AB liderlerinin bir araya geldiği Brüksel zirvesinde, AB bütçesine ilişkin köklü görüş ayrılıkları, Ukrayna Lideri Volodimir Zelenskiy'ye yönelik sıcak karşılama ve enerji ile göç politikaları konusunda yaşanan anlaşmazlıklar öne çıktı.
Avrupa Birliği (AB) liderleri, perşembe ve cuma günleri Brüksel'de bir araya gelerek uzun vadeli bütçeden Ukrayna'ya mali desteğe, göçten enerji politikalarına ve Çin ile ilişkilere kadar uzanan yoğun bir gündemi ele aldı.
Zirvede, AB bütçesine ilişkin köklü görüş ayrılıkları, Ukrayna Lideri Volodimir Zelenskiy'ye yönelik sıcak karşılama ve enerji ile göç politikaları konusunda yaşanan anlaşmazlıklar öne çıktı.
İşte zirvenin öne çıkan beş başlığı:
Ukrayna'ya destek
Zelenskiy ile ABD Başkanı Donald Trump arasındaki sert anlaşmazlık, zirvenin ikinci gününe damga vurdu.
AB liderleri Zelenskiy'nin yanında kenetlenerek Rusya'nın Ukrayna'ya yönelik geniş çaplı işgali sürdüğü müddetçe yaptırımları yürürlükte tutma sözü verdi.
Liderler ayrıca Trump'ın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı dizel yakıt anlaşmasını kınadı. Ancak Bulgaristan Başbakanı, diğer AB liderlerinden ayrılarak anlaşmaya destek verdi.
Trump'ın Zelenskiy'nin Putin'den daha "zor" bir muhatap olduğunu ileri sürmesi ve Ukrayna'da yeni seçimler yapılmasını talep etmesi karşısında, Brüksel'deki karşılama Ukrayna liderine diplomatik açıdan bir nebze rahatlama sağladı.
Trump ayrıca Kiev'in Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları da "utanç verici" olarak nitelendirmişti. Bu saldırılar, Ukrayna'nın Rusya karşısındaki başlıca baskı araçlarından biri olarak görülüyor.
Zelenskiy ise kararlı bir tutum sergileyerek, "Ben yalnızca Ukrayna'nın ve Ukrayna halkının çıkarlarını savunuyorum," dedi.
"Saldırıya uğradık, topraklarımız işgal edildi ve insanlarımız öldürüldü. Kendimizi savunma hakkına sahip olmamız son derece doğal."
Ukrayna lideri, "Yaşamaya, savaşmaya ve en önemlisi onurumuzla yaşamaya devam edeceğiz," diye ekledi.
Zelenskiy, zirvede yaptığı konuşmada Rusya'nın saldırılarını artırmasına karşı koyabilmek için gelecek yıl ilave 70 milyar euro tutarında mali ve askeri destek talep etti.
Bu talep, AB'nin mevcut planlarını altüst etti. Birlik, geçen yıl sağlanan 90 milyar euroluk kredinin hem 2026 hem de 2027 yıllarındaki ihtiyaçları karşılayacağını varsayıyordu.
AB liderleri, Avrupa Komisyonu'na Kiev'in mali ihtiyaçlarının nasıl karşılanabileceğine ilişkin yeni bir teklif hazırlama görevi verdi.
Ancak finansman açığını kapatmak hiç de kolay olmayacak.
Borçlanma maliyetlerinin hızla yükselmesi, ortak borçlanma seçeneğini cazip olmaktan çıkarıyor. Zelenskiy'nin yeniden gündeme getirdiği dondurulmuş Rus varlıklarının kullanılması ise siyasi açıdan bölünmelere yol açıyor.
Ülkelerin ikili katkılarla destek sağlaması seçeneği de mali yükün az sayıdaki varlıklı ülkenin omuzlarına binmesi riskini taşıyor.
AB bütçesi
Liderler perşembe günü bir sonraki Çok Yıllı Mali Çerçeve'yi (MFF) uzun uzun tartıştı. Ancak beklendiği üzere önemli bir ilerleme kaydedilemedi.
Bütçe harcamalarının sınırlandırılmasını savunan ve AB bütçesine aldıklarından daha fazla katkıda bulunan ülkeler ile Güney ve Doğu Avrupa'daki "Uyum Dostları" grubu, mevcut pozisyonlarında ısrar etti.
Ancak bir konu netleşti: İrlanda dönem başkanlığının birkaç gün önce sunduğu ve bütçe disiplinini savunan ülkeleri ikna etmek amacıyla toplam bütçeden 141 milyar euro kesinti yapılmasını öngören müzakere taslağı artık resmen gündemden kalktı.
Görüşmelerin sorumluluğunu Avrupa Konseyi Başkanı António Costa üstlenecek.
Costa'nın önümüzdeki haftalarda yeni bir uzlaşma önerisi sunması bekleniyor. Birçok kişi bunun, İspanya'daki seçimlerden birkaç gün önce, 26 Kasım'da düzenlenmesi planlanan özel zirveden önce gerçekleşeceğini düşünüyor.
Costa'nın üç temel hedefe odaklanması bekleniyor: Üye ülkelerin ulusal katkılarını mümkün olduğunca düşük tutmak, Avrupa Parlamentosu'nun önerilerinden de yararlanarak AB genelinde uygulanacak vergilere ilişkin paketi yeniden düzenlemek ve İrlanda dönem başkanlığının büyük ölçüde kestiği bütçe esnekliği araçlarını geri getirmek.
Costa'nın er ya da geç müzakerelere doğrudan müdahil olması zaten bekleniyordu.
Ancak daha endişe verici olan, her iki taraftaki liderlerin de anlaşmayı yıl sonuna kadar sonuçlandırmak için herhangi bir baskı hissetmediklerini artık açıkça söylemeleri.
Deneyimli müzakereciler, son tarihlerin tarafları taviz vermeye zorladığını biliyor.
Üye ülkeler bu tutumlarıyla büyük bir risk alıyor olabilir. Aralık ayında anlaşmaya varılamaması, müzakerelerin Avrupa'nın siyasi görünümünü değiştirebilecek bir seçim döneminin sonrasına sarkmasına yol açabilir.
Göç
Göç, bir kez daha zirvenin en tartışmalı konularından biri oldu.
Haziran ayındaki son görüşmeler, İspanya Başbakanı Pedro Sánchez ile İtalya Başbakanı Giorgia Meloni ve Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen arasında sert bir tartışmaya dönüşmüştü.
Bu kez Roma yönetimi, konu cuma günü müzakere masasına gelmeden hemen önce beklenmedik bir uzlaşma adımı attı.
İtalya ve İspanya, Ceuta krizinin ardından karşılıklı olarak uygulamaya koydukları sınır kontrolleri nedeniyle yaşanan anlaşmazlığı sona erdirme yolunda ilk adımı atarak, uzlaşmaya vardı.
İtalya'nın geçici sınır kontrollerinin perşembe akşamı sona ermesi bekleniyordu. Ancak bu kontroller, İspanya'nın 22 Ekim'de sona erecek uygulamasıyla uyumlu hale getirilmek amacıyla bir hafta uzatıldı.
İki ülkenin içişleri bakanlarının bu tarihe kadar mevcut kontrollerin yerini alacak önlemler üzerinde anlaşması bekleniyor.
Meloni zirveye uzlaşmacı bir tutumla başlamış olsa da Sánchez'in Avrupa'daki diğer önemli siyasi rakibi Frederiksen, İspanya Başbakanı'nın 600 bin göçmenin hukuki statüsünü düzenleme planına sert tepki gösterdi.
Frederiksen, İspanya'nın adını doğrudan anmadan şu ifadeleri kullandı:
"Avrupa Komisyonu'ndan, bir ülkenin geri kalanımızın yaptığının neredeyse tam tersini yapması durumunda neler olacağını incelemesini istedim."
Meloni, Frederiksen ve Hollanda Başbakanı Rob Jetten, göç konusunda "yenilikçi çözümleri" değerlendirmek üzere diğer 17 AB liderinin katıldığı gayriresmi bir kahvaltı toplantısına ev sahipliği yaptı.
Kriz dönemlerinde sığınma başvurularının askıya alınmasına olanak tanıyacak olağanüstü önlemlere verilen destek giderek artıyor.
Göç konusunda sert politikaları savunan ülkeler ile İspanya ve Fransa arasındaki gerilim, İtalya, Danimarka ve Polonya hükümetlerinin zirve sonuç bildirgesini değiştirme girişimiyle yeniden su yüzüne çıktı.
Bu ülkeler, sonuç metnine "düzensiz göçü teşvik edebilecek önlemlerden kaçınılması" yönünde bir çağrı eklenmesini istedi.
Ancak nihai metinde yalnızca Avrupa Komisyonu'na, "göçün araçsallaştırılması konusunda" üye ülkelerle koordinasyon sağlama çağrısı yapıldı.
Çin
AB liderleri, Brüksel ile Pekin arasında hibrit otomobil ithalatını sınırlamaya yönelik anlaşmaya rağmen, Çin ile ticaretteki dengesizlikler konusunda tutumlarını değiştirmedi.
AB'nin Çin'in adını doğrudan kullanmamak için tercih ettiği diplomatik ifade ise "makroekonomik dengesizlikler" oldu.
Liderler, perşembe günkü öğle yemeğinde Avrupa Komisyonu'ndan Çin rekabetine karşı kimya ve makine sanayilerini korumak amacıyla kota ve gümrük vergilerini de içeren yeni ticari savunma araçları hazırlamasını istedi.
AB'nin Çin ile ticaretinde yaklaşık 360 milyar euroluk açık bulunması, Pekin'i zirvenin önemli gündem maddelerinden biri haline getirdi.
Ucuz Çin ithalatından en fazla etkilenen sektörler arasında yer alan kimya ve makine sanayileri, hibrit otomobillere getirilen kotaların ardından acil korumaya ihtiyaç duyan yeni sektörler olarak belirlendi.
Otomobil kotaları Pekin ile müzakere edilerek kararlaştırılmış olsa da AB liderleri perşembe günü tek taraflı koruma önlemlerinin "gecikmeksizin" yürürlüğe konmasını istedi.
Avrupa Komisyonu, geçen haftaki anlaşmayı haziran ayında başlatılan müzakerelerin ilk aşaması olarak sunmuştu.
Ancak zaman daralıyor. AB'nin Çin ile ticaret açığı her geçen ay büyürken Çin gümrük verileri, ülkenin AB'ye ihracatının son bir yılda yüzde 25 arttığını gösteriyor.
AB'nin stratejisi, somut sonuçlar alındığı sürece Pekin ile diyaloğu sürdürmek, diğer yandan ticari savunma mekanizmalarını güçlendirmek.
Fransa ve Almanya geçen hafta, haksız ticaret uygulamalarıyla suçlanan Çin'in yol açtığı piyasa bozulmalarına hızla müdahale edebilmek için Avrupa Komisyonu'na yeni bir araç geliştirme çağrısında bulundu.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz, konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:
"Rekabet adil olmalı. Kapasitenin bir baskı aracı olarak kullanılmasına, yüksek sübvansiyonlara ve değerinin altında tutulan para birimlerine karşı araçlar geliştireceğiz. Bunun için bir araç setimiz olacak. Bu araç seti genişletilecek ve gerektiğinde uygulanacak."
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, liderlere kurumunun böyle bir araç üzerinde çalışmaya başlayacağını söyledi. Ancak düzenlemenin yıl sonundan önce hazır olup olmayacağı henüz belli değil.
Başka mekanizmalar da hazırlanıyor.
Bunlar arasında AB şirketlerini kritik ham maddeler gibi stratejik ürünlerde tedarikçilerini çeşitlendirmeye teşvik edecek bir araç ve Çin'in olası misilleme önlemlerinden etkilenen üye ülkelere yardımcı olacak bir dayanışma mekanizması var.
Enerji
AB liderleri perşembe günü enerji konusunda son derece uzun ve yorucu bir tartışma yürüttü.
Vişegrad Grubu (V4) ve İtalya, elektrik fiyatlarındaki kısa vadeli dalgalanmaları sınırlamak için Avrupa Komisyonu'ndan yeni önlemler talep edilmesi ve önerilen Emisyon Ticaret Sistemi'nin (ETS) yeniden değerlendirilmesi amacıyla zirve sonuç bildirgesinin değiştirilmesini istedi.
V4 ülkeleri, İtalya ve daha sınırlı ölçüde Yunanistan bu girişime öncülük etti. Çünkü söz konusu ülkeler Avrupa'nın en yüksek enerji maliyetlerinden bazılarıyla karşı karşıya.
Bu endişe diğer üye ülkeler tarafından da büyük ölçüde paylaşılıyor. Sonuçta liderler, devam eden enerji krizine karşı Avrupa çapında koordineli bir yanıt verilmesi çağrısında bulundu.
Ancak ETS'nin yeniden tartışmaya açılması girişimi Finlandiya, Danimarka ve İsveç'ten ideolojik temelli sert bir tepki gördü.
ETS, şirketlerin neden oldukları karbon emisyonları için ödeme yapmasını zorunlu kılarak sürdürülebilir yatırımları teşvik eden bir sistem.
Buna karşılık Çekya Başbakanı Andrej Babiš, karbon vergisine sert eleştiriler yöneltti.
Babiš, söz konusu uygulamanın piyasa spekülatörlerinin yararına enerji maliyetlerini yükselttiğini ve Avrupa'nın rekabet gücünü zayıflattığını savundu.
Zirve sırasında bir AB yetkilisi, görüşmelerden duyduğu rahatsızlığı şu sözlerle dile getirdi:
"Bütün gün liderler düzeyinde teknik bir konuyla ilgili metin hazırlamakla uğraştık. Ancak bunun sonucunda AB üyesi ülkelerin karşı karşıya olduğu sorunları gerçekten çözmeye yardımcı olacak herhangi bir yeni önlem veya politika ortaya çıkmıyor."
Roma yönetimi ve V4 ülkeleri, AB'nin karbon piyasası kurallarını yeniden müzakereye açmak için gereken nitelikli çoğunluğa sahip olmadıklarının farkında.
Bu nedenle girişimin asıl amacı, kendi ülkelerindeki kamuoyuna enerji fiyatlarındaki artışı kontrol altına almak için ellerinden geleni yaptıkları mesajını vermekti.