İspanya’nın emeklilik sistemi iflas etmiş değil ancak giderek daha fazla devlet desteğine ihtiyaç duyuyor. 2025 yılı, GSYH'nin yüzde 0,4’ü düzeyinde açıkla kapatıldı. Ekonomik araştırma kuruluşu Fedea'ya göre, devlet transferleri hesaba katılmadığında açık, GSYH’nin yüzde 4,15’ine ulaşıyor.
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez’in 5 Ekim’de erken genel seçim kararı almasının ardından emeklilik sistemi yeniden ülke gündeminin üst sıralarına yerleşti. En sık sorulan sorulardan biri de şu: İspanya’nın emeklilik sistemi iflasın eşiğinde mi?
İspanya’da aylık emekli maaşı ödemeleri bu yıl yaklaşık 14,5 milyar euroya ulaşarak yeni bir rekora imza attı. Emekli maaşları ve diğer sosyal yardımları ödeyen Sosyal Güvenlik sistemi, 2011’den bu yana en düşük açığını açıkladı. Ancak sistem gelirlerinin yüzde 20’den fazlasını devletten sağlıyor, Hazine’ye olan borcu 136 milyar euroyu aşıyor ve nüfusun büyük bir bölümünü oluşturan baby boomer kuşağının toplu emekliliği henüz yeni başlıyor.
Asıl mesele, emekli maaşlarının ödenip ödenemeyeceğinden çok, giderek artan maliyetin kim tarafından karşılanacağı.
Dağıtım esaslı emeklilik sistemi iflas edebilir mi?
İspanya’nın emeklilik sistemi dağıtım esasına dayanıyor: Çalışanların bugün ödediği primler, mevcut emeklilerin maaşlarını karşılıyor. Her çalışanın adına açılmış bireysel bir hesap veya parası tükenebilecek tek bir emeklilik fonu bulunmuyor. Anayasa, devlete yeterli emekli maaşlarını güvence altına alma ve bu maaşları düzenli olarak güncelleme yükümlülüğü getiriyor. Sistemin gelirleri harcamalarını karşılamadığında aradaki fark devlet kredileri veya bütçe transferleriyle kapatılabiliyor.
Nicel yöntemler ve kamu ekonomisi profesörü, Ruth Richardson Merkezi Müdür Yardımcısı Santiago Calvo, Sosyal Güvenlik sisteminin bir şirket gibi iflas edemeyeceğini söylüyor. Çünkü sistemin arkasında vergi toplama ve borçlanma kapasitesine sahip devlet bulunuyor.
Ancak bu durum, mali riski doğrudan devlete taşıyor. Calvo, Daniel Fernández ile birlikte kaleme aldığı El elefante en la habitación (Odadaki fil) adlı kitapta, Yunanistan benzeri bir temerrüt senaryosunu ele alıyor. Calvo’ya göre böyle bir senaryo, yıllarca borçlanmayla kapatılan açığın ardından yaşanacak bir ekonomik durgunluk veya faizlerdeki sert yükselişin borçlanma maliyetlerini artırması ve İspanya’nın makul koşullarda finansman bulamaz hale gelmesiyle ortaya çıkabilir.
Calvo, bu noktada bütçe düzenlemelerinin Meclis’te belirlenen bir takvim ve kademeli adımlarla değil, kurtarma paketi karşılığında alacaklılarla yapılacak müzakerelerle şekilleneceği uyarısında bulunuyor. “Bütçenin en büyük kalemi ilk kesintiye uğrayan kalem olur,” diyor.
Yunanistan örneğini hatırlatan Calvo, kesintilerin hâlihazırda emekli olanları da etkilediğini ve ortalama emekli maaşının 2009’da yaklaşık 1.350 eurodan birkaç yıl içinde 833 euroya gerilediğini belirtiyor.
Açık rakamları neden farklı?
İspanya Sosyal Güvenlik ve Göç Bakanlığı verilerine göre Sosyal Güvenlik sistemi 2025’i 7,387 milyar euro açıkla kapattı. Bu, GSYH’nin yüzde 0,4’üne karşılık geliyor ve 2011’den bu yana kaydedilen en düşük açık düzeyini oluşturuyor.
Prim gelirleri 2025’te yüzde 6,9 artarak 176,918 milyar euroya ulaştı. İstihdamdaki artış ve kayıtlı çalışan sayısının rekor seviyeye çıkması bu yükselişe katkıda bulundu.
Temmuz 2026 sonunda sisteme prim ödeyen çalışan sayısı 22,5 milyonu aştı. Bu, ülke tarihinin en yüksek düzeyiydi. Yabancı çalışanlar toplam prim ödeyenlerin yüzde 15,6’sını oluştururken, haziran ayında her emekliye karşılık 2,37 çalışan bulunuyordu. Bu oran, mevcut çalışanların primleriyle emekli maaşlarının ödendiği sistem açısından önemli bir gösterge.
Ancak açıklanan açık rakamı, devletten sağlanan önemli miktardaki desteği de içeriyor. Sosyal Güvenlik sisteminin 2025’te elde ettiği 232,782 milyar euroluk toplam gelirin 47,815 milyar eurosu devlet transferlerinden geldi. Bu miktar, bir önceki yıla göre yüzde 11 artış anlamına geliyor.
Devlet transferleri, toplam gelirin yüzde 20,5’ini oluşturdu. Bu kaynakların bir bölümü, çalışan primlerinden ziyade vergilerle finanse edilmesi öngörülen gelir destekleri ve asgari emekli maaşlarına yapılan tamamlayıcı ödemeler gibi yardımları karşılıyor.
İspanyol ekonomi araştırma kuruluşu Fedea ise Sosyal Güvenlik sisteminin mali durumunu değerlendirirken daha geniş bir kapsam kullanıyor. Kuruluşun 2005-2025 dönemine ilişkin hesaplamalarına göre, daha geniş sistem için devlet transferleri 2025’te toplam 61,342 milyar euroya ulaştı.
Bu transferler hesaba katıldığında toplam açık yaklaşık 8,4 milyar euro oluyor. Bu tutar, bakanlığın açıkladığı 7,387 milyar euroluk açığa yakın. Ancak devlet transferleri hariç tutulduğunda, sistemin temel açığı 69,783 milyar euroya, yani GSYH’nin yüzde 4,15’ine ulaşıyor. Bu oran, bakanlığın açıkladığı açığın GSYH’ye oranının yaklaşık on katı.
İki hesaplama farklı şeyleri ölçüyor. Transferlerin bir bölümü, primlerle değil vergilerle finanse edilmesi gereken yardımlara ayrılıyor. Örneğin 2024’te yapılan 58,301 milyar euroluk devlet transferinin 12,951 milyar eurosu prim ödeme koşullarını karşılamayan kişilere verilen primsiz yardımlara, 15,234 milyar eurosu ise kamu görevlilerinin emekli maaşlarına gitti.
En büyük pay olan 27,505 milyar euro, çalışanların ve işverenlerin primlerine bağlı yardımları karşılamak için kullanıldı. Fedea bu tutarı prim gelirlerindeki yetersizliğin bir göstergesi olarak değerlendirirken, bakanlığın muhasebe yönteminde açığı kapatmak için yapılan devlet transferi ek gelir olarak kaydediliyor.
Dolayısıyla bakanlığın açıkladığı yaklaşık 7 milyar euroluk açık, devlet transferlerinden sonra kalan açığı gösteriyor. Fedea’nın yaklaşık 70 milyar euroluk rakamı ise transferleri dışarıda bırakarak daha geniş bir sistemi değerlendiriyor. Tartışmanın merkezinde, hangi harcamaların primlerle, hangilerinin vergilerle karşılanması gerektiği bulunuyor. Her iki hesaplamaya göre de sistemin gelirleri harcamalarını karşılamıyor.
Calvo, iki rakamın da doğru olduğunu ancak farklı sorulara yanıt verdiğini söylüyor. Bakanlığın rakamı, devlet desteği alındıktan sonra Sosyal Güvenlik hesaplarında kalan açığı ölçüyor. Fedea’nın hesabı ise sistemin kendi gelirleriyle harcamalarını karşılayıp karşılayamadığını gösteriyor. Calvo’ya göre sürdürülebilirlik tartışması açısından önemli olan da bu ikinci soru.
Calvo, resmi rakamların yorumlanmasında da bir sorun olduğunu savunuyor. 2025’te muhasebeleştirilen açık yaklaşık 2,45 milyar euro azalırken, devlet transferleri yaklaşık 4,86 milyar euro arttı. Calvo, “Devletin ek katkısı olmasaydı mali denge daha da kötüleşecekti,” diyor. Kamu sektörünün bütünü açık verdiği için bu paranın uygulamada yeni borçlanmayla karşılandığını belirtiyor.
Devlet desteği yalnızca transferlerden ibaret değil. Hazine, Sosyal Güvenlik sistemine kredi de sağlıyor. Aralık 2022 ile Aralık 2025 arasında sistemin borcu 30,001 milyar euro arttı ve 136 milyar euroyu aştı. Bu artış, aynı dönemde emeklilik rezerv fonuna aktarılan tutarın iki katından fazla.
Kurallara uyuluyor ancak maliyet artıyor
İspanya’nın bağımsız mali denetim kurumu AIReF, 29 Mayıs’ta emeklilik harcamalarının Avrupa Birliği ile üzerinde uzlaşılan kurala uyup uymadığını değerlendirdi. Buna göre, ek gelir önlemleri hesaba katıldıktan sonra 2022-2050 dönemindeki ortalama emeklilik harcamalarının GSYH’nin yüzde 13,3’ünü aşmaması gerekiyor.
AIReF, bu oranı yüzde 13 olarak hesapladı; yani eşik değerin 0,3 puan altında. Brüt emeklilik harcamaları GSYH’nin yüzde 14,6’sına ulaşırken, gelir artırıcı önlemler bu oranı 1,6 puan düşürdü.
Böylece İspanya, emeklilik maliyetlerini azaltmaktan ziyade ek gelir önlemleri sayesinde kurala uyuyor.
Aynı çalışmaya göre mevcut politikalarda değişiklik yapılmazsa kamu borcu 2035’ten itibaren yeniden yükselmeye başlayacak ve 2050’de GSYH’nin yüzde 123’üne ulaşacak.
AIReF, emeklilik harcamalarındaki ilave artışın her dört eurosundan üçünün merkezi hükümet tarafından karşılanacağını öngörüyor. Bu da devletin diğer harcamaları kısmak veya daha fazla borçlanmak zorunda kalabileceği anlamına geliyor. Dolayısıyla harcama kuralına uymak ile kamu borcunu kontrol altında tutmak birbirinden ayrı hedefler.
Hükümetin kendi modeli ise emeklilik harcamalarının 2050’ye kadar GSYH’nin yaklaşık yüzde 14’ü düzeyinde kalacağını öngörüyor. Bu, AIReF’in yüzde 14,6’lık tahmininden düşük. İki tahmin arasındaki fark, istihdam, doğum oranları ve göç gibi konulardaki farklı varsayımlardan kaynaklanıyor.
Calvo’ya göre İspanya’nın kırılganlığı her yıl artıyor. Kamu borcu GSYH’nin yaklaşık yüzde 100’ü düzeyinde seyrederken, baby boomer kuşağının emekli olmasıyla emeklilik harcamaları da yükselmeyi sürdürecek. AIReF’e göre bu harcamalar 2050’de GSYH’nin yüzde 16,4’üne ulaşabilir.
Calvo, Yunanistan benzeri bir krizin ne zaman yaşanabileceğine ilişkin kesin bir tarih vermekten kaçınıyor çünkü bunun öngörülemeyen bir tetikleyiciye bağlı olduğunu söylüyor. Ancak önümüzdeki 20 yılı en yüksek riskin bulunduğu dönem olarak görüyor.
Calvo, “İspanya’yı şu anda Yunanistan’dan ayıran şey, dışarıdan dayatılacak bir reform yerine, sistemin uyum sağlaması için hâlâ zaman varken reformu kendi kararıyla gerçekleştirebilme olanağı,” değerlendirmesinde bulunuyor.
Emeklilik rezerv fonu ne kadar koruma sağlıyor?
İspanya, emeklilik rezerv fonunu yeniden büyütmek amacıyla ücretler üzerinden alınan ek bir prim uygulamaya koydu. Bu kesintinin 2029’da ücretlerin yüzde 1,2’sine ulaşması planlanıyor. Biriken kaynaklar ise 2033’ten önce kullanılamayacak.
Rezerv fonu, 31 Mart 2026 itibarıyla 15,267 milyar euroya ulaştı. Bu, son on yılın en yüksek düzeyi. Ancak yalnızca eylül ayındaki düzenli emekli maaşı ödemeleri 14,498 milyar euroya mal oldu. Başka bir deyişle fon, bir aylık emekli maaşı ödemesinden biraz fazlasını karşılayabilecek büyüklükte.
Fon, en yüksek seviyesine ulaştığı 2011 sonunda 66,815 milyar euro değerindeydi ve GSYH’nin yüzde 6,22’sine karşılık geliyordu. Sonraki yıllarda emekli maaşlarının ödenmesine katkıda bulunmak için kademeli olarak kullanıldı.
Rezerv fonu, gelir ve harcamalar arasındaki geçici dengesizlikleri karşılamak üzere tasarlandı. Fonun on yılın en yüksek seviyesine ulaşması, bugünkü mali durumunun ne kadar güçlü olduğundan çok, geçmişte ne ölçüde küçüldüğünü gösteriyor.
'Baby boomer' kuşağı emekli oluyor
Emeklilik sistemi üzerindeki baskı, artan maaş ödemelerinde şimdiden görülüyor ve önümüzdeki yıllarda daha da yoğunlaşması bekleniyor. Eylül ayında Sosyal Güvenlik sistemi, 9,53 milyon kişiye toplam 10,55 milyon emekli maaşı ödedi. Toplam ödeme tutarı bir yılda yüzde 6,3 artarken, emekli maaşı sayısındaki artış yüzde 1,6’da kaldı.
Maliyetin emekli maaşı sayısından daha hızlı artmasının nedenlerinden biri, yeni bağlanan maaşların daha yüksek olması. Bu yıl primli emekli maaşları yüzde 2,7 artırılırken asgari emekli maaşlarındaki artış yüzde 7’yi aştı. Ayrıca sistemden ayrılan emeklilerin yerine daha yüksek maaş alan yeni emeklilerin gelmesi de toplam maliyeti artırıyor. Yeni emekliler, sistemden ayrılanlara kıyasla ayda yaklaşık 500 euro daha fazla maaş alıyor.
Ortalama emekli maaşı eylülde yıllık yüzde 4,5 artarak 1.576,10 euroya yükseldi.
Ancak en zorlu dönemin henüz gelmediği değerlendiriliyor. 1950’lerin sonlarından 1970’lerin ortalarına kadar doğan baby boomer kuşağı, önümüzdeki 20 yıl boyunca emekli olacak.
Ulusal İstatistik Enstitüsünün (INE) haziran ayında yayımladığı projeksiyonlara göre, bugün nüfusun yüzde 21,1’ini oluşturan 65 yaş üstü kesimin oranı 2076’da yüzde 30,9’a çıkacak. Tahminler, 2040’a kadar net göç yoluyla 6,3 milyon kişinin ülkeye geleceği varsayımına dayanıyor. Göçün bu düzeyde gerçekleşmemesi halinde çalışanların üzerindeki yükün daha da artması bekleniyor.
Calvo, bu tablonun özellikle çalışma hayatına yeni başlayanlar için ne anlama geldiğine dikkat çekiyor. Projeksiyonlara göre emekli maaşlarının son alınan ücretin yerini karşılama oranı 2050’ye kadar yüzde 77’den yüzde 65’e gerileyebilir. Calvo, bu tahminlerin Fedea’nın dahi iyimser bulduğu varsayımlara dayandığını belirtiyor.
Artan maliyeti kim karşılayacak?
İlk tahminlere göre emekli maaşlarında gelecek yıl yapılacak artışın yaklaşık yüzde 3,5 olması bekleniyor. Bu, 2024’ten bu yana en yüksek artış olacak. Kesin oran, kasım ayına ilişkin öncü enflasyon verisine bağlı olacak.
Yeni parlamentonun ilk oturumunun 23 Aralık’ta yapılması planlanıyor. Yeni hükümetin ne zaman kurulacağı ise seçim sonrasındaki görüşmelerin sonucuna bağlı olacak. Emekli maaşlarındaki yeni artışın 1 Ocak 2027’de yürürlüğe girmesi gerekiyor.
Bu rakamlar, siyasi tartışmanın temel sorusunu gündeme getiriyor: Emeklilik sisteminin artan maliyetini kim üstlenecek? Seçenekler sınırlı ve her birinin ekonomik veya siyasi bir bedeli var.
İlk seçenek, daha fazla gelir elde etmek. 2021-2023 dönemindeki reformlarda ek prim uygulaması ve serbest çalışanların prim kurallarında yapılan değişikliklerle bu yol izlendi.
İkinci seçenek, her emekliye ödenen tutarı azaltmak. Bu, fiili emeklilik yaşını yükseltmek veya başlangıç emekli maaşının hesaplanma yöntemini değiştirmek yoluyla yapılabilir.
Üçüncü seçenek, daha fazla devlet transferi veya krediyle sistemi desteklemek. Bunun uzun vadeli sonucu ise daha yüksek vergiler ya da daha fazla kamu borcu olabilir.
Dördüncü seçenek, daha fazla istihdam yaratmak ve göçün de katkısıyla çalışma çağındaki nüfusu artırarak sisteme prim ödeyen kişi sayısını yükseltmek. Verimlilik ve ücretlerdeki artış da prim gelirlerini artırabilir.
Reform gelecekteki emekliler için ne anlama geliyor?
Calvo, emekli maaşlarının hesaplanma yönteminin değiştirilmesini savunuyor. Önerisi, her kişinin emekli maaşının kendi primlerine dayanacağı ve bu tutarların ekonomik büyümeye göre güncelleneceği varsayımsal hesaplar sistemine geçilmesi. Buna ek olarak, emeklilik için birikimlerin yatırıma yönlendirildiği fonlu bir bileşen de oluşturulmasını öneriyor.
Calvo’nun atıfta bulunduğu, Devesa, Doménech ve Meneu tarafından Fedea için yapılan hesaplamalara göre, bugün yeni emekli olanların aldığı maaş ile önerilen model kapsamında alacakları maaş arasındaki fark yüzde 12 ila yüzde 25 arasında değişebilir. Farkın büyüklüğü, ekonomik büyümeye ilişkin varsayımlara bağlı.
Calvo’ya göre bu fark, sistemin mevcut kaynaklarıyla karşılayamadığı ve devlet transferleriyle borçlanma yoluyla finanse edilen emeklilik taahhüdünün ne kadar büyük olduğunu gösteriyor.
Öneri, mevcut emekli maaşlarına dokunmuyor ve değişikliklerin kuşaklar bazında kademeli uygulanmasını öngörüyor. İsveç’in izlediği modele benzer biçimde, 1970 doğumluların emekli maaşlarının yüzde 5’i yeni formülle hesaplanacak; 1971 doğumlularda bu oran yüzde 10’a çıkacak. Oran, 1989 doğumlular için yüzde 100’e ulaşacak.
Böylece bir kuşaktan diğerine ani bir geçiş yaşanmayacak ve çalışanlar, kendilerine uygulanacak kuralları onlarca yıl önceden bilebilecek. Calvo, her prim ödemesini hesaba katan bir sistemin düşük prim matrahına sahip çalışanlara, uzun süre çalışmış kişilere ve serbest çalışanlara da fayda sağlayacağını savunuyor.
Fonlu hesaplara geçişin ise daha dikkatli planlanması gerektiğini kabul ediyor. Çünkü mevcut primlerin bireysel yatırım hesaplarına yönlendirilmesi, hâlihazırdaki emekli maaşlarının finansmanında bir açık yaratabilir. Bu nedenle, 2025’te rezerv fonu için yaklaşık 5 milyar euro gelir sağlayan ek prim uygulamasıyla başlanmasını ve bu kaynağın kamu borçlarına yatırılmak yerine çeşitlendirilmiş portföylere yönlendirilmesini öneriyor.
Reformun maliyetini kimin üstleneceği sorusuna Calvo, mevcut sistemin de bir maliyeti olduğunu ve bunun gençler ile gelecekteki vergi mükelleflerine yeterince açıklanmadan yüklendiğini söylüyor. Ona göre reform, bu maliyeti görünür kılacak ve çalışma hayatındaki kuşaklar arasında paylaşılmasını sağlayacak.
Calvo, 29 Kasım seçimlerinin ardından kurulacak hükümete ilk yıl için tek bir öneride bulunması gerekseydi, varsayımsal hesaplar sistemine geçişi ve kuşaklara göre uygulama takvimini baştan belirleyen bir yasanın çıkarılmasını isteyeceğini belirtiyor.
Bu yasa kapsamında Sosyal Güvenlik kurumunun, sisteme prim ödeyen herkese her yıl birikmiş haklarını ve tahmini emekli maaşını gösteren bir bildirim göndermesini de öneriyor.
Bugün 30 yaşında olan birinin emekli maaşı alıp alamayacağı sorusuna Calvo’nun yanıtı net: Alacak. Bunun nedenini, emekli maaşlarının ülkede en güçlü siyasi desteğe sahip harcama kalemi olması ve hiçbir hükümetin ödemeleri tamamen durdurmasının beklenmemesiyle açıklıyor. Ancak asıl belirsizlik, emekli maaşının kişinin son maaşına kıyasla ne kadar olacağı ve kaç yaşında emekli olabileceği.
Calvo, çalışanların şimdiden kendi birikimlerini oluşturmaya başlamasını, küçük tutarlarla da olsa düzenli tasarruf yapmasını ve işverenlerinin sunduğu emeklilik planlarından yararlanmasını tavsiye ediyor. Ona göre en önemli güvence, sistemin uyum sağlayacak zamanı varken reformdan geçirilmesi.
Her reform seçeneği farklı kesimleri etkiliyor ve farklı bir zaman diliminde sonuç veriyor. Takvim ise işlemeye devam ediyor. Emekli maaşlarının ocak ayında ne kadar artırılacağı 27 Kasım’da açıklanacak; 29 Kasım’da ise genel seçim yapılacak.
Emekli maaşları ödenmeye devam edecek. Ancak seçimi kazanan hükümet, artan maliyetin kim tarafından karşılanacağına ilişkin kararlarla karşı karşıya kalacak.