Grönland’ın ekonomisi küçük olabilir; ancak gerçek değeri Arktik güvenliği ve devasa maden rezervleriyle bağlantılı. Trump’ın Grönland’a ilgisi, ABD’nin kritik ham maddelerin tedarikinde Çin’in hakimiyetine karşı koyma çabalarını yansıtıyor.
ABD Başkanı Donald Trump, 2025’in başında Grönland’ı satın alma fikrini yeniden gündeme getirdiğinde, bu ilk bakışta ilk başkanlık döneminden kalma tanıdık bir söylem gibi gelmişti.
Ancak bu kez, Trump’ın ekibinin Grönlandlılara doğrudan ödeme yapılmasını da görüştüğüne dair haberlerle birlikte gelen yenilenen ilgi, bunun salt bir siyasi gösteriden daha derin bir kararlılığa işaret ettiğini düşündürüyor.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, çarşamba günü Washington’da Danimarka Dışişleri Bakanı Lars Lokke Rasmussen ve Grönland Dışişleri Bakanı Vivian Motzfeldt ile bir araya geldi.
Gazetecilere konuşan Rasmussen, iki bakanın ABD’li muhataplarına, "Her sabah farklı tehditlerle uyandığınızda çözümler konusunda yenilikçi düşünmek kolay olmuyor," dediklerini aktardı.
Görüşmelerin yapıcı geçtiğini belirten Rasmussen, Trump’ın Grönland’ı ele geçirmeye yönelik "kabul edilemez" bir öneride ısrar ettiğini de sözlerine ekledi.
Danimarka gibi NATO üyesi olan Fransa, Almanya, İsveç ve Norveç, Danimarka ile ortak tatbikatlara katılmak üzere Grönland’a asker gönderme kararı aldı.
Uzun süre bir provokasyon olarak görülen bu söylem, artık Arktik’te hâkimiyet kurmaya yönelik ciddi bir girişim gibi duruyor.
Bir NATO müttefiki olan Danimarka pahasına, ABD’nin Grönland’ı maden rezervleri ve ulusal güvenlik gerekçeleriyle hedef aldığı ihtimali güçleniyor.
Böyle bir adım, özellikle Avrupa Birliği’nin iklim hedeflerini ve dijital altyapısını sürdürmek için gerekli hammaddeleri güvence altına almakta zorlandığı bir dönemde, AB–ABD ilişkilerine Arktik bir soğukluk getiriyor.
Trump Grönland’ı neden istiyor?
Grönland, geleneksel anlamda zengin bir ülke değil. Ekonomisi küçük, büyük ölçüde balıkçılığa bağımlı ve her yıl Danimarka’dan aldığı yaklaşık 3,9 milyar Danimarka kronu (520 milyon euro) tutarındaki blok hibe sayesinde ayakta duruyor. Bu destek, kişi başına yılda yaklaşık 9 bin euroya denk geliyor.
Dünya Bankası verilerine göre Grönland’ın gayrisafi yurt içi hasılası 3,5-4 milyar dolar seviyesinde. Yaklaşık 56 bin nüfuslu adada ihracatın yüzde 90’ı balıkçılık ürünlerinden oluşuyor.
Bu tablo Trump yönetimi açısından cazip görünmese de, ABD’nin ilgisini çeken ve doğrudan ekonomiyle bağlantılı olmayan iki temel unsur bulunuyor: Grönland’ın stratejik konumu ve buzulların altında yer alan doğal kaynaklar.
Ada, Kuzey Amerika ile Avrupa arasında kritik bir noktada yer alıyor ve Arktik’te ABD’nin füze erken uyarı ve uzay gözetleme sistemlerinin temel unsurlarından biri olan Pituffik Uzay Üssü’ne ev sahipliği yapıyor.
Donald Trump bu konuda daha önce, “Biz yapmazsak, Rusya ya da Çin Grönland’ı ele geçirir. Rusya ya da Çin’in komşumuz olmasını istemiyoruz,” ifadelerini kullanmıştı.
Doğal kaynaklar da her ne kadar Trump bunu kamuoyu önünde reddetse de ABD’nin motivasyonlarına ek bir boyut katıyor.
Washington, nadir toprak elementleri madenciliğinde ve bu hammaddelerin işlenmesinde Çin’in küresel hâkimiyetinin son derece farkında.
Grönland şu anda nadir toprak elementi üretmiyor. Ancak ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu, adada yaklaşık 1,5 milyon ton çıkarılabilir nadir toprak rezervi bulunduğunu tahmin ediyor.
Buna karşılık Danimarka ve Grönland Jeoloji Araştırmaları Kurumu, Grönland’daki toplam nadir toprak kaynaklarının yaklaşık 36,1 milyon ton seviyesinde olduğunu öngörüyor. Bu fark, yer altındaki potansiyel ile ticari olarak işletilebilir rezervler arasındaki ayrımı ortaya koyuyor.
Aynı kurumun araştırmalarına göre Grönland, Avrupa Komisyonu’nun “kritik” olarak sınıflandırdığı 34 ham maddenin 25’ine ev sahipliği yapıyor.
Bu hammaddeler; elektrikli araç motorlarından savaş uçaklarına kadar pek çok ileri teknoloji ürününde kullanılıyor. Adada toplam 55 kritik ham madde yatağı tespit edilmiş durumda; ancak şu anda yalnızca biri faal olarak işletiliyor.
Avrupa Birliği, ağır nadir toprak elementlerinde hâlihazırda yüzde 100 Çin’e bağımlı durumda. ABD de benzer şekilde dış tedarik zincirlerine büyük ölçüde bağımlı.
Çin, 2024 itibarıyla dünya genelinde madenlerden çıkarılan nadir toprak elementlerinin yaklaşık yüzde 70’ini üretiyor; bu da 270 bin tonluk bir hacme karşılık geliyor.
Grönland, nadir toprak güvenliğinde Çin’in yerini alabilir mi?
Grönland, nadir toprak kaynaklarının yanı sıra petrol ve doğal gaz açısından da potansiyel olarak zengin bir bölge.
2021 yılında yeni petrol aramalarına yönelik getirilen moratoryumun ardından keşif faaliyetleri büyük ölçüde dondurulmuş olsa da, ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu’nun geçmişe dayanan tahminlerine göre Grönland’ın açık deniz havzalarında 17,5 milyar varile kadar petrol ve 148 trilyon fit küp doğal gaz bulunuyor olabilir.
Amerikan Eylem Forumu (AAF) tarafından yayımlanan bir çalışmaya göre, Grönland’ın bilinen maden kaynaklarının ham jeolojik değeri teorik olarak 4 trilyon doları (3,66 trilyon euro) aşabilir.
Ancak bu potansiyelin yalnızca küçük bir bölümü (yaklaşık 186 milyar dolar değerinde) mevcut piyasa koşulları, düzenlemeler ve teknolojik imkânlar çerçevesinde gerçekçi biçimde çıkarılabilir kabul ediliyor.
AAF, Grönland için 186 milyar dolarlık bir "etiket fiyatı" öngörürken, yorumcuların varsayımsal tahminleri büyük farklılıklar gösteriyor.
Adanın özel sektör gayrisafi yurt içi hasılası ve potansiyel vergi gelirlerine bakan Economist, Grönland için 50 milyar dolarlık bir değerleme ortaya koyuyor.
Bazı diğer tahminler ise ABD’nin Alaska, Louisiana ve Virgin Adaları için yaptığı tarihsel satın alımlarını esas alarak bu bedelleri günümüz alım gücüne uyarlıyor.
Financial Times, adanın kaynakları temelinde 1,1 trilyon dolarlık bir değerlemenin uygun olabileceğini öne sürerken, New York Times ise 12,5 milyar ile 77 milyar dolar arasında değişen bir tahmin yayımladı.
Bu rakamlar arasındaki uçurum, Grönland’ın değerinin büyük ölçüde somut olmayan, stratejik ve jeopolitik unsurlara dayandığını gösteriyor.
Nakit ödemeler Grönlandlıların fikrini değiştirir mi?
Trump yönetimi, Grönland’daki kamuoyunu ABD ile yeniden hizalanma yönünde etkilemek amacıyla kişi başına 10 bin dolar (yaklaşık 431 bin TL) ile 100 bin dolar (yaklaşık 4 milyon 315 bin TL) arasında doğrudan ödeme yapılmasını değerlendiriyor.
Ancak kamuoyu yoklamaları, bu tür girişimlerin siyasi açıdan gerçeklikten kopuk olduğunu güçlü biçimde gösteriyor.
Verian Grubu’nun Ocak 2025’te yaptığı bir anket, Grönlandlıların yüzde 85’inin Danimarka’dan ayrılıp ABD’ye katılmaya karşı çıktığını, yalnızca yüzde 6’sının bu fikri desteklediğini ortaya koydu.
ABD’de de tablo farklı değil. YouGov’un Ocak 2026 tarihli anketine göre, Grönland’ı ele geçirmek için askerî güç kullanılmasını destekleyenlerin oranı yüzde 8’de kalırken, yüzde 73 buna karşı çıkıyor.
22V Research ekonomisti Jacob Funk Kirkegaard’a göre Kopenhag, Donald Trump’ın açıklamalarını sessizce sineye çekme yaklaşımından, bunları hukuk, kurumlar ve ittifaklar yoluyla aktif biçimde sınırlamaya geçti.
Amaç Beyaz Saray’la bir tartışmayı kazanmak değil; hareket alanını daraltmak.
Kongre devreye girer mi?
Kirkegaard, ABD Kongresi’nin, Venezuela’daki son gelişmelerin ardından başkanlık yetkisinin aşılmasına karşı daha hassas hale geldiğini söylüyor. Geçen hafta ABD Senatosu, Güney Amerika ülkesine karşı Kongre’nin açık onayı olmadan yeni askerî adımları sınırlamayı amaçlayan bir savaş yetkileri düzenlemesini ilerletti.
Grönland’ın statüsünü değiştirmeye yönelik herhangi bir girişim Kongre onayı gerektirir. Üstelik bir NATO müttefikinin toprağına yönelik sözlü tehditler dahi ittifakı zayıflatma riski taşır ki bu, birçok ABD’li yasa koyucu için kırmızı çizgi.
Buna karşın Kirkegaard, Danimarka’nın egemenliğe dokunmadan Trump’a somut bir şeyler sunabileceğini belirtiyor.
Savunma işbirliğinin genişletilmesi ve Grönland’ın maden sektörüne ABD yatırımları için daha geniş alan açılması, Washington’un mevcut anlaşmalar çerçevesinde stratejik konumunu güçlendirmesine imkân tanıyabilir.
Kirkegaard, Euronews’e yaptığı açıklamada, “Bu sayede Trump, Danimarka ve Grönland’ın tam siyasi onayıyla, ABD’nin ulusal güvenliğini korumak için Grönland’a binlerce Amerikan askeri konuşlandırabilir ve ardından bu sorunu çözdüğünü ilan edebilir,” dedi.
Uzman, 1951 ABD–Danimarka savunma anlaşması kapsamında Washington’un, Grönland’ın egemenliğini değiştirmeden askerî varlığını genişletme konusunda geniş bir hareket alanına sahip olduğunu da vurguladı.
Öte yandan Kirkegaard, Grönland’ı “satın alma” teklifinin ilerleme kaydetmesinden şüpheli.
Kirkegaard’a göre, Grönlandlılara yönelik ciddi bir mali teklif neredeyse kesin olarak Kongre bütçesi gerektirecektir. Bu da, ABD’de kamuoyu muhalefeti ve ülke içindeki hayat pahalılığı baskıları düşünüldüğünde, seçim yılında zor bir ihtimal.
Kirkegaard, Danimarka’nın mevcut yaklaşımının; kurumsal sınırların, Kongre denetiminin ve seçim takvimlerinin devreye girerek meseleyi zamanla aciliyetinden arındırmasını, bir diplomatik kriz yerine arka plan gürültüsüne dönüştürmesini hedeflediğini söylüyor.
Bu çerçeveden bakıldığında, Grönland’ın değeri bir satın alma bedeli meselesi değil; sembolizm, strateji ve giderek daha fazla çekişmenin yaşandığı bir dünyada iş birliği ile kontrol arasındaki denge meselesi.