Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.
Son Dakika

İmamoğlu Türkiye siyasetinde ne anlam ifade ediyor?

İmamoğlu Türkiye siyasetinde ne anlam ifade ediyor?
Telif hakkı
REUTERS
Euronews logo
Metin boyutu Aa Aa

Zorlu geçen bir seçim sürecinin ardından İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı koltuğuna 23 Haziran akşamı oturmaya hak kazanan Ekrem İmamoğlu’nun kişisel ve liderlik özelliklerinin yanı sıra siyasi anlamda ifade ettiği konum da tartışma konusu olmaya aday.

Trabzon’un Akçabat ilçesinin Cevizli köyünde doğup büyüyen ve muhafazakâr bir aileden gelen 49 yaşındaki genç lider, lisans ve yüksek lisans eğitiminin ardından ailesiyle birlikte inşaat sektöründe çalışmaya başlamış. Sıkı bir Trabzonspor taraftarı, hatta bir dönem kulübün yönetiminde bile yer almış.

CHP prototipiyle örtüşmeyen bir portre

Başlarda MHP’ye yakın bir siyasi çizgiye sahip olan babasının, daha sonra ANAP’ın Trabzon’da merkez ilçe başkanı olmasıyla birlikte İmamoğlu’nun siyasete ilgisi filizlenmiş. 2014 yılındaki yerel seçimlerde ise, 10 yıldır AK Parti’nin yönetimindeki Beylikdüzü’nün CHP’li belediye başkanı olmuş.

Dini hassasiyetleriyle tanınan, Ramazan ayında halkıyla iç içe olan, çalışkanlığıyla Beylikdüzü’nün farklı siyasi partilerden olan sakinlerinin beğenisini toplamış, ihtiyaç sahiplerine destek olan, camide terör kurbanları için Yasin okuyan, bazı CHP’li yöneticilerin “fildişi kulelerde yaşamakla” suçlandığı klişeleri yıkan bir portre.

Peki, İmamoğlu siyasi anlamda ne ifade ediyor? Bir boşluğu dolduruyor mu, yoksa o boşluğu işaret edip başka aktörler için kapıyı mı aralıyor? Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan’ın karşısında CHP’nin adayı olarak bir dönem yıldızı parlayan, ancak daha sonra kitleleri peşinden sürükleyemeyen Muharrem İnce’yle hangi noktalarda ayrışıyor?

İmamoğlu’nun araladığı yeni siyaset kapısından başka aktörler de girecek mi? Türkiye Cumhurbaşkanını mı arıyor, yoksa yeni bir siyasi ülkü mü? İmamoğlu, bu siyasi ülküyü doldurabilecek mi?

Euronews Türkçe olarak bu merak konusu olan soruları uzmanlara sorduk.

Farklı kesimlere farklı hitap

Koç Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Ali Çarkoğlu, İmamoğlu’nun toplumun farklı kesimlerine farklı şekillerde formüle ettiği hitabının, onun siyasetteki boşluğu doldurmasına yardımcı olduğu görüşünde.

Bir diğer ifadeyle, CHP içinde bir süredir merkeze kayma yönündeki kararlılık, eskiden söylenen hikaye ile seçmen karşısında başarılı olunamayacağının fark edildiğini gösteriyor.

“Belediye restoranlarında içki satışına karşı olduğunu, kadın ve erkekler için havuzların farklı saatlerde kullanıma açılacağını söylerken muhafazakar kesime onların duymak istediği bir hikaye anlatıyor. Seküler kesimden ise bu taahhüde dair büyük tepki görmüyor, çünkü muhafazakar kesime hitap etmese seçilemeyeceği de biliniyor,” diye açıklıyor Çarkoğlu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile İmamoğlu’nun belediye başkanlığı geçmişinden gelmeleri ve siyasette bu zeminden yükselmeleri arasında benzerlik kuranlar var.

Erdoğan'ın geçmişiyle benzerlikler

“Erdoğan’ın siyasette yükselişinde dört senelik belediye başkanlığında saha çalışmasının etkisi vardı. İmamoğlu da benzer bir örnek üzerinden ümitvar bir siyaset yapıyor,” diyor Çarkoğlu.

Çarkoğlu’na göre, İmamoğlu’nun belediyedeki israfı ortaya koyarken kullandığı söylem, kutuplaşmış bir konu olan “yolsuzluk” yerine “israf” terminolojisini kullanması, belediyede ayrımcılığın biteceğini söylerken de gerek İslamcıların gerekse Kürtlerin yaşadığı ayrımcılık hikayelerine de dokunuyor olması ve binlerce İstanbul Gönüllüsü’nün kadınların liderliğinde benimsedikleri katılımcı demokrasi süreci de yeni bir siyasi ülküye işaret ediyor.

Ancak, uzmanlar İmamoğlu’ndan “müstakbel bir cumhurbaşkanı adayı” çıkaran yorumları henüz prematüre buluyorlar ve İmamoğlu’nun Türkiye’nin farklı bölgeleri ve sosyo-kültürel topluluklarına erişim için vakte ihtiyaç olduğunu düşünüyorlar.

Euronews Türkçe’ye konuşan Ankara Enstitüsü direktörü ve sosyolog Hatem Ete’ye göre İmamoğlu’nun yükselişi ittifak denklemine dayalı son dönem Türkiye siyasetinin hem bir sonucu, hem de bir alternatifi.

“Başkanlık sistemi ile birlikte siyasetin en etkili normuna dönüşen iki kutuplu ittifak siyaseti, hem muhalefeti hem de iktidarı dinamizmden yoksun bırakıp siyasal statükoya yol açtı. Siyasi kutuplaşmanın yüksekliği, iktidarın söylem ve politikalarından rahatsız olan ve alternatif bir mecra arayan seçmenin muhalefete yönelmesini zorlaştırıyordu,” diyor Ete.

"Mahalleler" birbirine açıldı

Uzmanlar, İmamoğlu’nun başarılı olduğu, onu bir “aktöre dönüştüren” noktanın, toplumun kutuplaşan “mahallelerini” birbirine açması, toplumun farklı kesimleri arasında geçişkenliği sağlayıp siyaseti sıfır toplamlı bir oyundan çıkarması olduğuna dikkat çekiyorlar.

Ete’ye göre Muharrem İnce, İmamoğlu’ndan farklı olarak, kendi kitlesini konsolide ettiği ölçüde rakip kitleyi de karşıtlıkta konsolide etmişti, yeni bir siyaset tarzı üretmiyordu. İmamoğlu ise kendi tabanını konsolide ederken diğer seçmen kesimlerinin de sempatisini kazanmayı başardı. Bunda İmamoğlu’nun sosyal demokrat, sol, Kemalist çerçevedeki klasik CHP prototipine uymaması, merkez sağda siyaset yapmış olması da etkili oldu.

Ancak, Ete, İmamoğlu’nun bu açılımını yaparken apolitik durduğuna, siyasi cümle kurmaktan kaçındığına, siyasi boşluğu işaret ederek ötekileştirmenin ve kutuplaştırmanın olmadığı bir siyasi alan tarif ettiğine dikkat çekiyor.

“İmamoğlu, kutuplaşmanın ve ittifak siyasetinin seçmeni mahkum ettiği gettoların duvarlarını zayıflattı, seçmen geçişkenliğine kapı araladı, geleneksel siyasal kimlikleri ortak kesen yeni bir siyasal alanın imkanlarını açtı. Ancak, bu imkanların yeni bir siyasal tasavvura, yeni bir siyasal zemine yol açıp açmayacağı henüz belli değil,” diye ekliyor Ete.

"Gezi ruhu"ndan farklı

Bu noktada İmamoğlu’nun vizyonunun Gezi eylemcilerinin ortaya koyduğu hedeflerden farkının ne olduğu da merak konusu.

“Gezi protestoları sonucunda bir duygu ortaya çıkmadı, çünkü o kitle siyasetin geleneksel kodları içinde hareket ederek farklı kitleleri bir araya getiremedi. İmamoğlu ise o dönemin duygusunu gecikmeli olarak siyaset diline tercüme edebildi, o duyguyu daha da olgunlaştırarak, sert unsurları törpüleyerek merkezde konumlanmış ve karşı tarafın da sempatisini çeken bir siyasi dil kullandı,” diye açıklıyor Ete.

İmamoğlu, seçim gecesi Beylikdüzü’nde yaptığı zafer konuşmasında, “Barışmaya geldik, buluşmaya geldik, uzlaşmaya geldik, konuşmaya geldik. Birbirimizi sevmeye geldik,” demişti.

Ancak Ete’ye göre İmamoğlu’nun kampanya süresince siyasi bir dil kullanmaması, Türkiye’nin taraf olduğu siyasal başlıklarda açık bir pozisyon takınmaması ve gerilime girmemekle yetinmesi, geniş bir kitleye hitap etmeye dönük bilinçli bir tercihti.

“Yeni bir siyasi psikolojiye yaslanıyor, ancak bu psikolojiyi bir söylem ve programla tahkim etmeye yönelik bir cümlesi, bir teşebbüsü yok. Türkiye’nin yakıcı siyasi sorunlarına içerikli cümlelerle net pozisyon almasını gerektirecek durumlarda alacağı pozisyon, şu an sahip olduğu potansiyeli gerçekleştirip gerçekleştiremeyeceğini de ortaya koyacak,” diye ekliyor Ete.

23 Haziran'da aldığı oy oranı, İmamoğlu'na son 35 senede yapılan sekiz seçimde en fazla oy oranı ile seçilen belediye başkanı sıfatını da kazandırdı.

Oxford Üniversitesi'nden misafir öğretim görevlisi Galip Dalay'a göre ise, İmamoğlu seçmenin gözünde ne vaat ettiğinden daha çok hangi siyaset tarzına karşı bir itiraza dönüştüğüyle değerlendirildi.

“Ama yarın AK Parti referanslı olmayan bir anlamı da kendisinden duymamız gerekecek. Böylelikle bir duygu dünyasından yükselen liderden siyaset için kalıcı bir lider olup olmayacağı ortaya çıkacak,” diyor Dalay.

"Öğrenilmiş" muhalefette kalma çaresizliğini aştı

Dalay’a göre İmamoğlu CHP’nin kimlik ve siyaset kısıtlarını aşabildi, ilk defa CHP’li bir aktörün yerel iktidara gelebilme gücünü gösterdi ve bu motivasyonu tabana aşılayabildi. Böylelikle CHP’de “öğrenilmiş bir muhalefette kalma” psikolojisinin önüne geçebildi.

“İmamoğlu yarın Türkiye’de siyasal bir aktör olarak ortaya çıkacaksa, neyi savunduğu ve alternatif bir siyaset ortaya koyup koyamayacağı belirleyici olacak. Bu da aldığı siyasal pozisyonlar üzerinden yeni bir öykü inşa edilmesine yol açacak,” diye açıklıyor Dalay.

İmamoğlu'nun ortaya koyduğu "sıra dışı" öykü önümüzdeki dönemde daha çok irdeleneceğe benziyor.