Kodun bedene dönüşümü: Alida Sun dokuma ile dijital sanatı buluşturdu
Berlin merkezli sanatçı Alida Sun neredeyse her gün yeni dijital eserler kodluyor. Son sergiden sonra, bu soyut işleri dokunulabilir halılara nasıl çevirdiğini ve kodlamanın fiziksel ritüellerini Euronews Kültür'e anlattı.
Alida Sun hareket ettiğinde, onunla birlikte sıralar halinde canlı renkli geometrik formlar da akışa giriyor; yer değiştirirken adeta şıngırdayan bir ritim yaratıyor. Berlin merkezli sanatçı ve teknoloji uzmanının ışıldayan dijital üretimlerinin ayırt edici özelliği, geometrik desenler ile titreşimli, neredeyse işitsel bir görsel dilin birleşimi.
Bu işler, Sun’ın “görsel-işitsel bir enstrüman” olarak tanımladığı, kendi geliştirdiği bir sistem üzerinden ortaya çıkıyor. Sistem ışığı algılıyor ve sanatçının hareketlerini hem görüntüye hem de sese dönüştürüyor. Disiplinlerarası çalışan Sun, bu yapıyla 2500 gün boyunca her gün yeni bir eser üretti; bu, neredeyse yedi yıla yayılan kesintisiz bir kod ve üretim pratiği anlamına geliyor.
“Her gün kod yazmaya başladığımda, bu süreci hem iyileştirici hem de eğlenceli kılmam gerektiğini biliyordum; çünkü ekran başında uzun süre kod yazmak pek de sağlıklı bir pratik değil,” diyor Sun, Euronews Kültür’e.
Bu nedenle üretimini, özünde bedensel hareketle çalışan bir yazılım üzerine kurdu. “Bir bakıma bu, kişinin kendi bedeninin farkına vardığı ve onunla oynadığı günlük bir ritüel,” diye ekliyor.
Sun için artık kod yazmak ve sanat üretmek bütünüyle fiziksel bir deneyime dönüşmüş durumda. Method Delhi’deki “RITES” başlıklı sergisinde, bedenden kopuk kod satırlarının ardındaki fiziksel ritüelleri ve zanaat tarihini araştırdı.
Bu ay Sun, Viyana Güzel Sanatlar Akademisi’nde “RITES” ve kodun bedenselleştirilmesi üzerine bir ders verecek; Stockholm’deki Women In Tech Sweden konferansında ise günlük üretim pratiğini anlatacak.
STEM alanında eğitim gördüğü üniversite yıllarından itibaren etkileşimli ve ışık temelli sanata yönelen Sun, teknoloji tabanlı sanatın odaları, hatta mahalleleri kapsayacak şekilde fiziksel mekânı dönüştürme gücünden derinden etkilenmiş. Bugün ise kod temelli üretimi daha mahrem, daha dokunsal ve bedensel bir deneyime dönüştürmeye çalışıyor.
“İnsanların bir sanat eserine telefon ekranları üzerinden bağlanabilmesi ve benim de bu kod işlerini üretirken fiziksel varlığımı kullanıyor olmamın, izleyici üzerinde fiziksel bir etki yaratabilmesi beni hâlâ bitmeyen bir şekilde büyülüyor,” diyor. “Kod genellikle tamamen zihinsel bir alan olarak görülüyor; çoğu insan onu bedensel olandan kopuk düşünür. Ben ise tam da bu ayrımı sorguluyor ve kırmaya çalışıyorum.”
“RITES” projesi bu yaklaşımı bir adım daha ileri taşıyarak Sun’ın kod tabanlı işlerini el dokuması ve nakışlı duvar halılarına dönüştürüyor. Bu eserler, Delhi merkezli kâr amacı gütmeyen Swami Sivananda Memorial Institute of Fine Arts & Crafts’ta (SSMI) çalışan kadın zanaatkârlarla birlikte üretildi.
Sergi, teknolojiyi görmenin alternatif bir yolunu sunuyor; Sun’ın ifadesiyle odağı, “bu ‘Big Tech bro-ligarchy’nin dışında kalan tarihe” çeviriyor. Projenin merkezinde ise modern hesaplamalı programlamanın gelişimine kadınların yaptığı, hayati ama çoğu kez silinmiş katkıları yeniden görünür kılmak yer alıyor.
Parlak renkli, ince işçilikle hazırlanmış bu duvar halıları, taşıdıkları tarihsel anlatı için son derece uygun bir zemin oluşturuyor; çünkü modern programlamanın kökleri, geleneksel olarak kadın emeğiyle ilişkilendirilen dokuma pratiğine uzanıyor.
“İnsanlığı Ay’a götüren belleği kelimenin tam anlamıyla kadınlar dokudu,” diyor Sun; ABD’nin New England bölgesinde Apollo görevlerinin yazılımını el dokuması bakır “halatlara” işleyen kadınlara atıfla. “Core-rope memory” olarak bilinen bu teknoloji, dokumaya benzer bir yapıya sahipti ve bilgiyi kodlayan bu kadınların büyük bölümü daha önce tekstil fabrikalarında çalışmıştı.
Kadınların hesaplama tarihindeki görünmez emeği ile tekstil ve kod arasındaki akrabalık, Sun’ın SSMI’daki kadın zanaatkârlarla kurduğu işbirliğinin de temel motivasyonunu oluşturdu.
“Hakkında hâlâ öğrenmeye devam ettiğim ama her seferinde beni büyüleyen şeylerden biri de Hindistan’ın tekstil tarihi,” diyor Sun.
“RITES” üzerinde çalışırken sanatçı, bu zanaatkâr mirasını sürece dahil etmek ve üreticilerle yakın bir ortaklık kurmak istedi. “Zanaatkârlar çiçekler ve kendi desenlerini işlemeye başladılar; bu da serginin çok önemli bir parçasıydı: işlerin gerçekten el emeğiyle üretildiği kültürü görünür kılmak,” diye açıklıyor. “Bu karşılıklı etkileşim benim programlama pratiğimi de dönüştürdü: Daha önce hiç çiçek programlamamıştım, ama onların yaptıklarını görünce dijital ortama çiçekler kodlamaya başladım.”
Dokumaya ve zanaatkârların ince, teknik işçiliğine odaklanmak, kadın sanatçılığını kutlamak açısından belirleyiciydi.
“Çoğunlukla kadınlarla ilişkilendirilen ya da kadınlar tarafından üretilen tüm bu ifade biçimleri sanat ya da güzel sanat değil, zanaat kategorisine itiliyor,” diye anlatıyor. “Bu ikisi arasındaki [sanat ile zanaat] hiyerarşi, ataerki ve sömürgecilikle derinden iç içe geçmiş durumda.”
İnsanları ya da evi süsleyen sanatların “uygulamalı” ya da “dekoratif” diye etiketlenmesi, tarih boyunca kadınların sanatsal girişimlerinin önünü tıkadı. Nüfuzlu sanat tarihçileri Griselda Pollock ve Rozsika Parker’ın 1998 tarihli “Crafty Women and the Hierarchy of the Arts” başlıklı makalesinde yazdığı gibi: “Sanatçının cinsiyeti önemlidir. Sanatın nasıl görüldüğünü ve tartışıldığını belirler.”
“RITES” süreci boyunca Sun ile SSMI’dan zanaatkârlar arasında sürekli bir diyalog kuruldu. Farklı kültürel bağlamlardan gelseler ve aralarında dil bariyerleri bulunsa da, ataerkiyle karşılaşma deneyimleri, serginin üretim hedefleri ve generatif sanat sürecinin taşıdığı yaratıcılık ve neşe üzerinden ortak bir zemin buldular. İki yıl süren bu üretim yolculuğuna girerken Sun’ın temel ilkesi netti: “Sadece eğlenin.”
Ortaya çıkan işler güçlü bir neşe duygusu taşıyor. Farklı boyut ve renklerdeki kareler, sanatçının Protect your playful whimsy at all costs adlı eserinde çarpıcı bir pembe zemin üzerine yerleşiyor. Küçük nakışlı çiçekler ve çizgisel motifler yüzeyden kabararak üç boyutlu bir etki yaratırken, Women pioneered electronic sound art adlı işte de benzer bir dokunsallık ve derinlik hissi öne çıkıyor.
Eğlenebilmek, Sun’ın mevcut teknoloji ekosisteminin—onun deyimiyle “kilit vurulmuş bir çöp konteyneri yangınının”—dışında çalışmasına imkân veriyor. Yeni bir sanatçı olarak yazılım satın almaya gücü yetmediğinde kendi sistemini kurdu. İlk dönemlerinde çoğunlukla siyah-beyaz işler üretti (“projeksiyon için iyi,” diye açıklıyor), ancak kısa süre içinde renkle de çalışmaya başladı.
Sanatı oyuncu ve kaygısız bir dile sahip; bu “feminen” nitelik, yerleşik teknoloji anlatılarına da meydan okuyor.
“Bence en çok altüst edici olan şey, o ‘kızlık’ hali ve feminen nitelikler,” diyor. “Özellikle kadınların ve kız çocuklarının, her zaman erkek egemen olan ve bu yüzden fazlasıyla sıkıcılaşan Big Tech anlatılarını sorgulayıp zorlaması çok heyecan verici bir hareket.”
Sun, 177 bin takipçili Instagram hesabında ve üretimlerinde, teknoloji dünyasındaki ve onun ötesindeki dışlayıcı sistemleri aktif biçimde eleştiriyor.
Sun, günlük üretim yolculuğuna devam ederken oyun ve hareket duygusuna sıkı sıkıya tutunuyor. “Kod yazma sürecini çok daha eğlenceli ve iyileştirici kılıyor,” diyor. “Kodda benim için tuhaf biçimde şifa verici bir şey var.”
Geçtiğimiz ay Method Delhi’deki sergisi sona eren Sun’ın “RITES” adlı işi şu anda çevrimiçi olarak izlenebiliyor. Sanatçının yaklaşan sergileri ise şimdiden merakla takip ediliyor.