Son Dakika

Son Dakika

Avrupa Günü: Türkiye’yi nasıl bir AB bekliyor?

مقر البرلمان الأوروبي في بروكسل
مقر البرلمان الأوروبي في بروكسل
Metin boyutu Aa Aa

9 Mayıs 1950’de Avrupa Birliği fikrinin doğması ve dönemin Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman’ın meşhur bildirgesi ile başlayan süreç günümüze dek ulaştı ve bugün olduğu gibi her sene Avrupa Günü olarak kutlanıyor. Schuman anlaşmayı, “cesur ve hayallere sığmayan bir adım” olarak nitelendiriyor ve “bu ittifak aynı zamanda barışın güvencesidir” diyordu.

Ancak, her Avrupa Günü bir öncekine göre yepyeni tartışmalar ve kaygılarla kutlanıyor. Peki, Avrupa Birliği, Schuman’ın hayalindeki gibi barış ve birliktelik içinde mi bugün? Popülizm ve aşırı sağın yükselişi, Birliğin “kalıcı barış”, “özgürlük”, “eşitlik”, “dayanışma” ideallerine ne oranda zarar veriyor? Öte yandan Birliğin genişleme tartışmalarında zaman zaman “Türk ile imtihanı” devreye giriyor.

Merkezi İstanbul’da bulunan İktisadi Kalkınma Vakfı’ndan araştırma müdürü Çisel İleri, “Avrupa Birliği’nin en büyük başarılarından birisi, üyeleri arasında kalıcı barışı tesis etmesi” diyor ve Schuman’ın hayaline yaklaştığını düşünüyor.

“20. yüzyılın ilk yarısı on binlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olan iki kanlı savaşla geçti. Avrupa’nın bu kadar uzun süreyi barış içerisinde geçirmesi dikkat çekici. Hatta 2012 yılında AB en başarılı barış projesi olarak Nobel Barış Ödülü aldı,” diyor İleri.

Kadir Has Üniversitesi’nden Prof. Sinem Akgül Açıkmeşe ise, Avrupa halkları arasında daha sıkı bir birlik kurulması fikri, serbest dolaşım, Avrupa vatandaşlığı, çeşitli projelerle yıllar içinde aşamalı olarak hayata geçirildiğine dikkat çekiyor.

Euronews Türkçe’ye konuşan Açıkmeşe, “Bunlar Schuman’ın öngördüklerinden de ciddi atılımlardır,” diyor.

Bununla birlikte Açıkmeşe’ye göre, son dönemde ekonomik krizler, popülizm ve aşırı sağın yükselişi ile İngiltere’nin AB’den ayrılması anlamına gelen Brexit süreci Avrupa halkları arasındaki birlikteliği zedeleyen unsurlar olarak görülebilir.

Brexit domino etkisi yaratabilir

İngiltere’nin AB üyeliğinden ayrılmasının başka AB ülkelerinde de benzer bir yönteme başvurmayı tetikleyebileceğine dair iddialar güçleniyor. AB’den umdukları bulamadıklarını düşünen bazı ülkelerin vatandaşları, mülteci krizi, artan yabancı düşmanlığı ve ırkçılıkla güçlenen aşırı sağ partilerin bu konuda etkisi altına girebilir. Bu da Schuman’ın halkların birlikteliği idealine vurulacak en büyük darbelerden biri olacak.

Avrupa Günü’nün vazgeçilmez gündem maddesi ise her sene olduğu gibi “genişleme” ve özellikle de “Türkiye’nin üyeliği”. Uzmanlar AB’de giderek güçlenen popülist söylemlerin ve aşırı sağ yaklaşımların Türkiye-AB ilişkilerine de zarar verdiğine dikkat çekiyor.

23-26 Mayıs 2019 tarihlerinde gerçekleşecek Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde Alman Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Hıristiyan Sosyal Birlik (CSU), seçim programlarına Türkiye’nin AB üyeliğine prensipte karşı çıktıklarını ve gelecek beş yıl içerisinde AB’ye yeni üye alınmaması taleplerini eklediler.

Demokrasiden uzaklaşmak riskli

Aşırı sağ ve popülist söylemlerin yükselişte olduğu bir süreçte Türkiye karşıtlığının yeniden popüler konulardan biri olacağı düşünüldüğünde, Türkiye’de yaşanan demokratikleşme sorunları bu argümanların ekmeğine yağ sürebilir.

Keza, Avrupa Parlamentosu’nda liberal grubun lideri ve eski Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt, İstanbul’da yerel seçimlerin yenilenmesi kararına dair, "Türkiye’nin diktatörlüğe doğru savrulduğunu" öne sürdü ve Türkiye ile müzakerelerin yürütülmesini imkansız hale geldiğini söyledi.

Öte yandan, Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye ile AB arasındaki katılım müzakerelerinin askıya alınmasını öneren kararı Strasburg’daki genel kurul oturumunda oy çoğunluğuyla kabul edildi.

İleri’ye göre; “Türkiye’nin AB üyelik süreciyle doğrudan bağlantılı olmayan pek çok konu AB ülkelerindeki seçimlerde gündeme getiriliyor.”

Hatta, 2016 yılında Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılıp ayrılmayacağına dair yapılan Brexit referandumu öncesindeki kampanyada milyonlarca Türk’ün Birleşik Krallık’a akın edeceğine dair spekülasyonlar ortaya atılmıştı.

Ancak, uzman İleri, Türkiye’nin AB projesine katkıda bulunabilecek bir aday ülke olduğunun gözardı edildiğini düşünüyor. Ancak bunun için de Türkiye’nin yeniden reform sürecine dönmesi gerekiyor.

“AB katılım müzakerelerine başlama kararının alındığı ve ülkemizde pozitif bir yaklaşımın olduğu dönemde, Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olan bir kesim vardı, ancak Türkiye’yi destekleyenlerin de sesi güçlü çıkıyordu.”

İKV’nin son kamuoyu araştırmalarına göre, Türkiye’de her üç kişiden biri AB üyesi olabileceğimize inanıyor ve Türkiye’nin üyeliğinin önündeki engellerin ekonomik sebepler ve Türkiye’ye uygulanan çifte standartlar olduğunu düşünüyor.

“Dolayısıyla, Türkiye’de de vatandaşlara AB üyeliğini inandırıcı kılmak lazım. Bunun için de reform sürecine geri dönmek gerekiyor,” diyor İleri.

Reform Eylem Grubu canlanıyor

AB’ye üyelik sürecine ivme kazandırmak amacıyla kurulan Reform Eylem Grubu, son bir yıl içerisine iki kez toplandı. Üçüncü toplantı ise 9 Mayıs günü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilecek.

Gündeminde ise, siyasi, hukuki ve ekonomik reformlar ile AB ile Vize Serbestisi Diyaloğunda kalan son altı kritere yönelik atılacak adımlar yer alıyor. Yargı Reformu Strateji belgesinin açıklanması ise AB açısından öncelikli talepler arasında.

Ancak, İstanbul’da yerel seçimlerin tekrarlanması gibi AB’nin savunduğu demokratik ilkelerden sapma gösteren kararlar, Avrupa Birliği’nin de Türkiye’nin adaylık perspektifine dair endişelerini canlandırıyor. Türkiye’deki yerel seçimlerle ilgili olarak Yüksek Temsilci Federica Mogherini ve Komisyon Üyesi Johannes Hahn tarafından son yapılan açıklama bu açıdan oldukça kritik oldu.

Metinde; “serbest, adil ve şeffaf bir seçim süreci tüm demokrasiler için yaşamsal bir önemde olup Avrupa Birliği’nin Türkiye ile olan ilişkilerinin de merkezinde yer aldığına” dikkat çekildi. Bu açıdan AB, Türk makamlarından uluslararası gözlemcilere yeniden yapılacak seçimleri denetlemeleri için davette bulunmalarını bekliyor.

Prof. Açıkmeşe’ye göre, Türkiye’nin AB’yle üyelik müzakereleri bir süredir gayrı-resmi olarak zaten askıya alınmış durumda.

“Avrupa’da artan popülist eğilimler ve Türkiye’nin üyeliği halinde Avrupa’da yaratacağı kültürel ve toplumsal çeşitliliğe dair Avrupa siyasetçilerinin eleştirileri elbette ki bunun nedenleri arasında,” diyen Açıkmeşe ekliyor:

“Türkiye’nin özellikle son on beş yıldır siyasi kriterlerin yerine getirilmesi konusunda ivmesinin düşmesi AB kurumları ve üye devletlerce ana neden olarak gösteriliyor. Dolayısıyla, AB’nin Türkiye ile ilişkilerin gerilemesinde başka bir dayanak ileri sürmesine gerek kalmıyor.”