Son Dakika

Son Dakika

23 Nisan: Maddi yoksunluk pençesindeki çocuklara da bayram mı?

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, tüm yurtta çeşitli etkinliklerle kutlanırken, Türkiye’de çocukların istismardan erken yaşta evliliğe, maddi yoksunluğa, çocuk işçiliğine dek birçok alanda kronik sorunları sürüyor.

Devam eden ekonomik durgunluk dönemi ise, toplumun en kırılgan kesimi olan ve nüfusun üçte birini oluşturan çocukları yoksulluk ve yoksunluk sarmalında yakalıyor. Bugün onların bayramı olmasına rağmen Türkiye’de çocuklar için hayat şartları günbegün zorlaşıyor.

Üç çocuktan biri şiddetli maddi yoksunluk çekiyor

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (Betam) hazırladığı son raporla, Türkiye’de üç çocuktan birinin, yani 7 milyon bin 6 çocuğun şiddetli maddi yoksunluk içinde büyüdüğüne dikkat çekti.

Geçtiğimiz sene Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) verileri de Türkiye’de çocukların yüzde 38’inin şiddetli maddi yoksunluk içerisinde yetiştiğini ortaya koymuştu.

Şiddetli maddi yoksunluk ile kast edilen; 0-15 yaş grubundaki bireylerin hayatlarını devam ettirirken gerekli bazı ihtiyaçlarını yerine getirememesi.

Kira ve faturaların ödenmesi, ısınma ihtiyacının karşılanması, her iki günde bir et, balık tüketilebilmesi, bir çamaşır makinesine, otomobile ve bir televizyona sahip olunması, evden uzakta bir haftalık tatil masrafının karşılanabilmesi, bu kapsamda değerlendiriliyor.

Avrupa Birliği’nin yoksunluk kriterlerine göre belirlenen çalışmada, 2006 yılından 2017 yılına Güneydoğu Anadolu ve Batı Anadolu Bölgesi’ndeki çocukların yoksunluk düzeylerinde belirgin bir artış oldu.

Güneydoğu Anadolu’da her 10 çocuktan 6’sı maddi yoksun iken, bu oran en düşük Doğu Marmara bölgesinde (yüzde 16) gözlemleniyor. Bu durumun sebepleri arasında, gerek doğu bölgelerindeki hanelerde ortalama çocuk sayısının fazlalığı, gerekse hane gelirleri arasındaki devasa uçurum gösteriliyor.

Diğer bölgelerde ise yoksun çocuk oranları azalma eğiliminde olup, ısınma ve beslenme ihtiyaçlarının karşılanmasında iyileşmeler söz konusu.

AB ülkelerinin gerisindeyiz

Fakat Türkiye şiddetli maddi yoksunluk içerisinde yaşayan çocuklar açısından halen tüm Avrupa Birliği ülkelerinin gerisinde kalmaya devam ediyor.

Betam'ın verilerine göre çocukların yüzde 34,6’sının şiddetli maddi yoksunluk çektiği Türkiye’yi, yüzde 32,6 ile Bulgaristan ve yüzde 23,5 ile Yunanistan izliyor. Şiddetli maddi yoksunluğun en düşük olduğu AB ülkesi ise yüzde 0,9 ile İsveç ve yüzde 1,3 ile Lüksemburg.

Türkiye’de çocukların en yoğun yoksunluk oranı, bir haftalık tatil masrafının karşılanamamasında gözlemleniyor. Keza Türkiye’de yaşayan çocukların yüzde 66,3’ü tatil yapamayan hanelerde yaşıyor.

Çocuk işçiliği ve okul terk eğilimini tetikliyor

Uzmanlara göre yoksunluk ortamı çocukları kaçınılmaz olarak çalışma hayatına itiyor ve okullaşma oranlarını düşürüyor.

Türkiye’de tarım, hizmet ve sanayi sektörlerinde yoğunlaşan çocuk işçiliğinin bir sonucu olarak 2016-2018 yılları arasında toplam 190 çocuk işçi hayatını kaybetti.

TUİK’in 2018 yılı verilerine göre Türkiye’de çocukların beşte biri iş gücüne katılıyor; ilkokul seviyesinde net okullaşma oranında ise azalma kaydediliyor. 2016 yılında ise 1-4 yaş grubundaki 2 bin 789 çocuk, yetersiz beslenme ve barınma ihtiyaçlarının karşılanamaması sebebiyle yaşamını yitirdi.

Peki yoksunluk çocuklar için bir kader mi olacak?

Çocuk hakları aktivisti avukat Dilek Kumcu, yetişkinleri ilgilendiren her mesele çocukları da ilgilendirirken yoksulluk için de durumun aynı olduğunu, ancak çocuk yoksulluğunun daha görünmez bir konu olduğunu kaydediyor.

Euronews Türkçe’ye konuşan Kumcu, “Derinleşen ekonomik kriz, eve giren para, bu paranın alım gücü çocuklar için olduğu kadar toplumun tamamı bakımından kritik öneme sahip. Çünkü çocuk yoksulluğu farklı biçimlerde nesilden nesle aktarılıyor,” diyor.

“Çocukların yaşları ve gelişim durumları ile içinde bulundukları duruma göre gereksinimleri farklılaşıyor,” diyen Kumcu, beslenme, barınma gibi çocuğun temel ihtiyaçlarını güvenceye alıp, çocukların gelişim ve katılım haklarını da gerçekleştirecek bir sosyal politika oluşturulması gerektiğini söylüyor.

Devletin sorumluluğu çok

Çocuk yoksulluğu, çocuk istismarı ve çocuk işçiliği birbirine zincirlemesine bağlı sorun alanlarıyken, devletin de çocuk koruma alanlarındaki politikalarının yetersizliğine, uzmanlar tarafından dikkat çekiliyor.

Türkiye’de 1995 yılından beri uygulanmakta olan Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 18.maddesine göre, çocuğun yüksek yararı doğrultusunda devlet, aileyi çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılamak üzere desteklemelidir.

Bu açıdan, Kumcu’ya göre, merkezi bütçede çocuğa ayrılan payın görünür olması ve yerel yönetimler tarafından yapılan ayni ve nakdi yardımlarda temel ihtiyaçların sağlanmasının yanı sıra çocuğun gelişimini destekleyici uygulamaların da geliştirilmesi gerekiyor.

Çocuk hakları izleme uzmanı ve Londra merkezli düşünce kuruluşu CRIN (Çocuk Hakları Uluslararası Ağı) yönetim kurulu üyesi Adem Arkadaş-Thibert’e göre ise Türkiye’de çocuklu ailelerde yoksulluk oranlarının yüksekliği, yoksulluk yardımı alanların sayısındaki artış, çocuklar açısından bu durumun acilen araştırılması gerektiğini ve çocukları odağa alan ekonomik politikalara yönelmek gerektiğini göstermektedir.

Destek mekanizmaları gerekiyor

Bunun için de, ekonominin çocukları düşünerek yönetilmesinin ve her çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaksal ve toplumsal gelişmesini sağlayacak maddi yardım ve destek mekanizmalarının yaygınlaşması gerektiğini vurguluyor Arkadaş-Thibert ve ekliyor:

“İnsanların en hızlı fiziksel, duygusal, zihinsel, bilişsel geliştiği dönem çocukluk olduğu ve bu dönemde çocuklar göreli olarak kırılgan oldukları için çocukluk döneminde yaşanan her olay çocuğun gelişimini olumlu ya da olumsuz etkiler.”

Bu açıdan uzmanlar, özellikle ekonomik kriz dönemlerinde kemer sıkma politikaları ve sosyal harcamalardaki kesintilerin aile gelirlerinde ve satın alma gücündeki düşüşle birleştiğinde, çocukların temel ihtiyaçlarına erişimde zorluk yaratıyor.

Bu açıdan beslenme alanındaki bir yoksunluğun çocuğun hayatının geri kalanını da etkileyeceğini belirtiyor Arkadaş-Thibert:

“Çocuğun beslenmesindeki eksiklik tüm hayatı boyunca sürecek sorunlara yol açarak yoksulluk kısır döngüsü, eğitiminde başarısızlığa dönüşebilirken çocuğun kendini ekonomik güvende hissetmemesi tüm hayati boyunca davranışsal etkiler yaratıyor.”