Son Dakika
Bu içeriğe bulunduğunuz bölgeden erişilemiyor

Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı'nın HSK uzlaşısı yargı bağımsızlığı için ne anlama geliyor?

Access to the comments Yorumlar
 Dilek Gul
HSK
HSK   -   ©  Raşit Aydoğan/Anadolu Ajansı
Metin boyutu Aa Aa

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) üyeliğine idari yargı hakim ve savcıları arasından Halil Koç ve Mehmet Akif Ekinci ile Trabzon Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı İbrahim Kolcu ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ömer Faruk Yıldırım'ı, atadı.

Geçtiğimiz günlerde de TBMM, Hakimler Savcılar Kurulu’na atanacak 4’ü Cumhur İttifakı, 3’ü Millet İttifakı’ndan olmak üzere 7 üyeyi belirledi.

Meclis'te gizli yapılan oylamada HSK'nın yeni üyeleri; Ergün Şahin, Hamit Kocabey, Aysel Demirel, Bilal Temel, Ömür Topaç, Sinan Esen ve Cumhur Şahin oldu.

Oylamaya karşı çıkan parti ise Halkların Demokratik Partisi (HDP) olmuş, adayların kapalı kapılar ardında belirlendiğini ifade ederek salonu terk etmişti.

Meclis Genel Kurulunda yapılan seçimlerin öncesinde söz alan HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç şunları söyledi:

“HSK üye seçiminin ilk kez Meclis'te yapılması önemli. Bağımsız ve tarafsız bir yargı mekanizmasına ulaşmak için önemli. Çünkü şu anda bağımsız bir yargı yok. Olması gereken başvuran adayların incelenmesi ve seçimlerin en demokratik yöntemle yapılmasıydı ama öyle olmadı. Kapalı kapılar arasında yapıldı. Siyasi bagajlarını yanında taşıyan isimler aday yapıldı. Liyakat olmadı. Yargı açısından baktığımızda son derce sıkıntılı bir döneme bir kez daha imza atılmış olacağını düşünüyoruz. Sadece iktidarın değil muhalefetin de yanlış bir tutumunun olduğunu düşünüyoruz. Seçimlere katılmıyoruz bunun önemli bir vicdani sorumluluk olduğunu düşünüyoruz. Pazarlığın tarafı olmadık, artık HSK kararlarının altında Millet İttifakı'nın da imzası olacaktır.”

Seçim öncesi CHP de yargı etik ilkelerini hatırlatarak, hakimlerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkesi gereğince adaylıktan önceki durumlarının önemli olduğuna dikkat çekmişti.

Böylesine tarafsızlığını ve bağımsızlığını kaybetmiş bir yargı sistemini dörde üç formülüyle düzeltebileceğimizi düşünmek, büyük bir yanılgı olur
Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Serap Yazıcı
Gelecek Partisi İnsan Hakları Başkanı

Peki Cumhur İttifakı ile Millet İttifakı'nın HSK uzlaşısı ne anlama geliyor? İttifaklar arası üye paylaşımı ‘’yargı bağımsızlığına’’ gölge düşürür mü? Hukukçular HSK üye seçimi ile ilgili ne düşünüyor?

Gelecek Partisi İnsan Hakları Başkanı Prof. Dr. Serap Yazıcı, Meclis’teki uzlaşının yargı sisteminin uzun bir zamandan beri içine sürüklendiği sorunları çözeceğini umut etmenin yanıltıcı olacağı görüşünde.

Yazıcı’ya göre yargı, evvelce hiç olmadığı kadar taraflı ve bağımlı bir yapıya sahip.

"Türkiye’de yargı, hiçbir zaman hukuk devletinin gerektirdiği tarafsızlık ve bağımsızlık vasfına sahip olmadı. Ancak Türkiye’nin yargı sistemi, şu an olduğu ölçüde taraflı ve bağımlı da olmamıştı. Türkiye’de yargı, adalet dağıtmıyor; hukukun üstünlüğünü esas alan kararlara imza atmıyor. Maalesef yargı sistemimiz, Anayasamızın 138. maddesine aykırı olarak çeşitli kaynaklardan gelen emir ve talimatlarla, tavsiye ve telkinlerle hareket ediyor. Böylesine tarafsızlığını ve bağımsızlığını kaybetmiş bir yargı sistemini dörde üç formülüyle düzeltebileceğimizi düşünmek, büyük bir yanılgı olur. Kim bilir belki bazı çevrelerde “Hiç yoktan iyidir.” mantığı hâkim olabilir. Ancak ehvenişerin, şerlerin en kötüsü olduğunu hatırdan çıkarmayalım.’’

On üç üyenin onu, iktidar bloğunun gizli koalisyon anlaşması uyarınca belirlenmiş oluyor. On kişinin karşısında üç üyenin ne kadar etkili olabileceğini, matematik bilen herkes saptayabilir

HSK üye seçimlerinde üye dağılımının adil yapılmadığını belirten Anayasa Hukuku Profesörü Yazıcı; "On üye karşılığında üç üye, tahterevallinin ne ölçüde dengeden uzak olduğunu gösteriyor. Bu yapıyla Türkiye’de hukuk devletinin gereklerinin karşılanamayacağı anlaşılıyor’’ ifadesini kullanıyor.

"HSK, toplam on üç üyeden oluşuyor. Bu üyelerden biri Adalet Bakanı. Kendisi aynı zamanda Kurulun başkanı. Diğer üye, Adalet Bakanı Müsteşarı. Dolayısıyla bu iki üyenin belirlenmesinde Sayın Cumhurbaşkanının iradesi etkili. Anayasanın 159. maddesine göre dört üyeyi Cumhurbaşkanı doğrudan doğruya seçiyor. Böylece on üç üyenin altısını Cumhurbaşkanı belirlemiş oluyor. Bu arada 2017 Anayasa değişikliğiyle Cumhurbaşkanının taraflı hale geldiğini de unutmayalım. Dolayısıyla HSK üyelerinin altısı doğrudan doğruya bir siyasi partinin genel başkanı tarafından belirleniyor. Yedi üyeden dördünü iktidar bloğu belirlediyse, bundan kastımız iktidarı oluşturan koalisyon, bu üyelerin belirlenmesinde AKP, MHP ve BBP etkili olmuş demektir. Ayrıca koalisyonun bilinenler kadar bilinmeyen ortakları da var. Bu bilinmeyen ortakların ne ölçüde etkili olduğunu da tahmin etmek zor. Sonuçta, on üç üyenin onu, iktidar bloğunun gizli koalisyon anlaşması uyarınca belirlenmiş oluyor. On kişinin karşısında üç üyenin ne kadar etkili olabileceğini, matematik bilen herkes saptayabilir. Böylesine uzun vadeli reform projeleri üzerinde çalışmadan, bu reformları hayata geçirmeden HSK’nın on üç üyesinden üçünü muhalefete takdim ederek hukuk devletinin icaplarına uygun bir yargı modeli yaratılamaz. HSK’nın mevcut üye kompozisyonuyla ve evvelce yargıyı kuşatan çeşitli hukukî düzenlemelerin yapılmış olmasıyla Türkiye’de yargı sistemi umut vermiyor."

Bu hususları dikkate aldığımızda zaten HSK’nın yapısı ve üyelerinin seçiminde izlenen yöntem, olması gereken koşulları karşılamıyor. TBMM bu seçim sürecinde neyi dikkate aldı? Adayları yakından tanıyacak bir yöntem izledi mi? Bunların hepsi şüpheli

Anayasa Hukuku Profesörü Serap Yazıcı, seçilen adayların olması gerektiği gibi incelendiğini ve de demokratik bir seçim yapıldığını düşünmüyor.

"Seçim sürecinin olması gerektiği gibi cereyan ettiğini düşünmüyorum. Her şeyden önce, Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun üye kompozisyonu böyle olmamalıydı. Bu alanda yayınlanan uluslararası raporları dikkate aldığımızda HSK’nın üye kompozisyonunun daha farklı olması gerekirdi. Bu raporlardan kastım, Venedik Komisyonu’nun ve Avrupa Yargıçları Danışma Kurulu’nun 2007’de yayınladıkları raporlar. Her iki raporda da HSK benzeri organların üye çoğunluğunun yargıçlardan oluşması gerektiği vurgulanıyor. Yargıçların yargının her basamağından kendi eşitleri tarafından seçilmesi gerektiği öne sürülüyor. Geri kalan üyelerin parlâmentolar tarafından nitelikli çoğunluk oyu ile seçilmesi gerektiği vurgulanıyor. Böylece iktidarın parlâmentodaki seçim sürecinde belirleyici olamayacağı ifade ediliyor. Bu hususları dikkate aldığımızda zaten HSK’nın yapısı ve üyelerinin seçiminde izlenen yöntem, olması gereken koşulları karşılamıyor. TBMM bu seçim sürecinde neyi dikkate aldı? Adayları yakından tanıyacak bir yöntem izledi mi? Bunların hepsi şüpheli. Bu yüzden mevcut yapı ve üyelerin seçiminde izlenen yöntem, tepeden tırnağa sorunlu.’’

''Son HSK seçimleri, yargısal sorunlarımızın çözümünde zerrece etkili olmayacaktır''

HSK’nın son seçimlerle belirlenen üye kompozisyonun özellikle siyasi mahiyet taşıyan davalarda hukukun üstünlüğüne göre karar verilmesini sağlar mı sorusunu ise şöyle yanıtlıyor Yazıcı.

"Bu soruya çok net ve kesin cevap verebilirim: Hayır. On üye karşısında üç üyenin muhalefet tarafından belirlenmesi, yargının özellikle son yıllarda hukukun üstünlüğünden uzaklaşan tutumuna son verecek bir yenilik değil. Neden diyecek olursanız, Kasım ayında Sayın Adalet Bakanı 'Bırakın adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun!' şeklinde bir haykırışta bulundu. Adalet Bakanının bu tür bir haykırışta bulunması çok ilginç. Kendisi HSK başkanı. Hukukun üstünlüğünün dışına çıkan yargı kararları varsa bu kararlara imza atanlar üzerinde HSK aracılığıyla gerekli işlemleri yapabilir. Oysa Sayın Bakan, bunu yapmak yerine mütemadiyen kamuoyuna umut verecek reform vaatlerinde bulunuyor veya böyle tumturaklı sözlerle haykırıyor. Bu tablo bize bir şey söylüyor: Demek ki yargı sistemimiz Adalet Bakanının dahi kontrol edemeyeceği biçimde başka güçler tarafından kontrol ediliyor. Bu yüzden son HSK seçimleri, yargısal sorunlarımızın çözümünde zerrece etkili olmayacaktır.’’

Yazıcı’ya göre, hukuk devletinin önündeki engellerin kaldırılması için Türkiye şu adımları atmalı:

1. Öncelikle sayıları neredeyse yüze ulaşan hukuk fakültelerinin önemli bir kısmını kapatmalı. Çünkü Türkiye’nin milyonlarca hukukçuya değil, çok iyi yetişmiş, dürüst ve vicdanlı hukukçuya ihtiyacı var.

2. Hukuk fakültelerine giriş koşullarını değiştirmeli. ABD’de olduğu gibi hukuk fakültesine girebilmek için başka bir lisans derecesine sahip olma şartı aranmalı.

3. Hukuk fakültelerinden mezun olurken ayrıca bir mezuniyet sınavı getirilmeli.

4. Hukuk fakültelerindeki öğretimin süresi, dört yıldan altı yıla çıkarılmalı.

5. Hâkimlik ve savcılık sınavlarının mahiyeti değiştirilmeli. Mülakatlara son verilmeli. Hâkim ve savcıların staj programları yeniden planlanmalı. Hâkimlik ve savcılık mesleğine başlayanlar belli bir süre hâkim ve savcı yardımcısı statüsüyle çalışmalı.

6. Hâkim ve savcıların tayin ve terfileri objektif kriterlere bağlanmalı. Hâkim ve savcılar, meslek hayatları boyunca tıpkı akademisyenler gibi belirli sınavlara katılmaya mecbur kılınmalı. Tayin ve terfileri bu sınav sonuçları dikkate alınarak gerçekleştirilmeli.

7. Kamu görevlileri sebep oldukları hizmet kusurlarından sorumlu kılındıklarına göre hâkim ve savcılar da hukuka aykırı kararlarıyla yol açtıkları zararlardan sorumlu tutulmalı.

8. Barolar, avukatlık stajını tamamlayan kişilere avukatlık mesleğine başlamadan önce sınav uygulamalı. Bu sınavı başaranlara ruhsat verilmeli.

Yargı mensupları konusunda Meclis'te grubu bulunan partiler uzlaştılar. Bu demokrasinin işlemesi bakımından önemlidir. Yani zannedildiği gibi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, parlamentoyu dışlamıyor ve zayıflatmıyor. Aksine parlamentoyu güçlendirdiği gibi partilerin uzlaşma noktalarını da teşvik ediyor
Hukukçu Mücahit Birinci
AK Parti MKYK Üyesi

AK Parti MKYK Üyesi Mücahit Birinci ise HSK seçimlerinde Meclis'te sağlanan bu konsensüsü demokrasi açısından değerli bulan bir hukukçu.

''Bu, 2017 değişikliği ile gelen bir düzenlemedir. Yedi yargı mensubu Meclis'te grubu bulunan partiler tarafından, geri kalan dört üye de Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor. Burada demokrasinin işlemesi ve demokratik ortamda partileri uzlaşmaya teşvik açısından bir hadise var. Meclis'te bunun bir örneğini gördük, yargı mensupları konusunda partiler uzlaştılar. Bu demokrasinin işlemesi bakımından önemlidir. Yani zannedildiği gibi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, parlamentoyu dışlamıyor ve zayıflatmıyor. Aksine, parlamentoyu güçlendirdiği gibi partilerin uzlaşma noktalarını da teşvik ediyor. Yargıda eksikliklerin bulunduğunu diğer siyasi partilerle birlikte ifade ediyoruz. Bu yüzden reform paketleri açıklanıyor. Dolayısıyla yargı gibi bir alanda sağlanan bu uzlaşma olumlu ve sevindirici.''

Yargı mensupları, yargılama esnasında kendi düşüncelerini bir kenara bırakıp hukukun temel ilkelerine göre davranmaları gerektiğini bilir. Bu tür açıklamalar yargı mensuplarına bir hakarettir.

HSK üyelerinin Cumhur İttifakı ve Millet İttifakına yakın isimlerden seçildiği iddialarına ise tepki gösteriyor Hukukçu Birinci.

''Elbette eleştiriler olabilir, ama partiler arasında isim isim uzlaşma sağlandıktan sonra yapılan eleştiriler doğru ve rasyonel değil. Bana göre parlamento seçimini yapmıştır. Yargı mensuplarının temel özelliği tarafsızlık ve bağımsızlık. Yani senden benden olmaz. Aksini dile getirmek yargı mensuplarına zarar verir. Bu üzerinde çok fazla eleştiri yapılacak bir mesele değildir. Ne bekliyorlardı, nasıl olmalıydı? Yargı mensuplarını partili isim diyerek telaffuz etmek doğru değildir. Elbette kendi düşünceleri vardır. Ama yargı mensupları, yargılama esnasında kendi düşüncelerini bir kenara bırakıp hukukun temel ilkelerine göre davranmaları gerektiğini bilir. Bu tür açıklamalar yargı mensuplarına bir hakarettir.''

Arkanı silahlı terör örgütüne dayayacaksın, hatta seçim günlerinde sandığı baskılamak için bu silahlı terör örgütü insanların ensesinde boza pişirecek ama ondan sonra demokrasi diyeceksin... Demokrasiden bahsedecek en son parti HDP'dir

AK Parti MKYK Üyesi Mücahit Birinci, özellikle HDP'nin oylamaya katılmayıp, seçimlerin demokratik yöntemlerle yapılmadığı eleştirisine ise ''Demokrasiden bahsedecek en son parti HDP'dir.'' diyerek karşılık veriyor.

''HDP'nin Türkiye'nin temel meselelerinde nasıl pozisyonlandığını görüyoruz. Bu konudaki eleştirilerini de farklı değerlendirmiyoruz. Örneğin; hukuki bir yargılama ve karar olmadan ''soykırım'' ifadesi doğru bir karar mıdır sizce? Yani adınızın ''soykırım'' ile anılabilmesi için, uluslararası mahkemede aleyhinize bir hüküm olması gerekir. ''Türkiye'nin sözde Ermeni soykırımı ile yüzleşebilmesi gerekir'' diye HDP yöneticilerinden açıklama geldi. Dolayısıyla buradan bakınca HDP'nin Türkiye'nin tezleri ile bir ilgisi olmadığı görülebilir. O nedenle HDP'nin itirazlarını temel almam. Çünkü Türkiye'nin tezlerinde HDP'nin birlikte bir hareketi yok. Ben burada temelli bir itiraz yaptığını düşünmüyorum. Bir de demokrasiden bahsedecek en son parti HDP'dir. Arkanı silahlı terör örgütüne dayayacaksın, hatta öyleki seçim günlerinde sandığı baskılamak için bu silahlı terör örgütü insanların ensesinde boza pişirecek ama ondan sonra demokrasi diyeceksin. Bunlarda demokrasiye inanç yok. HDP gibi arkasına terör örgütünü alanların demokraside ''meşru siyaset'' yapamayacaklarını söylüyorum. Bunların anladığı demokrasi bizim bildiğimiz demokrasi ile aynı değil.''

''Parlamento seçmeseydi, parlamento pasifize ediliyor, tek adam rejimi diyeceklerdi''

Hukukçu Mücahit Birinci, eski Cumhuriyet Savcısı CHP Parti Meclisi üyesi İlhan Cihaner'in ''Yargının siyasete bağımlılığı kurumsallaştırılmış oldu'' açıklamasına ise şöyle yanıt veriyor.

''Parlamento seçmeseydi, parlamento pasifize ediliyor, tek adam rejimi diyeceklerdi. Parlamentoda uzlaşma sağlanmış ama Cihaner bu açıklamayı yapıyor. Meclis'te uzlaşan partilerden biri de CHP. Bu bence partisi ile kendisi arasındaki bir mesele. Parti içi bir eleştiri gibi görüyorum. Milletvekilleri uzlaşmış ve seçim yapılmış. Demokrasiye aykırı bir durum yok. Bunlar daha önce de barolar bölünemez, eğer ikinci baro kurulursa barolar siyasallaşır demişlerdi. Anayasa Mahkemesi bunu iptal eder denildi. Biz de dedik ki, Anayasanın ilgili maddesi açık, iptal etmez dedik. Dediğimiz gibi çıktı. Dahası şunu söyledik, mevcut baroların büyük çoğunluğu bu haliyle zaten siyasal. CHP'lilerin siyasallaşmadan kastettiği onların lehine gelmeyen ve CHP'li olmayan bütün fikirler, bunlara göre siyasaldır.''