor: “Bazen direkt bir kurşunla, bıçak yarasıyla, bazen de çalışma koşullarımız kaynaklı öldürülüyoruz. Artık yanı başımızdaki arkadaşımızı ne gerekçeyle olursa olsun kaybetmek istemiyoruz.”

Çok tehlikeli alanlarda, koşullarda çalıştıklarını vurgulayan Erden, sağlık emekçilerinin biyolojik, kimyasal, radyoaktif, fiziksel, psiko sosyal gibi çok yönlü riskler yaşadıklarını anlatıyor ve ağır çalışma koşullarının, yoğun iş temposunun, yoğun nöbet stresinin sağlık emekçilerini intihara sürüklediğinden söz ediyor.

AA
Psikiyatrist Fikret Hacıosman 18 yaşındaki hastası tarafından silahla başından vurularak öldürüldü.AA

Doktoru itibarsızlaştıran dil ve söylemler

Uzmanlar, üzerinde durulması gereken diğer önemli noktanın siyasetçilerin dili olduğu görüşünde.

“İktidar, ‘Doktorun tek amacı para kazanmak’, ‘Hemşire az çalışıyor’, ‘Doktor senden bıçak parası alıyordu, cebini dolduruyordu, artık alamayacak’, ‘Doktor parasını ödemek için artık ineğini, bileziğini satmak zorunda değilsin’ gibi söylemlerle sağlık emekçilerini itibarsızlaştırdı” diyor Erden ve ekliyor: “Bu söylemlere inanan hasta kendinde şiddet gösterme hakkını görüyor. Sorumlu tuttuğu sağlık emekçisine saldırıyor. Bu dil ve söylemler sağlık emekçisini hedefe koydu; programdaki aksaklıkların sebebi olarak biz gösterildik.”

Bulut da, siyasilerin söylemlerinin şiddeti artırdığı kanısında: “Meydanlarda ‘Şu kadar para veriyoruz gözleri doymuyor’ dediler. Halbuki o bahsedilen rakamlar doğru değil. Bu gibi söylemler doktoru itibarsızlaştırıyor. Eğitim seviyesinde düşme ve kültürel düzeyde nezaketin kaybolmasıyla şiddet artıyor. Nezaket kaybı her alanda görülse de, sağlığa daha çok yansıyor çünkü sağlıkta hekim ve hasta doğrudan iletişim halinde, yakın bireysel temas içinde. Bu bir bankada daha az olur çünkü bireysel mesafenin ötesinde kalabiliyorsunuz. Bir bankada arada bankolar var.”

Sağlıkta şiddet yasa tasarısı yeniden gündemde

Türk Tabipleri Birliği, 2014’te titiz bir çalışma sonucu ‘Sağlıkta Şiddet Yasası Tasarısı’nı hazırladı. Sağlık hizmetinin kamu hizmeti olduğu vurgusundan hareketle, Türk Ceza Kanunu’nun üçüncü bölümüne ‘Kamunun Sağlığına Karşı Suçlar: Sağlık Hizmetini Engelleme’ başlığı altında, caydırıcılık içermesi amacıyla hazırlanan ek madde önerisi Sağlık Bakanlığı, hükümet temsilcileri ve siyasi partiler olmak üzere tüm ilgili yerlere birçok kez iletildi. Teklif, Türkiye’nin hızla değişen yoğun gündemi içerisinde hep görmezden gelindi. 2 Ekim’de Dr. Fikret Hacıosman’ın görevinin başında hastasının saldırısı sonucu kaybının ardından, yasanın çıkarılması talebiyle, 4 Ekim’de TBMM’de siyasi partilerin grup başkanvekilleriyle görüşmelerde bulunuldu. CHP, HDP ve İyi Parti’nin grup başkanvekilleriyle görüşüldü. Buna karşın Ak Parti ve MHP ile görüşülemedi. Üç kez randevu talep edilen Sağlık Bakanı ile TBMM Başkanı’ndan yanıt bekleniyor.

Prof. Dr. Adıyaman, Sağlıkta Şiddet Yasası’nın çıkmasının belki tek başına şiddeti engelleyemeyeceğini ama caydırıcı olacağını düşünüyor: “En azından birisi bir doktora saldırdığında iki yıl hapis cezası alabileceğini bilirse o zaman şiddet göstermeden evvel iki kere düşünür. Şu anda failler tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılıyor.”

Türk Tabipleri Birliği ve tabip odaları 10 Ekim’den itibaren, yedi gün sürecek ‘Sağlıkta Şiddet Yasasını İstiyorum’ temalı nöbet eylemlerini başlatıyor. Tüm Türkiye’de, kentlerin bilinen alanlarında, parklarında 18.00-20.00 saatleri arasında bu eylemleri gerçekleştirecekler.

“Hekimlere yönelen şiddet insanlık ve hekimlik değerlerine yönelmiştir. Bunu kesinlikle kabul etmeyeceğiz. Sağlıkta Şiddet Yasası çıkarılıncaya ve sağlık alanındaki şiddet önleninceye kadar mücadelemize devam edeceğiz” diyorlar.

AA

Popülizm doktorları araçsallaştırıyor

Klinik psikolog Murat Paker, sağlıkta şiddete popülizmin psiko-politik arka planı üzerinden de bakılabileceği kanısında. Paker, popülizmde liderlerin ve iktidarların geniş kitlelerle bağ kurmak, onların duygusal ihtiyaçlarını, arzularını gıdıklayıp kabartmak için kuralları, kurumları, elitleri ve entelektüelleri baypas ettiğine, geri plana attığına vurgu yapıyor:

“Sağlıkçılar özelinde doktorlar, iktidarın gözünde elit tabakanın, kaymak tabakanın bir uzantısı. Dolayısıyla, eskiden olduğu gibi el üstünde tutulan, prestijli olmaktan çok, iktidar tarafından ‘halka afra tafra yapan, hadleri bildirilmesi gereken, popülizm tarafından gerektiği zaman araç olarak kullanılabilecek’ bir katman olarak kodlanıyorlar. Halkın zaten böyle bir ihtiyacı var; ‘Elitler bizi itiyorlar, kakıyorlar, bize iyi bakmıyorlar vs..’ diye düşünüyor halk. Bu tamamen boş bir şey de değil. Geleneksel olarak hastanelerde iyi muamele görmemek, itilip kakılmak gibi bir yanı var tabii işin. Oradan birikmiş bir hınç var. Ama burada bir iktidar manipülasyonu da var. Sağlık sistemindeki sorunlara dair sağlıkçıların önerdiği, katıldığı gerçek çözümler geliştirmek yerine, daha çok günü ve görüntüyü kurtaran, geniş kitlelerde bol vaatle arzuyu kabartan bir şey yapılıyor. Bütün bunlar bir araya gelince de sağlıkçılar halkın gözünde, sinirleri bozan, hüsrana uğratan, dolayısıyla öfkenin yöneltilebileceği bir kesim olarak daha kolay işaretlenebiliyor.”

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Cemal Kaşıkçı'nın nişanlısı ABD Başkanı Trump'tan yardım istedi

İstanbul'da kaybolan Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı kimdir? Neden hedef oldu?

Son Fransa Bisiklet Turu şampiyonu Greaint Thomas kupasını çaldırdı