Son Dakika
This content is not available in your region

Türkiye'de 7 yılda 419 çocuk işçi öldü: 17'sinde ölen Eren'in babası 6 yıllık davayı anlattı

Şanlıurfa'da pamuk hasadında çalışan çocuk işçiler
Şanlıurfa'da pamuk hasadında çalışan çocuk işçiler   -  
©
AA - Halil Fidan
Metin boyutu Aa Aa

Türkiye’de çalışan çocuklar ve iş kazalarında ölenler çözümsüz kalan sorunların başında yer alıyor.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) verilerine göre; kasım ayıyla birlikte 2019’da en az 60 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Türkiye'de, 2013 ile 2019 arasındaki dönemde kayda geçen 419 çocuk işçi ölümü tespit edildi.

Peki, raporlarda birer “sayı” olarak kayda geçen ölümlerin ardından aileler neler yaşıyor? Altı yıl önce 31 Ekim 2013'te Esenyurt’taki Özel Doğa Hastanesi’nin tabelasını takarken yüksek gerilime kapılarak 17 yaşında yaşamını yitiren Eren Eroğlu’nun babası Erdinç Eroğlu ile görüştük.

Altı yıl boyunca davada dört defa bilirkişi raporu alınmış; yedi defa mahkeme heyeti; yedi defa savcı değişikliği yaşanmış. Acılı baba Eroğlu, bu değişikliklerin davayı doğrudan etkilediğini söylüyor.

Euronews
Eren Eroğlu 2013'te iş kazasında hayatını kaybettiEuronews

“Dava açmayalım diye para teklif ettiler”

Baba Eroğlu, ayrıca sürdürdükleri adalet mücadelesi boyunca onları en çok yıkan şeyin suçlu muamelesi görmeleri olduğunu anlatıyor.

Bu muameleyi ilk olarak oğlunun ölümünün üçüncü günü karakola gittiklerinde yaşamışlar: “Bize üç gün boyunca polis bile gelmedi. Biz karakola gidince olayla ilgili sorular soruyoruz diye, 'neden üç gün boyunca bizi aramadınız, ifademizi almadınız' diye soruyoruz diye tartıştık. Oğlumuzu kaybetmişiz kendimiz olayı araştırıyoruz. Olay yerine gidiyoruz. Üç gün boyunca bu araştırılmaz mı? Mağdur olduğumuz halde suçluymuş gibi muamele gördük.”

Euronews
Eren Eroğlu’nun babası Erdinç EroğluEuronews

Grafiker olma hayaliyle açık öğretimde okuyan Eren aynı zamanda CHP Gençlik Kolları üyesiymiş. “Çok sosyal bir çocuktu” diyor babası. Çalışma hayatına girme nedeni yapmak istediği işi pratik uygulamayla öğrenmek istemesiymiş. Oğlunu ve dava sürecini anlatırken gözyaşlarını tutamıyor baba Eroğlu ve sorumluları, kendi tabiriyle “vicdansızlığı”, “Yeter ki bunlar bilinsin” diyerek anlatıyor:

“Esenyurt’ta Doğa Hastanesi’nde bir tabela işi varmış. 154 bin voltluk ana şehir elektriği oradan geçiyor. Şehre enerji veren bir hattır. Yasal mevzuata göre bu telin en az 5 metre yükseklikten geçmesi gerekiyor. Fakat oraya ruhsat veren belediye 2,5 metreden ruhsatı veriyor. İl Sağlık Müdürlüğü de özel hastaneler yönetmeliğine aykırı olarak ruhsat veriyor. Mesafe 2,5 metre, Eren’in boyu 1,95. İşi yapamayacaklarını anladıklarında iş yerlerini arayıp, ‘Tarif edilen yer çok yukarıda. Merdivenle ulaşmak imkânsız” diyorlar. Sonra alüminyum merdiveni topladıkları anda sürtünmeden dolayı statik enerji oluşuyor. Sürtünme hemen elektrik akımını çekiyor. Elektrik toprağa en yakın olanda kaldığından akım Eren’de kalıyor. Orada yanıyor.”

Oğlunu ambulansla Bağcılar Devlet Hastanesi’ne getirildiğinde gören baba Eroğlu; “Yaşamıyordu” diyor ve “Yoğun bakımdaydı ama kurtulamadı” denilerek kandırıldıklarını, ardından işveren tarafından aracı ile kendilerine 200-300 bin TL para teklifinde bulunduklarını; “Damadıma söylüyorlardı, bana o söyledi. ‘Ne istersen veririz, aramızda halledelim, davaya taşınmasın’ dediler” diyerek anlatıyor.

İlk duruşmada yaşadıklarını soruyorum; “80-100 kişi girince hâkim şaşırdı. ‘Bu siyasi bir dava mı bu kadar kalabalık insan geliyor’ dedi. ‘Siyasi bir davadan daha önemli. Çünkü burada bir iş cinayeti var. Bu davada aslında mahkemenin de sosyal sorumluluğu var’ dedim. Hâkim de; ‘Burası sosyal problemleri çözme yeri değil’ demişti. Acı tazeyken giden, gelen oluyor da sonra o yalnızlığı yaşamaya başlıyorsunuz. Türkiye’de destek verme geleneği yok. Bunun mümkün olmadığını anlıyorsunuz” diye yanıtlıyor.

“100 TL için bir insan ölüyor”

Baba Eroğlu, 6 yıl boyunca yedi defa mahkeme heyetinin ve savcının değişmesinin davayı doğrudan etkilediğini söylüyor: “İki, üç duruşmada bir değişti. Bir keresinde davaya ilk kez giren bir savcı, davayı bitirmeye kalktı.” Oğlunun ölümünden doğrudan eski Esenyurt Belediye Başkanları Gürbüz Çapan ile Necmi Kadıoğlu’nu ve İl Sağlık Müdürlüğü’nü sorumlu tutuyor. Hazırlanan ilk iddianamede yer verilmediği için hepsi hakkında ayrıca suç duyurusunda bulunmuş: “Kamu yöneticilerinin yargılanması ayrı bir sıkıntı. Kamu yöneticilerinin yargılanması için kaymakamlıktan, İçişleri Bakanlığı’ndan özel izin gerekiyor. Bakanlık ilk müracaatta izni vermez. Siz itiraz ettiğinizde, İdare Mahkemesi’ne gittiği zaman orada görülür. Nitekim dört, beş sene sonra İdare Mahkemesi İl Sağlık Müdürlüğü’ne olan suç duyusunu kabul etti ancak Çapan ve Kadıoğlu’nu reddetti. Onlarla ilgili de Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkımızı kullandık. Yaklaşık bir senedir AYM’de dosyamız bekliyor. Aslında adil yargılanma hakkı burada ihlal edildi. Tüm mücadelemiz sorumluların yargılanmaları. Sorumlular yargılanmış olsa iş cinayetleri olmayacak.”

Son olarak artık İstinaf Mahkemesine taşınan dosyada çıkan kararı konuşuyoruz: “Orada daha önce çalışanlar tehlikeli olduğunu söylüyorlar. İşçi sağlığına yönelik hem oğlumun çalıştığı firma hem hastane önlem almıyor. Teknik eğitim verilmemiş. İş için teçhizat verilmemiş. Örneğin, ayağında elektrik geçirmeyen lastik ayakkabı olsa ve elinde kalın bir eldiven olsa belki hayatta kalacak. Bu 100 TL’lik bir şeydir. 100 TL için bir insan ölüyor. Bütün bunlar kasta giriyor. Biraz daha hafifletilmişi bilinçli taksire giriyor. Bir de iyi hal indirimi uygulandı ve iki, üç senelik cezalar çıktı. İnfaz kanununa göre 2-3 sene ceza alınca bir gün bile yatmıyorsun. Karar açıklanınca ‘Hepiniz vicdansızsınız’ diye bağırdım. Hukuken yapması gerekenleri yapmayan bir anlayış var. Ailenin bir ferdini kaybettiğiniz zaman o acı bitmez. Bir de sanki suçlu senmişsin, aileymiş gibi davranılıyor. Her geçen zaman acıyı unutturmuyor, acının üstüne koyuyor…”

Eroğlu’nun ardından söz hakkı doğan Gürbüz Çapan ve Necmi Kadıoğlu’nu arıyorum. Kadıoğlu mesajla da durumu bildirmeme rağmen telefonlarımı açmadı. Çapan’ın ise telefonu sürekli kapalıydı.

AA

TÜİK: 2018 yılında çalışan çocuk sayısı 685 bin

Peki, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) ve Çalışma Bakanlığı’nın çalışan çocuklar ve çalışırken ölen çocuklara ilişkin verileri nedir? TUİK, 2012 yılından itibaren bu yönde bir veri açıklamıyor. Bu nedenle önce TUİK’i arıyorum, bilgilenme hakkı kapsamında mail atıyorum. Çalışırken ölen çocuklara ilişkin hiçbir zaman bir çalışma yapmadıklarını belirterek çalışan çocuklarla ilgili yaptıkları güncel çalışmalara ilişkin soruma verdikleri yanıt şöyle:

“Çocuk işgücü anketi bugüne kadar, 1994, 1999, 2006 ve 2012 yıllarında ilgili yılın son çeyreğinde Hanehalkı İşgücü Anketine modül olarak uygulanmıştır. Bu yıl, çocuk işçiliğinin önlenmesi amacıyla Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı” (2017-2023)(ÇİMUP) kapsamında 5. uygulaması gerçekleştirilmektedir. 2019 yılının son çeyreğinde yapılan Çocuk İşgücü Anketinin sonuçları 2020 Nisan ayında yayınlanacaktır. En son yayımlanan, 2012 yılı Çalışan Çocuklar Araştırması sonuçlarına göre; çocuk işgücü anketinin çerçevesini oluşturan 6-17 yaş grubundaki çalışan çocukların yaklaşık %70’ini 15-17 yaş grubundaki çocuklar oluşturduğu görülmektedir. Bu çerçevede, hanehalkı işgücü anketinden elde edilebilen 15-17 yaş grubu için en son yayımlanan 2018 sonuçlarına göre çalışan çocukların sektörel dağılımı şöyle:

Çalışma Bakanlığı: TÜİK yeni bir araştırma yapana kadar güncel olan 2012 verisi

TUİK’in ardından Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nı arıyorum. Bakanlık, çocuk işçilikle mücadele etmek ve çocuk işçiliğini durdurmak için 2017-2023 yıllarını kapsayan “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ulusal Programı hazırlamış ve 2018 yılını “Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Yılı” ilan etmişti. Bu kapsamda yaptıkları çalışmaları, çalışan çocuk işçilere ilişkin güncel verileri ve yapılan denetimlerde çocuk çalıştırdığı tespit edilen kaç kurum/kuruluşun olduğunu soruyorum. Bakan Zehra Zümrüt Selçuk’un danışmanı Yavuz Yaman TUİK’in 2012 yılı verilerinin bulunduğu bir metin paylaşıyor; “TUİK’in güncel çalışmasını bekliyoruz” diyor. Kendisine TUİK’in güncel verilerine ulaştığımı, kendilerinin çalışmalarını sorduğumu söylüyorum; “Biz bir araştırmadan ziyade projeksiyon yapabiliyoruz. Yaptığımız projeksiyonla %3’ün altına düşeceğini öngörüyoruz. TUİK yeni bir araştırma yapana kadar güncel olan gönderdiğim (2012) bilgiler olacak maalesef” diyor.

Yaman’ın yıllara bölerek paylaştığı bilgilere göre; Bakanlığın çocuk işçiliğini önlemeye yönelik yaptığı son güncel çalışması 2018 yılına ait:

“2018 yılı “Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Yılı” ilan edildi. Bakanlıklar, sosyal taraflar ve ILO Türkiye Ofisi tarafından “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Ortak Deklarasyonu” imzalandı. 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü etkinlikleri çocuk işçiliği ile mücadele temasıyla gerçekleştirildi. Dünya Çocuk Hakları Günü’nde Cumhurbaşkanlığı Kongre ve Kültür Merkezi’nde çocuk işçiliğiyle mücadele çalışmalarımıza gönül elçileri (Emine Erdoğan öncülüğünde illerde vali eşleri ile uygulanan program) dâhil edildi. Bakanlığımız Çalışma Genel Müdürlüğü ile Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü işbirliğinde yürütülecek olan Türkiye’deki Çocuk Haklarının Desteklenmesi Projesi onaylandı. Cumhurbaşkanlığı 2. 100 Günlük İcraat Programı çerçevesinde 81 Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünde Çocuk İşçiliği ile Mücadele Birimleri kuruldu.”

Yedi yılda en az 419 çocuk çalışırken öldü

2019'un ilk 11 ayındaki ölümlerin yüzde 60’ı tarım işkolunda, diğerleri ise ağırlıkla sanayide yaşandı. Ölen çocukların 23’ü 14 yaş ve altında; 32’si 15-17 yaş aralığında; 12’si kız çocuğu/genç kadın; 10’u göçmen/mülteci işçi: 9’u Suriyeli ve 1’i Afganistanlı. Ölüm nedenleri ise en çok trafik/servis kazası, boğulma ve ezilme olarak meydana geldi.

Türkiye’de 17 yaşındaki Eren Eroğlu’nun da hayatını kaybettiği 2013 yılından bu yana çalışırken ölen çocukların sayısında artış yaşanıyor. İSİG Meclisi’nin verilerine göre; 2013 yılında 59 çocuk, 2014 yılında 54 çocuk, 2015 yılında 63 çocuk, 2016 yılında 56 çocuk, 2017 yılında 60 çocuk, 2018 yılında 67 çocuk yaşamını yitirmiş. 60 çocuk işçinin öldüğü 2019 yılının 11 ayıyla birlikte 7 yılda en az 419 çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Kayıt dışı ölümler ve çalışma koşulları nedeniyle hastalanarak ölenler ve intihar edenler bu verilerin içinde yer almıyor. Stajyer veya çırak olarak çalıştırılan çocukların da ücretli çalıştırılan çocukların da ne tam olarak sayısı, ne de ölümleri tam olarak tespit edilemiyor. Ölümler basına yansıdığında kayda geçirilebiliyor.

Euronews artık Internet Explorer üzerinden erişilebilir değil. Bu tarayıcı artık Microsoft tarafından güncellenmiyor ve en son teknik yenilikleri desteklemiyor. Sizi; Esge, Safari, Google Chrome veya Mozilla Firefox gibi başka tarayıcıları kullanmaya davet ediyoruz.