ABD'nin bağımsızlığının 250. yılı yaklaşırken Smithsonian Enstitüsü, 1770-1810 dönemine ait yaklaşık 10 bin koleksiyon parçasını yapay zeka yardımıyla yeniden inceliyor.
Amerikan Devrimi'nden yapay zekâ çağına uzanan mesafe, neredeyse kavranamayacak kadar büyük. Ancak Smithsonian Enstitüsü yöneticileri, bu iki dönem arasındaki boşluğu yapay zeka ile kapatmaya çalışıyor.
ABD'nin bağımsızlığının 250. yıl dönümü kutlanırken Smithsonian, ülkenin kuruluşuna giden mücadeleyle bağlantılı koleksiyon parçalarını daha iyi anlamak ve aralarındaki ilişkileri ortaya çıkarmak için yapay zekadan yararlanıyor.
"Revolution Crossroads" adı verilen projenin amacı, hem kamuoyunun hem de araştırmacıların Smithsonian'ın koleksiyonlarında daha kapsamlı aramalar yapabilmesini sağlamak. Proje aynı zamanda Smithsonian'ın kayıtlarını Kongre Kütüphanesi gibi diğer kurumların koleksiyonlarıyla ilişkilendirerek, ABD'nin kuruluş yıllarında toplulukların nasıl oluştuğuna ve nasıl işlediğine dair daha kapsamlı bir tablo ortaya koymayı hedefliyor.
Projede görev alan araştırmacılar ilkbaharda yapay zeka modellerini kullanmaya başladığından bu yana, daha önce farklı kataloglarda uzun süren manuel araştırmalar gerektirecek bağlantıları kısa sürede ortaya çıkardı. Örneğin araştırmacılar, 1774 civarında bir krema kabının reklamını gazetelerde yayımlayan bir gümüş ustasına ulaştı. Söz konusu kap, Smithsonian'ın Ulusal Amerikan Tarihi Müzesi'nin koleksiyonunda bulunan benzer bir parçayla eşleşiyor.
Projenin nihai hedefi ise arşiv kayıtlarını tarayarak yüzyıllar içinde hikâyeleri unutulmuş insanların yaşamlarına ilişkin yeni anlatıları gün yüzüne çıkarmak.
Smithsonian'ın dijitalleşme ve inovasyondan sorumlu baş yöneticisi Becky Kobberod, "İdeal senaryo, kamuya açık tarihsel kayıtlara gerçekten katkıda bulunabileceğimiz bir noktaya ulaşmak" dedi.
Kobberod, söz konusu kişilerin Thomas Jefferson ya da George Washington kadar tanınmış olmayabileceğini belirterek, "Ama onlar da bir topluluğun içinde yaşadılar, o topluluğun oluşmasına katkıda bulundular ve artık o isim biliniyor" diye konuştu.
1846'da kurulan Smithsonian, bugün Ulusal Hayvanat Bahçesi'nin de aralarında bulunduğu 21 müze ve galeriden oluşan yapısıyla ABD'nin tarihini ve kültürünü koruyor ve araştırıyor. Kurumun bu rolü, Cumhuriyetçi Başkan Donald Trump'ın Smithsonian'ın bazı tarihsel anlatımlarını sorgulamasıyla son dönemde daha da önem kazandı.
Kobberod'un ekibi, 1770-1810 arasındaki 40 yıllık dönemde yaşamış kişilere odaklanan yaklaşık 10 bin nesne belirledi. Bu nesnelerin yapay zekâ tarafından daha erişilebilir hale getirilebilmesi için dijitalleştirilmesi, bazı durumlarda ise yeniden dijitalleştirilmesi gerekti. Kayıtlar kamuoyunun çevrim içi erişimine de açıldı.
Kongre Kütüphanesi dijital strateji direktörü Natalie Buda Smith'e göre proje, bu kurumların hızla gelişen teknolojiyle ne kadar yakından ilgilendiğini gösteriyor. Smith, çalışmanın araştırmacılara da yardımcı olabileceğini belirterek, bir araştırmaya Smithsonian'dan mı, Kongre Kütüphanesi'nden mi yoksa başka bir kurumdan mı başlamaları gerektiğini bilmeyen kişiler için yeni olanaklar sunduğunu söyledi.
Smith, krema kabı örneğinin bu durumu açıkça ortaya koyduğunu belirterek, "Dışarıda büyük bir zenginlik var ve hikâyenin bir bölümünü Smithsonian'da, diğer bölümünü ise kütüphanede bulabilirsiniz" dedi.
"İnsanların bu kapıları açabilmesini sağlamak önemli. Bir şeyi Smithsonian'da bulmuş olmanız, hikâyenin orada sona erdiği anlamına gelmez."
Çalışma, yapay zekanın nasıl ve hangi sınırlar içinde kullanılması gerektiğine ilişkin tartışmaların yoğunlaştığı hassas bir dönemde yürütülüyor. Teknoloji sektörünün önde gelen bazı isimleri, yapay zekanın yaratabileceği olası zararlara ilişkin giderek daha ciddi uyarılarda bulunuyor. Bu isimlerin birçoğu bu hafta Washington'da Başkan Trump ile bir araya geldi ve yapay zeka sistemlerinin denetlenmesine yönelik gönüllü bir anlaşmaya imza attı. Demokratlar ile bazı Cumhuriyetçiler ise daha güçlü düzenlemeler de dahil olmak üzere daha kapsamlı önlemler alınması çağrısında bulunuyor.
Smithsonian'da bu görevi ilk üstlenen isim olan Kobberod da yapay zekaya karşı "sağlıklı bir korku" taşıdığını kabul ediyor. Smithsonian'ın son haftalarda yoğun biçimde tartışılan mevcut öncü yapay zeka modellerinden hiçbirini kullanmadığını belirten Kobberod, araştırmalarda insan denetiminin önemine de dikkat çekti.
Eğitimli tarihçilerin verileri incelediğini söyleyen Kobberod, uzmanların yapay zekânın gözden kaçırabileceği nüansları fark edebildiğini belirtti.
"Onların söyleyebileceği şey şu olabilir: 'Aslında bu, falanca kişinin bilinen bir lakabı' ya da 'Bu, X, Y, Z için kullanılan genel bir terim'. Bir tarihçinin veya kariyerini belirli bir dönemi araştırmaya adamış bir uzmanın bileceği nüans tam da bu. Bir makine bunu bilemez" dedi.
Bununla birlikte Kobberod, yapay zekânın sunduğu olanakların göz ardı edilmemesi gerektiğini düşünüyor.
"Bu teknoloji ortadan kaybolmayacak" diyen Kobberod, "Bu nedenle yapay zekânın çalışmalarımızda nasıl bir rol oynayacağını anlamamız ve bu sürece dahil olmamız gerektiğine inanıyoruz" ifadelerini kullandı.