Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Uluslararası akademisyenlerden Ayasofya mektubu

Ayasofya
Ayasofya   -   ©  Anadolu
Metin boyutu Aa Aa

Harvard, Princeton ve Yale gibi dünyaca ünlü üniversitelerin de aralarında olduğu toplam 234 akademisyen açık bir mektup ile Ayasofya’nın statüsünün korunması çağrısında bulundu.

Aralarında Türkiye'den de akademisyenlerin bulunduğu ünlü Bizans ve Osmanlı tarihçileri, "Ayasofya yerel ve bölgesel siyasete alet edilemeyecek kadar güzel ve önemli tarihi bir anıt" diyerek yapının tarihi ve arkeolojik bulgularının korunması ve siyasi müdahalelerden endişe duyduklarını belirtti.

Çok sayıda akademisyenin imza attığı mektupta "Bizce asıl mesele 'Ayasofya müze mi yoksa cami mi olsun' değil aksine 'Ayasofya’yı en iyi şekilde nasıl koruyabiliriz?" ifadelerine dikkat çekildi.

Ayasofya'nın müzeye dönüştürülmesiyle ilgili 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle Danıştay 10'uncu Dairesi'nde açılan davanın duruşması bugün yapıldı. 15 gün içinde Danıştay'ın Ayasofya kararını açıklaması gerekiyor.

Mektubun tam metni

Ayasofya’nın müzeye dönüştürülmesiyle ilgili 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararının iptali talebiyle Danıştay’da açılan davanın ilk duruşmasından önce yayımlanan mektubun tam metni şöyle:

"Değerli meslektaşlarımız,

2 Temmuz 2020 tarihinde T.C. Danıştay Başkanlığı Ayasofya’nın resmi statüsü ile ilgili kararını kamuoyuna duyuracak. Çeşitli bilim dernekleri ve kuruluşlar bu gelişmeyle ilgili kaygı ve endişelerini dile getirmeye devam ediyorlar. Bizans ve Osmanlı tarihi, kültürü ve sanatları üzerine araştırma yapan bilim insanları olarak bizim bu metni kaleme almaktaki amacımız henüz alınmamış bir karara itiraz etmek değil, ortak kaygılarımızı halihazırda sahip olduğumuz bilgilere dayanarak açıklığa kavuşturmak.

'Önemli olan Ayasofya'nın müze veya cami olması değil'

Kanaatimizce temel mesele "Ayasofya müze mi yoksa camii mi olsun?" değil, bilakis "Ayasofya’yı en iyi şekilde nasıl koruyabiliriz?” olmalı. Başka bir deyişle biz, yapının işlevi meselesi ile idaresini (ve koruma sorumluluğunu) birbirinden ayrı tutuyoruz. Endişemiz, yapının işlevine dair süregelen tartışmaların önümüzde duran elzem sorunlara cevap verebilecek ölçekte bir idari strateji geliştirmeye engel olması. Özellikle yapının tarihi dokusunun korunması, Bizans ve Osmanlı eserlerinin görünürlüğünün devamı, kitle turizminin sağlıklı bir şekilde idamesi ve deprem tehlikesine karşı gerekli tedbirlerin alınması gibi meseleler bizim için öncelik taşıyor.

Bilindiği üzere 1453’ten 1934’e dek cami olarak hizmet veren Ayasofya’nın idaresi Fatih Sultan Mehmet’in kurduğu vakıf tarafından sağlanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’te ilanından sonra bu ve benzer vakıfların temsil ve idaresi Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçmiştir. 1920’lerin sonuna kadar camii olarak kullanılmaya devam eden Ayasofya’da bu durum ihtiyaç sonucu başlayan restorasyonu yürüten ekibin 1931’den itibaren mozaik bezemeleri gün yüzüne çıkarmasıyla değişmiştir. Bu tarihi kazanımın yadsınamaz önemi dönemin Bakanlar Kurulu’nu binanın idare ve denetimini Maarif Bakanlığı’na devretmeye teşvik ve ikna etmiştir.

'Günümüzde de cami olarak faaliyet gösteriliyor'

Yapının idaresinin el değiştirmesi ile eş zamanlı meydana gelen işlev değişikliği sonucunda Ayasofya ibadete kapanmıştır. Bununla beraber bu dönüşüm mutlak olmamış, tarihi yapının hem işlevi hem de idaresi o tarihten beri muhtelif değişikliklere uğrayarak bugüne kadar gelmiştir. Ayasofya günümüzde, Maarif Bakanlığı’ndan ayrılan T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yönetiliyor. Bir yandan da yapının işlevinin hudutları gittikçe daha görünür olan Müslüman cemaatin isteklerini karşılayabilmek maksadıyla genişletilmiştir. 1991’de Hünkar Mahfili Müslüman cemaatin ibadetine açılmış, 2016’dan bu yana ise tam zamanlı bir imam Ayasofya’da hizmet vermeye başlamıştır. Günümüzde minarelerinden ezan sesi yükselen yapıda Kadir Gecesi Kur’an tilaveti ve dualarla kutlanıyor.

Bu açıdan Ayasofya halihazırda hem bir müze hem de camii olarak faaliyet gösteriyor. Bildiğimiz kadarıyla yapının ibadethane rolünün genişletilmesi şu ana dek Ayasofya’ya herhangi bir zarar vermemiş, içinde yer alan sanat eserlerinin yeniden gizlenmesine sebep olmamıştır. Bu bağlamda T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ehil ve sorumluluk sahibi bir idare sergilemeye devam etmekte.

Bununla beraber uzun yıllardır muhtelif sesler yapının sorumluluğunun T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bırakılmasının gayri meşru olduğunu iddia ediyor. Bu kişiler vakıf taşınmazlarını yöneten vakfiyelerin ebedi ve değişmez olduğunu, bu nedenle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin 1934’te Ayasofya’yı ‘sekülerleştirme’ yetkisine sahip olmadığını savunuyorlar. Bu iddiaya göre, binanın meşru idare mercii Vakıflar Genel Müdürlüğü.

'Bizans döneminden eserlerin camiye dönüştürülmesi ciddi hasarlara sebep oldu'

Son yıllarda Vakıflar Genel Müdürlüğü devraldığı diğer Bizans dönemi anıtsal eserlerini Müslüman ibadetine açtı. Elimizde olumsuz bir örnek olarak 2013’ten beri idaresi ve uğradığı değişiklikler itiraz ve eleştirilere neden olan Trabzon’daki diğer Ayasofya bulunuyor. Bu tarihi yapıyı ibadete uygun hale getirmek için iç mekanına müdahale eden paravanlar yerleştirilerek Bizans freskleri kapatılmış ve taban mozaiklerinin üzeri ahşap ile örtülmüştür. Güncel tartışmalarda kendine daha az yer bulabilmiş ama uğradığı zararlar çok daha derin ve kalıcı olan Trakya Vize’deki Küçük Ayasofya ise 2006’da geçirdiği restorasyondan tarihi dokusu ciddi şekilde hasar alarak çıkmıştır.

Endişemiz, süregelen ve halihazırda sadece ‘söylem münakaşası’ şeklinde seyreden tartışmaların Ayasofya’nın tarihi ve arkeolojik bulgularının zarar görmesi ve sanat eserlerinin gizlenmesi ile sonuçlanacak benzer şekilde özensiz ve yanlış müdahalelere maruz kalması.

Ayasofya yerel ve bölgesel siyasete alet edilemeyecek kadar önemli bir anıt

Ayasofya yerel ve bölgesel siyasete alet edilemeyecek kadar güzel bir anıt ve önemli bir tarihi belge. Birbiri ardına gelen Bizans, Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti yönetimleri bu anıtı zamanın yıkıcı etkilerinden korumuş ve değerini sadece kendileri için değil, bizler de dâhil olmak üzere bütün gelecek nesiller için muhafaza etmeyi başarmıştır. Mevcut Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu korumacı ve sorumluk sahibi idare geleneğini sürdürmesi bizim, Bizans ve Osmanlı tarihi, kültürü ve sanatları üzerine çalışan bilim insanları için hayati öneme sahip.

Mektubun orijinal metni ve imzalarını atan akademisyenleri listesi.