Birleşmiş Milletler’in insani yardımdan sorumlu üst düzey yetkilisi Tom Fletcher Euronews’e yaptığı açıklamada, Lübnan’a yardım ulaştırmanın giderek daha tehlikeli hale geldiğini belirtti.
İsrail’in sürdürdüğü saldırılar nedeniyle Lübnan’da yaşanan insani krizin Gazze’deki tabloya benzer bir noktaya ulaşabileceği uyarısı yapıldı. Birleşmiş Milletler İnsani İşlerden Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Tom Fletcher Euronews’e verdiği röportajda, “Lübnan’ın bir sonraki Gazze olmasından endişe ediyorum,” dedi.
Fletcher, bazı İsrailli bakanların Lübnan’a yönelik planlarına dair “giderek daha saldırgan bir dil” kullandığını belirtti.
İsrail’in saldırıları büyük ölçüde Lübnan’ın güneyi ile Beyrut’un güney banliyölerinde yoğunlaşıyor. İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, yerinden edilen Lübnanlıların, kuzeydeki İsraillilerin güvenliği sağlanana kadar evlerine dönemeyeceğini söyledi. Bu açıklama, Gazze’deki uygulamalarla benzerlik taşıdığı gerekçesiyle eleştiriliyor.
İsrail Maliye Bakanı Bezalel Smotrich ise Beyrut’un güney banliyölerinin Gazze’de büyük ölçüde yıkılan Han Yunus’a benzer hale getirilebileceğini ifade etti.
Lübnan, yaklaşık iki hafta önce İran destekli Hizbullah’ın, İsrail’in hava saldırısında öldürülen İran'ın eski dini lideri Ali Hamaney'e yönelik suikasta misilleme olarak İsrail’e saldırılar düzenlemesiyle çatışmaya dahil oldu. İsrail’e atılan roketler sivillerin yaralanmasına ve konutların zarar görmesine yol açtı.
İsrail ise bu saldırıların, Hizbullah’a karşı yeni bir operasyon başlatmayı meşrulaştırdığını savunuyor ve örgüt silahsızlandırılana kadar operasyonların süreceğini belirtiyor. Başbakan Benjamin Netanyahu, Lübnan’ın Kasım 2024'te ateşkes anlaşması kapsamında Hizbullah’ın silahlarını toplama yükümlülüğünü yerine getirmediğini öne sürdü.
İsrail ordusu pazartesi günü güney Lübnan’da “sınırlı ve hedefli kara operasyonları” başlattığını duyurdu. Bu operasyon öncesinde bölgede yoğun hava saldırıları ve topçu atışları gerçekleştirildi.
Bu gelişmeler, İsrail’in güney Lübnan’ı işgal edebileceği yönündeki endişeleri artırdı. İsrail hükümetindeki aşırı sağcı isimler, bölgede bir “güvenlik tamponu” oluşturulmasını savunuyor.
Lübnanlı yetkililere göre İsrail saldırılarında 900’den fazla kişi hayatını kaybetti, ülke nüfusunun yaklaşık beşte birine denk gelen bir milyondan fazla kişi yerinden edildi.
Norveç Mülteci Konseyi, İsrail’in zorunlu tahliye emirlerinin ülke topraklarının yaklaşık yüzde 14’ünü kapsadığını açıkladı. İsrail ordusu ise bu bölgelerde kalanların hedef olarak değerlendirilebileceğini ima etti. Uzmanlara göre bu tür geniş kapsamlı ve ayrım gözetmeyen saldırı tanımlamaları savaş hukuku açısından hukuka aykırı kabul ediliyor.
Fletcher, “İsrail sivillerin ülkenin çok geniş bölgelerinden ayrılmasını istiyor. Bu da insanların sığınacak çok az yer bulması anlamına geliyor,” dedi. Ayrıca hava saldırılarının sivil altyapıya büyük zarar verdiğini, hastane ve sağlık merkezlerinin de hedef alındığını aktardı.
Yardım çalışmaları zorlaşıyor
Fletcher, Birleşmiş Milletler’in Lübnan’da faaliyet göstermesinin giderek daha tehlikeli hale geldiğini belirtti. Güney Lübnan’a gönderilmek istenen bir yardım konvoyunun güvenlik riski nedeniyle geri dönmek zorunda kaldığını, geçen hafta bir BM çalışanının da hayatını kaybettiğini söyledi.
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun, Hizbullah’ın saldırılarını eleştirerek çatışmayı sona erdirmek amacıyla İsrail ile doğrudan müzakere çağrısı yaptı. Bu, Lübnan’ın 1982’deki İsrail işgalinden bu yana ilk kez böyle bir çağrıda bulunması olarak dikkat çekiyor. Fletcher, bunu “önemli bir gelişme” olarak nitelendirdi.
Ancak Lübnan yönetimi, görüşmelerden önce çatışmaların sona ermesini şart koşuyor. İsrail ise henüz bu çağrıya yanıt vermedi.
Bölgesel etkiler ve artan ihtiyaçlar
Çatışmaların bölgesel etkileri de artıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar, insani yardımların ulaştırılmasını zorlaştırırken gübre maliyetlerini ve gıda fiyatlarını da yükseltiyor.
Fletcher, Orta Doğu’daki çatışmaların yeniden alevlenmesiyle Gazze’ye erişimin de kısıtlandığını, yardımların azaldığını belirtti.
Öte yandan ABD’nin Birleşmiş Milletler’e yaptığı insani yardım katkısını ciddi şekilde azaltması da krize müdahaleyi zorlaştırıyor. Fletcher, “Mümkün olduğunca çok hayat kurtarmaya çalışıyoruz ancak kaynaklar belirsiz. Sahada gördüğüm birçok projenin kapanacağını ve insanların hayatını kaybedebileceğini biliyorum,” dedi.
Son dönemdeki finansman kesintileri, Birleşmiş Milletler’in krizlere müdahale kapasitesini daha da zayıflatıyor. ABD, son aylarda BM insani yardımları için yalnızca 2 milyar dolar katkı sağlayacağını açıkladı. Bu rakam, önceki yıllarda sağlanan 17 milyar dolara kadar çıkan destekle kıyaslandığında keskin bir düşüşe işaret ediyor. Washington ayrıca BM’ye bağlı 31 kurumdan çekildi.
“Durum gerçekten çok zor. Mümkün olduğunca çok hayat kurtarmaya çalışıyoruz ancak ne istikrarlı bir finansman var ne de kaynakların devam edeceğine dair bir garanti,” diyen Tom Fletcher, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Afganistan’da, Güney Sudan’da, Ukrayna’da ve Darfur’da sürekli sahadayım. Kapanacağını bildiğim projeleri görüyor, hayatını kaybedeceğini bildiğim insanlarla karşılaşıyorum.”