Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Karambolde kaçan fırsatlar: Türkiye ve dünyada futbolun geleceği

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

Özgehan Şenyuva, Doç. Dr, ODTÜ Öğretim üyesi ve Kadir Has Üniversitesi Spor Çalışmaları Merkezi danışma kurulu üyesi

Covid-19 salgını nedeniyle tüm dünya zor günlerden geçiyor. Saygıdeğer bir hocamızın hatırlattığı tabir ile Ehem’in mühimden, Elzem’in lazımdan evvel olduğunu hatırladık. İnsanlar yaşam mücadelesinin yanı sıra ekonomik olarak da ciddi bir darboğazla karşı karşıya. İşsizlik, hayat pahalılığı ve hatta gıda sıkıntısı ülkemizde milyonlarca kişiyi etkilemekte. Gündelik hayatımız an be an değişmekte ve alınan önlemler geçtiğinde hayatımıza kaldığımız yerden devam edemeyeceğimiz kesin gibi.

Tüm bu yaşamsal sorunların yanısıra giderek daha fazla tartışılan bir de futbol gündemi var. Türkiye Futbol Federasyonu’nun liglerin oynanması yönünde aldığı karar farklı tartışmalara yol açtı. Bu kararın içeriği ve doğruluğu konusunda farklı görüşler mevcut ancak futbol son yüzyıldır yaptığı gibi kendisine yer açmakta ve yaşamsal konuların arasında insanların gündemine oturmakta. Olimpiyatlar gibi köklü bir mega spor organizasyonunun ertelenmesi bile bu kadar gündeme oturmamışken futbolun ayrıcalıklı konumu bir kez daha tescil edilmiş gibi. Almanların futbol için kullandıkları “die wichtigste Nebensache der Welt,” yani serbest tercümesiyle “dünyanın en önemli önemsizliği” tabiri doğru anlaşılan.

Oynamalı mı oynamamalı mı?

Türkiye’de gündem futbol, ancak diğer bir çok konuda olduğu üzere tartışma gene kısa vadeli ve nispeten miyop bir şekilde kilitlenmiş durumda. Salgının ilk emarelerinden itibaren başlayan tartışma ortamı, sürecin yönetilmesindeki tutarsızlıklar nedeniyle hem keskinleşti hem de dar bir çıkar odağına yerleşti. Konunun insan sağlığı boyutu ve bilimsel kapsamı, bu durumu kendi çıkarım için nasıl kullanırım zihniyeti ve Türk futbolunun makus talihi olan saha dışı siyasi ve ekonomik faktörlerin de devreye girmesiyle, tamamen arka plana atılmış durumda.

Liglerin haziran ayından itibaren oynanmaya başlanması kararı insan sağlığı, kamu sağlığı ve hukuki açıdan bir çok sorunu da beraberinde getirdi. Oyuncuların sağlıklarını tehdit altına atacak şekilde oynamayı kabul edip etmeyecekleri, normal şartlarda 30 Haziran’da bitecek olan sözleşmelerin durumu, 65 yaş üstü teknik direktörler ve benzeri birçok soru hala cevap bulmuş değil. Sadece yönetişim açısından bile bu kararın alınmasının ne kadar sorunlu olduğu ortada.

Almanya’da liglerin oynanması kararını en yetkili kişi olan Angela Merkel bilimsel bir şekilde açıklarken, Türkiye’de Federasyon başkanının açıkladığı kararı takiben Sağlık Bakanı, “Liglerin devamı konusu, futbol federasyonumuzun kendi iradesi ile alacağı bir karardır,” açıklamasıyla sorumluluk almaktan kaçınmıştır. Zaten da adeta topu taca atmış ve sorumluluğu tamamen ulusal düzeylere ittirmiş durumdadır. Konunun futbol ve sağlık ilişkisinin ötesinde olduğu ve ekonomik siyasi faktörlerin ne kadar etkilediğini de Avrupa’da farklı liglerin durumlarıyla ilgili alınan kararlardan görmekteyiz. Hollanda’da ligler direkt tescil edilip takımların uzlaşılarıyla şampiyon ilan edilmeden boş sezon olarak kayda geçerken, Fransa’da da ligler mevcut puan durumuna göre tescil edilip PSG takımı şampiyon ilan edilmiş durumda. Almanya’da ligler kalan maçlarını oynamaya hazırlanırken, İngiltere’de de oynama yönünde görüş hakim.

Futbol’un geleceği: Stadyum dışında evin içinde

Bu sezonun nasıl sonlanacağı konusundaki tartışmanın ötesine geçen daha önemli konu ise futbolun geleceği aslında. Her ne kadar Türkiye’de şu aşamada sadece bir avuç meraklı bu konuya eğiliyor olsa da, esas gündem çok yakında bu olacak.

Başlangıç noktası ise, çok can alıcı bir soru: virüsün mutasyonu, ikinci veya üçüncü dalgaların gelmesi ve etkili bir aşı veya tedavinin bulunamaması durumunda futbolun geleceği ne olur? Nedense bu soruları pas geçip sanki eylülde kaldığımız yerden devam edecekmiş gibi yapıyoruz. Bu durum Türkiye futbolu için zaten çalmakta olan tehlike çanlarına kulaklarımızı tamamen tıkamak demek.

Öncelikle ortaya koyulması gereken gerçek, futbolun zaten büyük bir değişim ve dönüşüm içinde olduğu. Bu salgın bu değişimin hızı ve şiddetini etkiliyor, yönünü de saptırıyor. 1990'lardan itibaren zaten futbol daha pahalı, daha çok kişiye ulaşan ve uluslarötesi karakteri ön plana çıkan bir olgu haline gelmekteydi. İnsanlar yaşadıkları şehrin takımından öte, Avrupa’da farklı liglerden farklı kulüpleri takip eder ve adeta çoklu taraftarlık kimlikleri kazanır olmakta.

Futbol, özellikle Avrupa futbolu, sadece taraftarlara değil, dünya çapında bir eğlence sektörü haline dönüşüp, milyarlarca kişinin bir şekilde hayatlarında yer bulan bir gösteri olmaya başlamıştı. Asya’dan milyonlarca insan İngiltere ligini televizyonlarından canlı izleyip, Barcelona maçlarını ve stadyum turlarını turistik gezilerinin merkezine koyuyorlardı. Bu bireylerin takım ile olan bağları, çocukluğundan beri dedesiyle babasıyla maça giden Katalan bir bireyinki ile aynı karakterde değil. Ama korona sonrası yukardaki soruların cevapları bu iki gruptan seyirci/müşteri kimlikli Asyalı ile Katalan taraftarı aynı potada erimeye zorlayacak gibi gözüküyor.

"Taraftarsız futbol olur, ama futbol seyircisiz kalmaz."
Doç. Dr. Özgehan Şenyuva

Eğer hastalık bir şekilde devam ederse stadyumlar boş kalmak zorunda. Peki, seyircisiz futbol olur mu? Cevabı aslında zaten biliyoruz, taraftarsız futbol olur, ama futbol seyircisiz kalmaz. Zaten istisna birkaç lig hariç durum tam da bu, televizyon seyircisi stadyumdaki seyirci/taraftar sayısının çok çok üstüne çıkmış durumda ve ortalama takımların maç günü gelirleri yayın gelirleri ile karşılaştırılamayacak kadar küçük kalmakta.

2017-2018 sezonunda Türkiye Süper Ligi'nde stadyum doluluk ortalaması sadece yüzde 38 idi. Yani her yüz koltuktan 62'si boş halde oynanıyordu maçlar. Bu durumda stadyumları doldurmanın imkansız olduğu durumda, evlerinin güvenli ortamında, sosyal mesafe çerçevesinde televizyonlarından maçları izlemeye ve para vermeye hazır milyonlara yönelmek futbol endüstrisi için en kolay çözüm olacak. Stadyumlardaki boş koltuklar için de farklı çözümler zaten denenmekte, bir kısmı çok pahalıya sosyal mesafe kuralları çerçevesinde elit ve zenginlere satılacak, televizyon izleyicisi için de bilgisayar grafikleri ile oyun konsüllerinde kullanılanlara benzer şekilde ses ve görüntü efektleri eklenecek.

Gözardı edilmemesi gereken bir diğer durum ise, futbolseverlerin çok büyük bir kısmının temel alışkanlıklarının televizyon üzerinden maç izleme şeklinde olduğu. Şampiyonlar Ligi ve Avrupa’dan farklı liglerin yayınları ile seyircilerin görüş açısı temel olarak etkilenmiş durumda. Stadyumdaki anlık ve geniş açı yerine top odaklı daha dar açı ve yayının getirdiği lüksleri tercih eden seyirci daha fazla. Artık, televizyonda atılan bir golü farklı açılardan tekrar tekrar izlemeye alışmış durumda seyirciler.

Futbolun Netflix'leşmesi

Futbolun bir televizyon eğlencesine dönüşmesi ile adeta bir tür 'netflixleşme' sonucu olması muhtemel. Futbolun stadyumlardan televizyonlara zorunlu göçü sonucu pahalı yayıncı kuruluşlar yerinde dijital platformlar daha fazla ilgi göstermeye başlayacaklardır. Zaten en popüler lig olan İngiltere ligi belirli maçları dijital platformlara pazarlamanın deneylerini yapmaya başladı bile. Bu durumda, insanlar eğlenmek için evlerinde istedikleri maçı daha ucuza istediği zaman satın alma şansına erişecekler.

Bu durumda ise Amerikan modeli spor anlayışının egemen olması söz konusu. Artık kulübün esas sahibi taraftar yerine eğlence amaçlı gelen seyirci çoğunluk olacaktır. Stadyumları kapattığınız an tüm yönetim seyirci sayısını arttırmaya ağırlık verecek şekilde oluşur. Stadyumda protesto eden bir taraftar grubu yerine maçı satın alacak seyirci ön plana çıkar ve öncelikli hale gelir.

Bu durumun olumlu yönleri de yok değil. Arzın artması ile insanlar nerede güzel futbol oynanıyorsa doğal olarak ona yönelir, ABD’deki gibi rekabeti teşvik edici önlemler Avrupa futboluna da doğal olarak yansır. Sadece iki takımın şampiyon olduğu bir ligin eğlencesi beş altı takımın yarıştığı bir ligle aynı değildir. O nedenle eğer maçları seyircilere pazarlamak istiyorlarsa daha liglerin daha eğlenceli yani daha rekabetçi olmaları da gerekir.

Daha rekabetçi bir ligin bir diğer olumlu sonucu ise, futbolun biraz daha temizlenmesi olabilir. Saha dışından yapılan hakem atama ödül sistemleri/ fikstür ayarlamaları gibi şaibeli uygulamalar mecburen azalır, keza insanlar şahit oldukları haksızlık ve şaibeli durumlar yerine daha güvenli mecralara yönelecektir.

Küçük ve yerel olana yönelme

Futbolun dijitalleşmesi ve 'netflixleşmesinin' olası bir diğer olumlu çıktısı ise yerel kulüplere doğacak fırsatlardır. Doğru strateji ile yerel kulüpler seyirci çekebilirler. Stadyumların açılması durumunda, Denizli’de yaşayan biri için İstanbul’a 3 büyüklerden birinin maçını seyretmeye gitmek çok riskli ve pahalı olacaktır. Uçak fiyatlarının bir müddet çok yüksek olacağı tahmin edilmekte. Bu durumda İstanbul’da maç izlemek için bu kişi yaklaşık gidiş dönüş 20 saat otobüs yolculuğu yapacak, İstanbul’da toplu taşıma kullanarak risk alacak ve 30-40 bin kişilik bir stadyum ortamına girecektir. Tüm bu risk aşamaları yerine belki de yürüyerek ya da kendi aracıyla Denizlispor’un maçına gidip stadyumda maç izleme isteğini gerçekleştirebilir. Bu durumda yerel kulüplerin bu tür kişileri çekecek strateji ve yöntemler bulmaları ve uygulamaları gerekir.

"Bu yıl bir şekilde aradan çıkarılsa bile Türkiye’de futbolun yakın ve orta vadede daha da kötüye gitme ihtimalini güçlenmiş durumda."
Doç.Dr. Özgehan Şenyuva

Futbolda veri çağı

Futbolda veri çağına geçiş bu salgın ile artık geri dönülmez oldu. Taraftar ve seyircisini en iyi bilen kulüpler diğerlerine karşı avantaj sağlayacak ve rekabette arayı açacaklardır. Taraftar ve seyirci kitlesi hakkında kapsamlı veriye sahip kulüpler veriye dayalı uygulamalar ile kar etmeye devam edecekler. Örneğin seyircilerinin sosyo ekonomik profillerine hakim ve eğitim seviyeleri hakkında ölçümler yapan bir kulüp yönetimi sezon iletişimini çoğunluk profiline yönelik yaparak rakamlarını yüksek tutablir. Diğer yanda hamasetten beslenmeye devam eden kulüpler ise korona sonrası artacak olan küresel dijital rekabette yok olmaya mahkum olacaklardır.

Şu an Türk futbolunun durumu dikkate alınacak olursa, kulüplerin artan borç yükleri, hızla düşen seyirci sayıları bir gerçek olarak karşımıza çıkmakta. Yayıncı kuruluş sürekli gelen müşteri iptallerinden dolayı ligi satmakta zorlanmakta. Bunların üstüne, ligin adil olmadığı ve sürekli bir takım lehine saha dışı müdahalelerin olduğu iddiaları da kan kaybettirmekte.

Korona ile başlayan bu sorunlu dönem, aslında Türkiye’de futbolun kurtuluşu için bir fırsat olarak görülebilir. Ancak yaşananlar, bu fırsatı kullanacak iradenin mevcudiyetinin şüpheli olduğunu gösteriyor. Bu yıl bir şekilde aradan çıkarılsa bile Türkiye’de futbolun yakın ve orta vadede daha da kötüye gitme ihtimali güçlenmiş durumda.