Yönetmen, yarım asrı aşan kariyeri boyunca cinsellik, arzu ve toplumsal tabuları sinemasının merkezine taşıdı.
İtalyan yönetmen Tinto Brass, cinsellik, arzu ve toplumsal tabuları odağına alan filmleriyle sinema dünyasında kendine özgü bir yer edindi. Yönetmen, 93 yaşında Roma'da hayatını kaybetti.
26 Mart 1933'te Milano'da doğan Brass, yarım asrı aşan sinema kariyeri boyunca farklı türlerde filmlere imza attı. Son yıllarını Roma yakınlarındaki Isola Farnese'de geçiren yönetmenin yanında, 2017'de evlendiği eşi Caterina Varzi bulunuyordu. Varzi, aynı zamanda Brass'ın arşivini düzenliyordu. Yönetmenin ilk eşi, Tinta adıyla tanınan Carla Cipriani ise 2006'da hayatını kaybetmişti.
Varzi, Brass'ın ölümünün ardından İtalyan haber ajansı Adnkronos'a yaptığı açıklamada, “Bu, derin bir üzüntü ve kederle dolu zor bir an” dedi.
Rossellini ile başlayan sinema yolculuğu
Brass'ın sinema kariyeri, daha sonra tanınacağı filmlerden oldukça farklı bir çizgide başladı. Hukuk eğitiminin ardından Paris'e taşınan yönetmen, burada Cinematheque'te çalışarak sinemayla tanıştı. İtalya'ya döndükten sonra Roberto Rossellini'nin “L'India vista da Rossellini” belgeselinde kurgucu, “Il Generale della Rovere” filminde ise yardımcı yönetmen olarak görev yaptı.
Yönetmenliğe 1963'te, gençlerin yaşadığı toplumsal ve kişisel sıkıntıları ele alan “In capo al mondo” ile başladı. Film sansüre takılınca Brass, yapımın adını “Chi lavora è perduto” olarak değiştirdi. Sonraki yıllarda “Col cuore in gola”, “L'urlo”, “Nerosubianco” ve “La vacanza” gibi filmlerle sinema dilini geliştirmeyi sürdürdü.
1970'lerde sinemasının yönü değişti
Brass'ın cinselliği ve güç ilişkilerini merkeze alan filmlere yönelmesi 1970'lerde belirginleşti. Yönetmen, 1975 yapımı “Salon Kitty”de cinsellik, iktidar ve para arasındaki ilişkiyi ele aldı. 1979'da çektiği “Caligola” ise yapım sürecindeki sorunlar ve hukuki tartışmalarla gündeme geldi. Film, müstehcenlik gerekçesiyle el konulması nedeniyle de tartışma yarattı.
'La chiave' ve 'Paprika' ile geniş kitlelere ulaştı
1980'li yıllar, Brass'ın en çok tanınan filmlerinden bazılarına sahne oldu. Stefania Sandrelli'nin rol aldığı “La chiave”nin ardından Serena Grandi'nin başrolünde yer aldığı “Miranda” ve Francesca Dellera ile çektiği “Capriccio” geldi.
“Snack Bar Budapest”in ardından yeniden cinsellik temalı filmlere yönelen yönetmen, Debora Caprioglio'nun rol aldığı “Paprika” ve Claudia Koll'un başrolde olduğu “Così fan tutte” ile dikkat çekti. Alberto Moravia'nın romanından uyarlanan “L'uomo che guarda”nın yanı sıra “Fermo posta Tinto Brass”, “Monella”, “Senso '45”, “Fallo!” ve “Monamour” da filmografisinde yer aldı.
Venedik'teki son gösterimine katılamadı
Brass, geçen eylül ayında Venedik Film Festivali'nin açılış etkinliklerinden birinde, 4K olarak restore edilen “Col cuore in gola”nın gösterimine katılmayı planlıyordu. Ancak geçirdiği ateşli hastalık ve sağlık sorunları nedeniyle Isola Farnese'den ayrılarak Venedik'e gidemedi.
Yönetmenin eşi Varzi, Lido'daki gösterimde Brass'ın gönderdiği mesajı okudu. Yönetmen, mesajında “Başlangıç noktası ve varış noktası yoktur, yalnızca bulunduğum nokta vardır” ifadesini kullanarak Venedik Bienali'ne, Centro Sperimentale di Cinematografia-Cineteca Nazionale'ye ve filmin restorasyonunda emeği geçenlere teşekkür etti.
Brass, aynı etkinlik kapsamında İtalyan Ulusal Sinema Gazetecileri Sendikası tarafından verilen Premio Pietro Bianchi ödülüne de layık görülmüştü. Ödül hakkında, “Resmî ödüllere her zaman pek az önem vermiş biri olarak bunu saklayacağım; çünkü başka bir fırsat olmayacak” demişti.
Yönetmen, 90'ıncı yaş günü vesilesiyle son dileğini de dile getirmişti: “Öldüğümde küllerimin Venedik lagününe serpilmesini istiyorum.”