Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

NATO Liderler Zirvesi: Türkiye neden geri adım attı?

NATO Liderler Zirvesi: Türkiye neden geri adım attı?
©  Reuters
Metin boyutu Aa Aa

İttifak’ın 70.yılını kutlamak üzere Londra’da 3-4 Aralık tarihleri arasında bir araya gelen NATO üyesi ülkeler, terörizmin yanı sıra devlet ve devlet-dışı aktörlerin doğurduğu güvenlik risklerini de ele aldıkları ortak bir deklarasyon yayımladılar.

NATO'nun Baltık ülkeleri ve Polonya’yla ilgili savunma planını YPG’nin terör örgütü olarak tanınmaması durumunda veto edeceğine dair açıklamalarına rağmen Ankara’nın geri adım atması, bu kararın ardındaki itici güçlerin neler olabileceğine dair soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

Zira, Londra’ya gitmeden önce Esenboğa Havalimanı’nda basın toplantısı düzenleyen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “bizim terör örgütü olarak telakki ettiğimiz ve kendileriyle terör mücadelesi verdiklerimizi, NATO’daki dostlarımız terör örgütü olarak kabul etmezlerse atılacak her türlü adımın karşısında oluruz” şeklinde bir mesaj vermişti.

Türkiye’nin bu konudaki ısrarlı açıklamalarına karşın ABD Savunma Bakanı Mark Esper ise Londra’daki liderler zirvesi öncesi Reuters’a bir açıklama yaparak, ülkesinin ve diğer NATO üyelerinin, YPG’yi tehdit olarak görmediğini bir kez daha yinelemişti.

Zirve sonrası basın açıklaması yapan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg ise, YPG'nin terör örgütü olarak tanınmasına ilişkin soruya, "NATO müttefiklerinin, YPG/PYD'nin nasıl tanımlanacağı konusunda farklı düşünceleri ve görüşleri olması bilinen bir durumdur. YPG'nin nasıl tanımlanacağı konusu spesifik olarak tartışılmadı. Ama terörizm ile mücadelede elde ettiğimiz çıkarımların riske atmamak konusunda tüm müttefikler hemfikir" ifadelerini kullandı.

Ancak Litvanya Devlet Başkanlığı ofisi, Türkiye’nin bu onayı karşılığında herhangi bir şey talep etmediğini vurguladı.

Geri adım atılması olumlu

İstanbul merkezli düşünce kuruluşu EDAM (Ekonomi ve Dış Politika Araştırmalar Merkezi) Başkanı Sinan Ülgen’e göre; Türkiye’nin veto tehdidinden geri adım atmasını olumlu değerlendirmek lazım.

NATO Savunma Koleji’nin danışma kurulunda görev almış eski bir diplomat olarak, Ülgen, NATO içinde özellikle de Türkiye’nin de içinde yer alacağı bazı planları veto etmenin uzun vadede olumsuz sonuçları olabileceğine dikkat çekiyor.

euronews Türkçe’ye konuşan Ülgen, “Türkiye bu yapıcı yaklaşımıyla resmi olarak onaylanmamış olan ve kendisinin de dahil olduğu askeri planın ileriki tarihte onaylanmasına yönelik olarak üye ülkeler nezdinde puan kazanmış oldu ve bu krediyi kullanmaya çalışacak ve kendi planının onaylanması için önümüzdeki vadede yürütülecek müzakerelerde etkin olmaya çalışacak” dedi.

Türkiye ile Trablus'taki Libya Ulusal Mutabakat Hükümeti arasında imzalanan Doğu Akdeniz’deki deniz yetki alanlarının sınırlandırılmasına dair anlaşma, Yunanistan başta olmak üzere bazı NATO üye ülkelerinin eleştiri oklarını üzerine çekmişti.

Yedinci madde önemli

Ülgen, Zirve sonrası kabul edilen Londra deklarasyonunun yedinci maddesine de dikkat çekiyor.

Bu maddeye göre; NATO'nun siyasi yönünü güçlendirmek için Genel Sekreter'in "ileriye dönük bir tefekkür süreci" başlatması talep ediliyor ve bu sürecin değişen stratejik ortamı göz önünde bulundurması gerektiğine dikkati çekiliyor.

“Yedinci madde NATO’nun siyasi boyutunun altını çiziyor ve bu da Türkiye açısından önemli çünkü Türkiye NATO’yu siyasi bir savunma örgütü olarak görüyor. Bu yönden de Fransa ile ayrışıyor” diyen Ülgen, NATO’nun siyasi boyutunun geliştirilmesinin deklarasyona dahil edilmesinin Türkiye’nin görüşlerine uygun bir kazanım olduğu fikrinde.

Suriye meselesindeki yalnızlığı kıracak mı?

Polonya Uluslararası İşler Enstitüsü PISM’de Türkiye analisti olan Karol Wasilewski ise, deklarasyonda yer alan “Terörizm bütün türleri ve tezahürleriyle hepimiz için tehdit olmaya devam ediyor" ifadelerinin Türkiye tarafından da farklı platformlarda sıklıkla tekrar edildiğine dikkat çekiyor.

euronews Türkçe’ye konuşan Wasilewski’ye göre, Türkiye’nin NATO zirvesi öncesi çıkarları ve hedefleri çok farklıydı ve bu “büyük pazarlığın” ana hedefi, Türkiye’nin Suriye meselesindeki tecrit halini kırmak idi:

“Eğer Türkiye bunda başarılı olursa ve müttefiklerin Suriye operasyonuna yönelik eleştirilerinin dozunu azaltmayı başarırsa, hatta Suriye’nin kuzeyinde kurulmasını planladığı güvenli bölge için sembolik de olsa bir mali destek alabilirse, bu pazarlığın işe yaradığı söylenebilir.”