Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Rockefeller Vakfı'ndan küresel iş birliği çağrısı: İnsanlar somut sonuçlar bekliyor

Rockefeller Vakfı Yönetici İletişimi ve Stratejik Etkileşim Genel Müdürü John Gans
Rockefeller Vakfı Yönetici İletişimi ve Stratejik Etkileşim Genel Müdürü John Gans -  ©  John Gans via Penn Today
© John Gans via Penn Today
By Buse Keskin
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Euronews'e konuşan Rockefeller Vakfı yöneticisi John Gans, Türkiye'den iklim finansmanına, yapay zekâdan enerjiye erişime kadar küresel kalkınmanın önceliklerini değerlendirdi.

Savaşlar, ekonomik belirsizlikler, iklim değişikliği ve teknolojik dönüşüm, dünyanın karşı karşıya olduğu sorunları giderek karmaşıklaştırırken uluslararası iş birliğinin geleceği de yeniden tartışılıyor.

REKLAM
REKLAM

Rockefeller Vakfı'nın 34 ülkede 36 bin kişiyle gerçekleştirdiği son araştırma, dünya genelinde artan karamsarlığa rağmen insanların uluslararası iş birliğinden vazgeçmediğini gösteriyor. Araştırmaya göre Türkiye'deki katılımcıların yaklaşık yüzde 80'i, somut sonuçlar üretmesi halinde uluslararası iş birliğini destekliyor.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu kapsamında New York'ta Euronews'e konuşan Rockefeller Vakfı Yönetici İletişimi ve Stratejik Etkileşim Genel Müdürü Dr. John Gans, araştırmanın sonuçlarını ve vakfın küresel kalkınmaya yönelik önceliklerini anlattı.

Gans, liderlerin kısa vadeli jeopolitik krizlere odaklanırken insanların günlük yaşamını iyileştirecek uzun vadeli hedefleri göz ardı etmemesi gerektiğini vurguladı. İklim finansmanındaki daralmadan yapay zekânın yarattığı fırsatlara kadar pek çok konuyu değerlendiren Gans'a göre, önümüzdeki yılların en önemli yatırım alanlarından biri elektriğe erişimin yaygınlaştırılması olacak.

Küresel karamsarlık artıyor ancak iş birliğine destek sürüyor

Rockefeller Vakfı'nın son araştırmasına göre savaşlar, enflasyon, gümrük tarifeleri ve ekonomik belirsizlikler, Türkiye'den ABD'ye kadar birçok ülkede hayal kırıklığını ve gelecek kaygısını artırıyor.

Gans, araştırmanın dünya genelinde yaygın bir karamsarlığa işaret ettiğini belirterek, uluslararası liderlerin bu tablo karşısında giderek daha fazla kısa vadeli sorunlara odaklandığını söyledi.

BM, G7, G20 ve BRICS gibi uluslararası platformlarda gündemin büyük ölçüde acil jeopolitik gelişmeler etrafında şekillendiğini ifade eden Gans, bunun uzun vadeli kalkınma hedeflerinin geri planda kalmasına neden olabildiğine dikkat çekti.

Gans'a göre liderlerin yalnızca acil sorunlara değil, aynı zamanda uzun vadede önem taşıyan meselelere de odaklanması gerekiyor.

Araştırmanın en dikkat çekici sonuçlarından biri ise küresel ölçekte artan karamsarlığa rağmen insanların uluslararası iş birliğine olan inancını koruması.

İnsanların kendi yaşamlarında somut iyileşmeler sağlayacak ortak çözümler beklediğini belirten Gans, BM'deki görüşmelerde ülkeler arasındaki jeopolitik tartışmaların bu beklentilerin önüne geçebildiğini ifade etti.

Gans, araştırmanın uluslararası topluma verdiği temel mesajın, insanların iş birliğini desteklemekle birlikte bunun günlük yaşamlarına olumlu yansımasını da görmek istedikleri olduğunu vurguladı.

İklim finansmanında daralma: Kalkınma yardımları azalıyor

İklim değişikliğinin etkileri dünyanın her yerinde hissedilse de en ağır sonuçlarla çoğu zaman ekonomik ve sosyal açıdan kırılgan topluluklar karşı karşıya kalıyor.

Gans'a göre bu toplulukların ihtiyaç duyduğu finansmana erişimini zorlaştıran başlıca sorunlardan biri, uluslararası kalkınma yardımlarındaki düşüş.

Resmi kalkınma yardımlarının (ODA) 2024'e kıyasla yaklaşık dörtte bir oranında azaldığını belirten Gans, yalnızca ABD'de değil, dünyanın farklı ülkelerinde yapılan kesintilerin toplamının 40 ila 50 milyar dolara ulaşabileceğini söyledi.

Bu ölçekteki bir finansman kaybının, özellikle iklim değişikliğiyle mücadele, yoksulluğun azaltılması ve temel hizmetlere erişim alanlarında ilerlemeyi zorlaştıracağına dikkat çekti.

Bununla birlikte Gans, vakfın araştırmasının dünya genelinde iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik güçlü bir toplumsal destek bulunduğunu gösterdiğini ifade etti.

İnsanların hava kirliliğinin yaşam kalitelerini düşürmesini, aşırı sıcakların sağlıklarını tehdit etmesini ya da yaşadıkları bölgelerin ve çocuklarının geleceğinin iklim krizinden zarar görmesini istemediğini belirten Gans, mevcut kaynakların daha etkili kullanılmasının önemine işaret etti.

Rockefeller Vakfı'nın bu konudaki yaklaşımının yalnızca daha fazla finansman sağlamakla sınırlı olmadığını anlatan Gans, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltırken insanların günlük yaşamını iyileştirebilecek yenilikçi projelere yatırım yapılması gerektiğini söyledi.

Bu yaklaşımın örneklerinden biri, vakfın üzerinde çalıştığı sürdürülebilir okul yemeği programları.

Gans, okullarda çocuklara sağlıklı yemek sunulmasının yalnızca beslenme açısından değil, eğitime devamlılık ve öğrenme performansı bakımından da önem taşıdığını belirtti. Bu programların aynı zamanda çocukların gıda krizlerine karşı korunmasına yardımcı olabileceğini ifade etti.

Ancak Gans'a göre okul yemeklerinin faydası bununla sınırlı değil. Kullanılan gıdaların çevreye duyarlı ve toprağın yenilenmesini destekleyen tarım yöntemleriyle üretilmesi, hem insan sağlığı hem de gezegen açısından olumlu sonuçlar sağlayabilir.

Bu nedenle Rockefeller Vakfı, şehirlerin, köylerin ve ulusal yönetimlerin sınırlı kaynaklarını hem toplumsal refahı hem de çevresel sürdürülebilirliği destekleyen uygulamalara yönlendirmesini teşvik ediyor.

Gans, Afrika'da elektrik erişimini yaygınlaştırmayı hedefleyen Mission 300 girişimini ve bu kapsamda geliştirilen yenilikçi finansman modellerini de mevcut kaynakların etkili kullanımına örnek gösterdi.

Türkiye'de her 10 kişiden yaklaşık sekizi uluslararası iş birliğini destekliyor

Rockefeller Vakfı'nın araştırmasında Türkiye, küresel ekonomideki gelişmelerin günlük yaşama etkisinin en güçlü hissedildiği ülkelerden biri olarak öne çıkıyor.

Araştırmaya göre Türkiye'deki katılımcıların yaklaşık yüzde 94-95'i, küresel ekonomide yaşanan gelişmelerin kendi ülkelerinin ekonomisini doğrudan etkilediğini düşünüyor. Bu oran, araştırmanın gerçekleştirildiği 34 ülke arasında en yüksek seviyede.

Türkiye'nin küresel ekonomiyle güçlü bağlarına dikkat çeken Gans, dünyadaki ekonomik dalgalanmaların Türkiye'deki iyimserliği bu yıl belirgin biçimde azalttığını söyledi.

Ancak Gans'a göre araştırmanın Türkiye açısından en dikkat çekici sonucu, ekonomik belirsizliklerin uluslararası iş birliğine yönelik desteği ortadan kaldırmamış olması.

Türkiye'deki katılımcıların yaklaşık yüzde 80'inin, somut sonuçlar üretmesi halinde uluslararası iş birliğini desteklediğini belirten Gans, bu yaklaşımın yeni ortaklıklar açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade etti.

Gans, Türkiye'nin ekonomik ve toplumsal açıdan küresel gelişmelerle yakından bağlantılı bir ülke olduğunu vurgulayarak, Rockefeller Vakfı ile Türkiye'deki kurumlar arasında geliştirilebilecek iş birliklerine dikkat çekti.

İklim değişikliği ve benzeri küresel sorunların Türkiye'de de günlük yaşamı etkilediğini belirten Gans, bu alanlarda Türk kurumları, sivil toplum kuruluşları ve potansiyel hibe ortaklarıyla birlikte çalışılabileceğini söyledi.

Türkiye'de uluslararası iş birliğine duyulan güvenin yalnızca mevcut ihtiyaçlar açısından değil, ortak projelerin başarıya ulaşma potansiyeli bakımından da önemli olduğunu belirten Gans, Rockefeller Vakfı'nın kalkınma ve uluslararası iş birliği alanındaki deneyimini bu tür ortaklıklara taşıyabileceğini ifade etti.

Yapay zekada fırsat eşitliğinin ön koşulu: Elektriğe erişim

Yapay zekânın hızla gelişmesi, sağlık, eğitim ve tarım gibi alanlarda yeni fırsatlar yaratırken teknolojiye erişimdeki eşitsizlikleri de gündeme getiriyor.

Rockefeller Vakfı, yapay zekânın kalkınmaya sağlayabileceği katkıları araştırmak amacıyla ABD'de ve dünyanın farklı bölgelerinde çeşitli projeleri destekliyor.

Gans, bu çalışmalardan birinin Digital Green adlı kuruluşla yürütüldüğünü anlattı.

Proje kapsamında çiftçiler, yapay zekâ destekli bir dijital asistan aracılığıyla tarımsal zararlılar, bitki hastalıkları ve ürün verimliliğini artırabilecek yöntemler hakkında bilgi alabiliyor.

Gans'a göre bu tür uygulamalar, yapay zekânın özellikle tarımsal üretim ve kırsal kalkınma alanlarında insanların yaşamını doğrudan iyileştirebileceğini gösteriyor.

Ancak yapay zekanın sunduğu fırsatlardan herkesin yararlanabilmesi için öncelikle temel altyapı sorunlarının çözülmesi gerekiyor.

Yapay zekanın yaygınlaşması için en önemli gereksinimlerden birinin elektrik olduğunu vurgulayan Gans, elektriğe erişimi bulunmayan toplulukların bu teknolojinin kalkınmaya sağlayabileceği faydalardan yararlanamayacağına dikkat çekti.

Bu nedenle Rockefeller Vakfı, mevcut çalışmalarının merkezine elektrik erişimini yerleştiriyor.

Gans, vakfın dünya genelinde elektriğe erişimi artırmak, enerji sistemlerini daha sürdürülebilir, dayanıklı ve etkili hale getirmek amacıyla 500 milyon doların üzerinde kaynak ayırdığını söyledi.

Bununla birlikte vakıf, yapay zekâ teknolojilerinin hangi alanlarda etkili olduğunu ve hangi uygulamaların beklenen sonuçları vermediğini araştırmaya devam ediyor.

Gans, Rockefeller Vakfı'nın kendisini insanlığın yararına yenilikçi projelerde risk üstlenen bir kuruluş olarak gördüğünü belirtti.

Vakfın yaklaşımının yeni teknolojileri stratejik yatırımlarla denemek, başarılı uygulamalardan elde edilen bilgileri dünyayla paylaşmak ve bu çözümlerin daha geniş topluluklara ulaşmasını sağlamak olduğunu ifade etti.

Gans'a göre önümüzdeki dönemde hem elektrik erişimini yaygınlaştırmak hem de yapay zekânın kalkınmadaki potansiyelini araştırmak, birbirini tamamlayan iki temel öncelik olacak.

Önümüzdeki 10 yılın önceliği enerjiye erişim

Rockefeller Vakfı, önümüzdeki beş ila 10 yıllık dönemde hükümetlerin, özel sektörün ve hayırsever kuruluşların yatırımlarını daha stratejik biçimde yönlendirmesi gerektiğini düşünüyor.

Birleşmiş Milletler'in Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları'na ulaşılması konusunda kaydedilen ilerlemenin yetersiz olduğunu belirten Gans, mevcut hedeflerden yalnızca sınırlı bir bölümünde planlanan doğrultuda ilerleme sağlandığına dikkat çekti.

Gans'a göre bu hedefler, insanlığın refahını ölçmek ve geliştirmek açısından önemini koruyor. Ancak giderek daha rekabetçi hale gelen jeopolitik ortam ve uluslararası kalkınma finansmanındaki azalma, mevcut kaynakların daha etkili kullanılmasını zorunlu kılıyor.

Bu çerçevede Rockefeller Vakfı, elektriğe erişimin artırılmasını öncelikli yatırım alanlarından biri olarak görüyor.

Gans, elektriğe erişimin kadınların ekonomik ve toplumsal yaşama katılımından sağlık hizmetlerine, istihdamdan eğitime kadar birçok kalkınma hedefini doğrudan etkilediğini belirtti.

Enerji yatırımlarının yenilenebilir kaynaklara yönlendirilmesinin aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sağlayabileceğini ifade eden Gans, elektriğe erişimin yaygınlaştırılmasını farklı kalkınma hedeflerine aynı anda hizmet edebilecek bir yatırım olarak değerlendirdi.

Gans'a göre bu alan, Rockefeller Vakfı'nın yanı sıra Türkiye dahil dünyanın farklı ülkelerindeki hükümetlerin, kurumların ve sivil toplum kuruluşlarının ortaklaşa çalışabileceği önemli fırsatlar sunuyor.

Küresel ekonomik ve teknolojik dönüşümün hızlandığı bir dönemde insanların değişen koşullara uyum sağlamasını ve kendi geleceklerini şekillendirebilmesini desteklemenin önemine dikkat çeken Gans, Rockefeller Vakfı'nın enerji yatırımlarına odaklanmayı sürdüreceğini söyledi.

Vakıf, bu alandaki çalışmalarını genişletmek için Türkiye'den ve dünyanın diğer ülkelerinden yeni ortaklıklara açık olduğunu belirtiyor.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

UNHCR İyi Niyet Elçisi Yusra Mardini: 'Mülteci olmak kim olduğunuzu tanımlamaz'

UNHCR İyi Niyet Elçisi Wenyen Gabriel: 'Basketbol bana umut verme fırsatı sundu'

UNHCR Sözcüsü Saltmarsh: Zorla yerinden edilme rekor seviyede