Euronews is no longer accessible on Internet Explorer. This browser is not updated by Microsoft and does not support the last technical evolutions. We encourage you to use another browser, such as Edge, Safari, Google Chrome or Mozilla Firefox.

Son Dakika

Son Dakika

"Atatürk mitolojik bir kahramana dönüştü, Atatürkçülük tartışmaları rasyonel zeminden uzaklaşıyor"

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

Geçmişte devletin toplumu şekillendirmek üzere kullandığı bir referans olan Atatürk’ün son dönemde giderek bir halk kahramanı haline geldiği gözlemleniyor.

Anıtkabir’e haftanın her günü ve her saati, özellikle de milli günlerde ziyaretçi akını yaşanıyor. Atatürk dövmeleri ve araçların arka camlarına yapıştırılan Atatürk imzaları, bir “farklılaşma” aracı haline geliyor.

Tepeden inmeci bir yaklaşımın toplumun bazı kesimlerinde aşılarak Atatürk sevgisinin tabandan yayılarak benimsenmesi ise Atatürkçülük kavramını sosyolojik açıdan yeniden tartışmaların merkezine yerleştiriyor.

Keza bu dönüşümün diğer kutbunda da karşı-devrim birikimiyle özdeşleşen tepkisel referanslar, politik bir söylem ve duruşun tarafı olarak aniden yüceltilen “tarihi semboller” doğuyor.

Atatürk’ün Samsun’a çıkarak milli mücadele sürecine start vermesinin 100. yıl dönümünde, Atatürkçülük meselesinin siyasi yelpazenin farklı noktaları tarafından ele alınış tarzı da yeniden önem kazanıyor.

Statik bir ideoloji haline gelmemeli

Necmettin Erbakan Üniversitesi sosyoloji bölümünden Mahmut Hakkı Akın’a göre Atatürk, sağlığında Kemalizm’i ideoloji haline getirmekten uzak durmuş, ideolojik ilkeler oluşturmanın cumhuriyet modernleşmesinin dinamizmine engel olacağından kaygılanmıştı.

Euronews Türkçe’ye konuşan Akın, “Nitekim Atatürk kendi hayattayken de bazı inkılapların yeniden yorumlanmasını istedi,” diyor.

Ancak, Akın’a göre, Atatürkçülüğün önemli parametreleri de bulunuyor: Siyasi bir sistem olarak cumhuriyetçilik, pozitivist dünya görüşü ve bu görüşe bağlı olarak dinin devlet ile bürokrasi alanındaki etkinliğini kabul etmeyen laiklik anlayışı.

Öte yandan, sosyolog Akın’a göre, cumhuriyetin kuruluşundan itibaren çocukların ve gençlerin yeni rejimin anlayışına uygun yetiştirilmesi ve “yeni bir nesil” düşüncesi Atatürkçülüğün en önemli motivasyonlardan birisi oldu ve Atatürkçülük, cumhuriyet modernleşmesinin ilk dönemine dahil kesimler açısından kendilerini ayırt edici, kimlik üretici bir temeldi.

Toplumun kimi kesimlerine ulaşamadı

Ancak bu entegrasyonun bütün toplum tarafından yaşanmadığına, pek çok inkılabın milleti rahatsız ettiğine dikkat çeken Akın, bu sürecin etkilerinin bugün de kültürel ve siyasal bölünme hatlarında görüldüğünü belirtiyor:

“1930 yılında Serbest Fırka’nın kurulması dolayısıyla yaşanan çok partili hayata geçiş tecrübesinde Atatürk ve arkadaşları inkılapların millete mâl olmadığını ve büyük bir reaksiyonla karşılaşabileceklerini gördüler. II. Dünya Savaşı’ndan sonra çok partili hayata geçildiğinde Demokrat Parti’nin yükselişini sağlayan halk desteğinde de bu bölünmenin önemli bir yeri oldu.”

Türkiye’nin modernleşme ve batılılaşma sürecinin en önemli sonuçlarından birisi olan ve Batı medeniyetine dahil olma sürecinde toplumun bu amaç doğrultusunda yeniden dizayn edilmesini amaçlayan Atatürkçülüğü savunanların ve ona karşı çıkanların genellikle Atatürkçülüğü değil, bizzat Atatürk’ün şahsı etrafında bir tartışmaya dahil olduklarına dikkat çekiyor Akın.

Akın’a göre, Atatürkçüler Atatürk’ü mitolojik bir kahraman gibi kurgularken, muhafazakar kesim de reaksiyon olarak Sultan II. Abdülhamid’i öne sürerek, Atatürk’ü kendi dönemi ve şartlarının ötesinde ele alıyor.

"Payitaht Abdülhamid" tartışmaları

Cumhuriyet Halk Partisi, Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi şahsiyetine üstü kapalı şekilde hakaret edildiği iddiasıyla ‘Payitaht Abdülhamid’ dizisini iki sene önce RTÜK’e şikayet etmişti. Şikayette bulunan CHP milletvekili Zeynep Altıok Akatlı, dizide geçen bir diyalogda, “Türkiye’ye laikliği getiren kadroların manevi şahsiyetlerine ve devrimlerine hakaret edildiğini” ileri sürmüştü.

Sosyolog Akın’a göre, “Her reaksiyonerlik ve radikal taraftarlık, duygusal temelde oluşur; insanları okumaktan, araştırmaktan, inandığı şeyin zahmetini çekmekten alıkoyar."

Akın, “Halbuki Atatürk’ün gerçekleştirmeyi en çok arzu ettiği şeylerden birisi hurafelere boğulmuş mitolojik bilinçten çıkmaktı,” diye açıklıyor ve ekliyor: “Atatürkçülük konusu bir taraftan onu yüceltme, bir taraftan da onun şahsi kusurlarını arama yönünde devam eden şahsı ile ilgili meselelere indirgeniyor.”

Özellikle 1960 sonrasında Niyazi Berkes, Atilla İlhan ve Bülent Ecevit’in katkılarıyla daha çok sol tartışmalar içinde ele alınan Atatürkçülük, sosyolog Akın’a göre şu anda eleştirilerle genişleyen bir düşünce sistematiği üzerinden konuşulmuyor.

Kısır döngüde tartışma riski

“Atatürkçülük sosyolojik ve siyasal bölünmede bir tarafın kendi meşruiyetini üreteceği bir kaynak olarak görüldü. Atatürkçülük ile mesafeli bir konumda bulunan diğer kesim de kendi meşruiyetini Atatürkçülük karşısında üretti,” diyen Akın ekliyor:

“Bu reaksiyoner kısır döngü hâlâ devam ediyor. İstisnalar bulunmakla birlikte Atatürkçülük yanında ve karşısında bulunan bu reaksiyoner taraflar kendi kendilerini yenileyemiyorlar ve düşünce boyutunda meseleyi ele alamıyorlar.”

Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi’nden sosyolog Öner Buçukcu’ya göre, bugün Atatürkçülük yeniden tanımlanıyor: Bir tarafta daha milliyetçi bir Kemalizm yorumu, diğer tarafta demokratik-liberal bir öz bulunabileceğine, dolayısıyla AK Parti'ye dönük muhalefetin şemsiyesi olabileceğine ilişkin sol/sosyalist rengin de olduğu reaksiyoner bir Kemalizm yorumu.

Euronews Türkçe’ye konuşan Buçukcu, AK Parti iktidarına karşı Gezi Parkı olayları ile zirve noktasına ulaşan tepkisellikle birlikte Atatürkçülük eleştirisi üzerinden yürüyen uzlaşının bozulduğunu düşünüyor.

“Liberal ve sol-liberal çevreler, AK Parti tecrübesine atıfla, aslında Kemalizm’in çeşitli problemleri olmakla birlikte seküler, demokratik özü üzerinde ilerici bir ittifakın söz konusu olabileceği, Kemalizm’in sorunlu tarafları bir kenarda bırakılarak yeniden yorumlanabileceği noktasında ortaklaştılar.”

Ultra-seküler boyut sivriliyor

Buçukcu, halihazırda Atatürkçülük üzerinden süregiden kutuplaşmanın yakın tarih penceresinden daha iyi anlaşılacağını belirtiyor.

1990'larda yükselen PKK terörünün yanı sıra kamusal alanda daha görünür hale gelen "İslamcı tehlike" ile birlikte Kemalizm’in 27 Mayıs ve 12 Eylül rejimlerinin aksine ultra-seküler boyutunun sivrildiğini düşünüyor Buçukcu.

“Yakın tarih boyunca demokratik rejimlere yapılan müdahaleler sonucunda, Kemalizm yaşam biçimleri üzerinden ultra-seküler formda yeniden tanımlanıyor. Bu ultra-seküler tavır, dine yönelik sert bir konumlanmayı da beraberinde getirecek. Bu da toplumun büyük ölçüde laik / anti-laik gibi bir kamplaşma içerisinde değerlendirilmesinin önünü açacak.”