Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Fransa’da Macron’un konuşması ve öğretmen cinayeti: İslam ve laiklik tartışmalarında kim haklı?

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, euronews'in editoryal görüşünü yansıtmaz.
Metin boyutu Aa Aa

Fransa’da lise öğretmeni Samuel Paty Hz. Muhammed'in karikatürlerini sınıfında göstermesinin ardından 18 yaşındaki Müslüman Çeçen bir mülteci tarafından kafası kesilerek öldürüldü. Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron bunu bir "İslamcı terör saldırısı" olarak niteledi.

Macron'un İslam'ı "bugün tüm dünyada kriz içinde olan bir din" olarak tanımlayan tartışmalı konuşmasından hemen iki hafta sonra gerçekleşen bu cinayet, 2015 Charlie Hebdo dergisi katliamı, 2015 Paris terör saldırıları ve 2016 Nice kamyon saldırısının ardından Fransa'da radikal bir Müslüman tarafından gerçekleştirilen eylemlerin en sonuncusu.

Macron 2 Ekim’deki konuşmasında, "İslamcı ayrılıkçılıkla" mücadele için bir yasa tasarısının ana hatlarını çizdi. Parlamento'da kabul edilirse, bu tasarı 3 yaş ve üzeri tüm çocukların evde eğitim görmesini yasaklayacak ve yabancı eğitimli cami imamlarının Fransa’ya gelişini durduracak. Macron bu tür pratik tedbirlerin çok ötesine geçen konuşmasında, asıl hedefinin "Fransa'da Aydınlanma ile uyumlu bir İslam inşa etmek" olduğunu ilan etti.

On dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda değişik Müslüman-çoğunluklu ülkeleri sömürgeleştirmiş olan Fransa, son 70 yıldır eski sömürgelerinden aldığı göçler sonucunda, Batı Avrupa'nın en büyük Müslüman azınlığını barındırmakta. Fransa’da 6 milyon rakamına ve toplam nüfusun %9’u oranına ulaşmış olan Müslümanların birçoğunun ya kendileri ya da ataları Cezayir gibi eski sömürgelerden gelmiş durumda. Buna rağmen, Macron İslam konulu konuşmasında Fransa’nın sömürgeci geçmişine, çok kısa bir atıf dışında, değinmemeyi tercih etti.

Macron’un asıl odaklandığı nokta, kısaca özetlemek gerekirse, İslam’ın modern Batı toplumlarıyla çeliştiği düşüncesiydi. İslam ve laiklik üzerine kitaplarımda bu düşüncenin yanlışlığını vurguluyorum; bunun nedenlerini aşağıda özetlemeye çalışacağım.

Macron'un, İslam’ın modern Batı toplumlarıyla çeliştiği düşüncesi doğru değil
Prof. Ahmet T. Kuru

İki tip laiklik: Amerikan ve Fransız

Laiklik hakkındaki kitabımda Fransa ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD)’yi karşılaştırdım. Zannedildiğinin aksine ABD’nin laiklik temelleri güçlüdür. Mesela Fransa’da bile devlet özel Katolik okullarına önemli miktarda para yardımı yaparken, ABD’de vergi gelirlerinin dini okullara aktarılması yasaktır. Fransa’da 11 resmi bayramın 6’sı Katolik bayramı iken, ABD’de resmi bayramlar arasında Noel dışında dini bayram yer almaz.

Kısacası Türkiye’de yaygın bir anlayış olan “Fransa laik ama ABD değil” yaklaşımı yanlış. Doğru olan iki ülkede laikliğin iki farklı tipinin bulunduğu. ABD’de kamusal alanda dini sembollere izin veren, devletin nötr ve pasif bir tutum takınmasını gerektiren “pasif laiklik”; Fransa’da ise devletin kamusal alanda dini sembolleri dışlamasını gerektiren “dışlayıcı laiklik” egemen.

Bu iki tip laiklik, iki devletin Müslümanlara yönelik politikalarında da önemli farklılara yol açıyor. Fransa’da devlet okullarında Müslüman öğrencilerin (ve hatta velilerin) başörtüleri yasaklandı; sokakta da peçe takmak yasak kapsamında. ABD’de ise bu tür yasaklar yoktur ve bu yasakları koyan ülkeler dini özgürlükleri ve bireysel hakları kısıtlamış olarak görülür.

Aslında ABD -Fransa’da olduğu gibi- İslam ve terörizm konusunda tartışmaların yaşandığı ve İslamofobi’nin önemli oranda destek bulabildiği bir ülke. Buna rağmen ABD’deki laiklik anlayışı ile demokrasi ve bireysel özgürlükler vurgusu çeşitli dini grupların entegrasyonu için -Fransa’ya oranla- daha iyi fırsatlar sunmakta.

Fransa'da Anayasa, devleti laik olarak tanımlar, fakat devletin dinler ile ilişkide sınırlarını çizmez. Amerikan Anayasası ise devletin dinler ile ilişkisine sınırlamalar getirir, “bir dini resmi ilan edemeyeceğini” veya “bir dinin özgürce yaşanmasını yasaklayamayacağını” vurgular. Bu nedenle Amerikan devletinin, Fransa Cumhurbaşkanı’nın yaptığı gibi, “Aydınlanma ile uyumlu yeni bir İslam inşa etme” projesi duyurması düşünülemez.

Bu bağlamda, Macron'un konuşmasından 11 yıl önce, İslam konusunda ünlü bir konuşma yapmış olan Amerikan Başkanı Barack Obama’yı hatırlamak mümkün. 2009'da Mısır'da yaptığı ve ABD ile Müslüman ülkelerin arasını düzeltmeyi amaçlayan konuşmasında Obama, Müslüman vatandaşların Amerikan toplumuna katkılarını vurgulamış ve şöyle demişti: "Batılı ülkeler Müslüman vatandaşlarının dinlerini kendi uygun gördükleri şekilde yaşamalarına engel olmaktan kaçınmalılar -- örneğin, Müslüman bir kadının hangi kıyafetleri giymesi gerektiğini dikte etmemeliler."

ABD ile Fransa arasındaki farklar kimlik politikalarında da kendisini göstermektedir. ABD’de Amerikalı-Müslüman gibi ikili kimlikler sıkça kullanılırken, Fransa’da tek kimliğe vurgu yapılmaktadır: ya Fransız’sın ya da değilsin.

Amerikan devletinin, Fransa Cumhurbaşkanı’nın yaptığı gibi, “Aydınlanma ile uyumlu yeni bir İslam inşa etme” projesi duyurması düşünülemez
Prof. Ahmet T. Kuru

İslam ve laik devlet

Laikliğin farklı tiplerinin anlaşılması sadece ABD ve Fransa farkını değil, Fransa içindeki tartışmaları anlamak için de önemli. 1989’da başlayan başörtüsü tartışmalarından bu yana Müslümanlara yönelik “çatışmacı bir laikliği” ilerici solculardan İslamofobik sağcılara kadar değişik gruplar savunageldiler. Bu gruplar 2004 başörtüsü yasağından günümüze Fransız politikalarına hakim oldu.

Öte yanda ise bu katı yaklaşımın çok kültürlü dünyada yetersiz olduğunu ve azınlıkların entegrasyonuna fayda sağlamadığını savunan bir kesim var. İçlerinde Jean Bauberot gibi önemli akademisyenlerin yer aldığı bu kesim dini sembolleri yasaklamayan “çoğulcu bir laikliği” savunmakta.

Fransa’da Müslümanlar konusunda çatışmacı bir laiklik egemen olsa da Katoliklik söz konusu olduğunda çoğulcu bir laiklik anlayışı zaten etkili. Fransız devleti Katolikler konusunda pek çok “istisna”yı kabul etmiş durumda. Devlet, tüm orta ve lise öğrencilerinin yaklaşık dörtte birine eğitim veren özel Katolik okullara önemli miktarda finansman sağlıyor. Başka bir örnek ise içinde önemli Strazburg şehrinin yer aldığı Alsace-Moselle bölgesinin din-devlet ayrımına dair kanunlardan müstesna tutulmuş olması.

Ama Müslümanlara gelince, laiklik bireylerin dini temelli taleplerini reddetme ve hatta onlara bir yaşam tarzı dayatma bahanesine dönüşebiliyor. Mesela, son yıllarda sağcı belediye başkanlarının işbaşında olduğu bazı şehirlerde öğrencilere okul yemekhanelerinde domuz eti dayatılması gündeme geldi. 2015 yılında, Fransa'nın Burgonya bölgesindeki bir belediye okullarda domuz etine alternatif yemek sunma uygulamasını -laiklik gerekçesiyle- iptal etti. Çocukları domuz eti yemek istemeyen Müslümanların başvurusunu mahkemenin karara bağlaması iki yıl sürdü. Mahkeme, sonunda belediyenin kararını iptal etti; ama din özgürlüğünü ihlal sebebiyle değil, çocuk haklarını ihlal sebebiyle iptal ettiğinin de altını çizdi.

“Dine hakaret” yasakları ve cinayetleri

Tüm eleştirilerime rağmen Macron’un konuşmasında katıldığım noktalar da var. Mesela Müslüman toplumların bir “kriz” içinde olduğu doğrudur. Ama bu krizin tarihi, siyasi ve sosyoekonomik yönlerini görmezden gelerek, sadece bir dini kriz olduğunu iddia etmek yanlıştır.

Geçtiğimiz sene yayınlanan "İslam, Otoriterlik ve Geri Kalmışlık" adlı kitabımda detaylı olarak incelediğim üzere, 49 Müslüman çoğunluklu ülkenin büyük çoğunluğunda otoriterlik ve sosyoekonomik az gelişmişlik problemleri çok uzun süredir çözüm beklemekte. Daha spesifik bir sorun olarak bu ülkelerin 32’sinde dini açıdan kutsal şeylere hakareti cezalandıran kanunlar bulunmakta; bu ülkelerin 6’sında bu hakaretin cezası idam.

İfade özgürlüğünü yok eden bu kanunlar Kuran’ın “dinde zorlama olmadığına” dair ayetlerine de Müslümanlara kutsallarına hakaret karşısında “barışçıl tepki” vermelerini emreden ayetlerine de terstir. Buna rağmen, 11. yüzyıl sonrasında, egemen dini anlayışa aykırı düşünceleri cezalandırma uygulaması ulema sınıfı ile ittifak halindeki otoriter idareciler tarafından muhalif seslere izin vermemek için kurumsallaştırılmıştır.

Son yarım yüzyıldır, ulema, şeyhler ve İslamcılar tarafından propagandası yapılan “dinden çıkanın ve dine hakaret edenin cezalandırılması” anlayışı Müslüman toplumlarda önemli sayıda taraftar buldu. Müslümanların azınlık olduğu Batı ülkelerinde bile Hz. Muhammed ve diğer İslami değerlere hakaret edenlerin cezalandırması tartışmaları yaşandı. Dahası bu anlayış Fransa'da ve bazı başka ülkelerde cinayetlere yol açabildi.

Bu tür cinayetler gereken kınamayı ve cezayı görmelidirler. Ancak bu olguyu tamamen dini bir soruna indirgemek, temelindeki siyasi ve sosyoekonomik etkenleri görmezden gelmek yanıltıcı olur. Dahası, sosyal yabancılaşmanın Batı'daki bazı genç Müslümanların radikalleşmesine yol açtığı da unutulmamalıdır.

Ne İslam tek tiptir ne de laiklik. İkisi de farklı yorumlara sahip, kompleks olgulardır
Prof. Ahmet T. Kuru

Çoğul laiklik(ler), çoğul İslam(lar)

Macron’un konuşmasında İslam’ın tek tip olmayıp, değişik yorumlara sahip olduğunu kabullenen ifadeler de vardı. “Fransa'nın İbn Rüşt ve İbn Haldun'un düşüncelerinin okutulacağı bir ülke olmasını istiyorum” ifadesini “Müslüman medeniyetlerinin araştırılmasında öncü bir ülke olması" isteğiyle tamamladı.

"Müslüman medeniyetleri" ifadesindeki çoğul vurgu doğrudur. Ne İslam tek tiptir ne de laiklik. İkisi de farklı yorumlara sahip, kompleks olgulardır. Eğer İslam ile laikliğin birbiriyle barışık bir şekilde var olmaları isteniyorsa, öncelikle bu çoğulculuğun ve kompleksliğin iyi anlaşılması gerekmekte.

Bu yazının önceki versiyonu İngilizce olarak The Conversation’da yayınlanmıştır.

Ahmet T. Kuru: Amerika Birleşik Devletleri San Diego Üniversitesi siyaset bilimi profesörü