Anlam de Coster küratörlüğündeki sergi, Bizans sarnıcında tuval, ipek, ses ve koku yerleştirmeleriyle izleyiciyi içe dönüş ve yeniden doğuş fikriyle buluşturuyor.
16. yüzyıldan beri toplumsal bir arınma ve şifa merkezi olan Zeyrek Çinili Hamam, 2026 güncel sanat programını Margaret R. Thompson’ın “Temenos: İç Deniz” sergisiyle açıyor. Küratörlüğünü Anlam de Coster’in üstlendiği bu çalışma, sanatçının Türkiye’deki ilk kişisel sergisi olma özelliğini taşıyor. Serginin kalbi ise, hamamın hemen altında yer alan ve şehrin hafızasını barındıran Bizans sarnıcı.
Temenos kavramı ve hamamın rolü
Sergi, ismini Antik Yunan’da "gündelik hayattan ayrılmış kutsal alan" anlamına gelen temenos kavramından alıyor. Psikolojik açıdan temenos, insanın kendi iç dünyasıyla güvenle buluşabileceği bir sığınak demek. Tarihsel olarak hamamlar da tam olarak bu işlevi görmüştür: Sosyal statülerin kapıda bırakıldığı, zihnin ve bedenin arındığı bir geçiş alanı.
Botticelli’den ilhamla: Modern bir yeniden doğuş
Sergideki formlar ve deniz kabuğu gibi motifler, Sandro Botticelli’nin "Venüs’ün Doğuşu" tablosundaki o ünlü sahneyi hatırlatıyor. Venüs’ün bir deniz kabuğu içinde sudan yükselişi gibi, Thompson’ın eserlerindeki figürler de birer "yeniden doğuş" simgesi olarak karşımıza çıkıyor. Sanatçı bu formlarla, doğrudan insanı değil, yaşamı var eden o temel ve anaç gücü işaret ediyor.
Sarnıçtaki hareket
Dışarıdan İçeriye Bizans döneminde şehri hayatta tutan suyu saklayan bu sarnıçlar, Thompson’ın gözünde birer “iç deniz.” Sanatçı, sarnıca inmeyi sadece fiziksel bir aşağı iniş olarak değil; dikkati dış dünyadan koparıp kendi derinliğine yönelten bir hareket olarak kurguluyor. Hazırlanan işler, izleyiciyi yavaşlamaya ve mekanın ruhuyla daha dikkatli bir bağ kurmaya davet ediyor.
Sergisi kapsamında konuşan sanatçı Margaret R. Thompson, üretim sürecinin hem İstanbul’da hem de yaşadığı coğrafyada topladığı doğal malzemelerle şekillendiğini anlattı.
Sanatçı, “Buradaki araştırma sürecimden pek çok hediye aldığımı hissediyorum. Arkada gördüğünüz kaplarda, hem New Mexico’da doğada yaptığım keşiflerden hem de İstanbul’da bulduğum malzemeler yer alıyor. Bu işlerin birçoğunda Türkiye’den zerdeçal var. Resimlerin alt katmanlarında doğal toprak ve organik malzemeler kullanıyorum; zerdeçal ise özellikle bağ kurduğum bir malzeme oldu,” dedi.
Sarnıcın ikinci bölümünde yer alan ipek üzerine bir çalışmasında Kapalıçarşı’dan aldığı kumaşı kullandığını ve eseri Boğaz suyu ile boyadığını belirten Thompson, koku yerleştirmelerine de özel bir vurgu yaptı: “Lotus yağı kullandım, yeniden doğuşu ve dönüşümü onurlandıran ritüel bir koku.”
Eserlerde tekrar eden sembollere dikkat çeken sanatçı, inciler, su birikintileri ve küresel formların yaratımın başlangıç noktasına işaret ettiğini söyledi. “Köken meselesiyle çok ilgileniyorum. Bu yüzden sergideki ilksel su fikri, İstanbul’u çevreleyen sularla ve bir zamanlar bu sarnıçta bulunan suyla sürekli bir diyalog içinde,” ifadelerini kullandı.
'Kendi iç denizimize bakıyoruz'
Thompson, eserlerde milyonlarca yıllık volkanik toprak, New Mexico’daki mağaralardan topladığı mika minerali ve doğal pigmentler kullandığını da belirtti. Bu malzemelerin kimi zaman ışığı yansıtan, parıldayan yüzeyler oluşturduğunu söyleyen sanatçı, “Bu resimler hem ilksel bir doğaya sahip hem de birer ayna gibi çalışıyor. İzleyiciyi kendi içine bakmaya davet ediyor: Kendi iç denizimiz nedir, nasıl hissedilir? Hepimizi birbirine bağlayan bu sonsuz havuz nedir?” dedi.
Sanatçıya göre eserler kesin yanıtlar vermekten çok sorular sormayı amaçlıyor: “Nereden geldiğimiz, nereye gittiğimiz gibi o büyük gizeme dair merakla ilgileniyorlar.”
Üretim sürecine dair de bilgi veren Thompson, çizimlerinin hızlı ve sezgisel eskizlerle başladığını aktardı: “Eylül ayında burada yaptığım araştırma sırasında çok sayıda çizim yaptım. Bunlar 10–20 saniyelik, oldukça hızlı ve ham eskizlerdi. Bir fikir, bir ritüel ya da deneyime verilen anlık tepkilerdi.”
Sarnıcın yapısı, yer altı ve yer üstü arasındaki ilişki ve hamam deneyiminin kendisi bu çizimlerin çıkış noktasını oluşturdu. Sanatçı, hamam deneyiminin kendisi için duygusal açıdan güçlü olduğunu belirterek, “İlk deneyimimde ağladım. Gözlerimi kapattığım, bakım gördüğüm, yeniden doğmuş gibi hissettiğim çok derin bir deneyimdi,” dedi.
Bu deneyimlerin ardından ortaya çıkan formların, insan figürüne doğrudan benzemese de “annelik” ve “besleyici güç” fikrine gönderme yaptığını söyleyen Thompson, “Kabuk benzeri, akışkan, suya ait figürler ortaya çıktı. Bizi bugüne getiren o ilksel, anaç gücü ima ediyorlar,” diye konuştu.
Sanatçı, bu eskizleri daha sonra atölyesine taşıyarak resimlere dönüştürdüğünü ve işlerin doğrudan mekâna verilen içgüdüsel bir tepkiyi taşıdığı için “çok dürüst” bir karaktere sahip olduğunu vurguladı.
Malzemenin hafızası
Thompson’ın malzeme seçimi, İstanbul ve Santa Fe arasındaki coğrafi sınırları şeffaflaştırıyor: New Mexico’nun volkanik toprakları ve mika mineralleri, Türkiye’nin zerdeçalı ve Boğaz’ın suyuyla aynı yüzeyde buluşuyor.
Homemade Aromaterapi iş birliğiyle tasarlanan lotus yağı bazlı koku ve Santa Fe’nin şifalı kaynaklarından alınan ses kayıtları, mekanı görünmez ama çevreleyici bir atmosferle kuşatıyor.
Bu sergi, izleyiciyi sarnıcın karanlığında kendi "iç denizini" keşfetmeye davet eden dürüst ve şiirsel bir davet niteliği taşıyor. PATTU’nun sergi tasarımıyla şekillenen bu deneyim, 30 Ağustos'a kadar Zeyrek Çinili Hamam’da ziyaret edilebilir.