Küba müziği, caz ve klasik müziği buluşturan piyanist Ivan Melon Lewis, 18 Eylül’de Alanya Caz Festivali’nde sahne alacak. Lewis, Euronews’e müzikal yolculuğunu, Küba’daki müzik eğitimini ve algoritmaların sanat üzerindeki etkisini anlattı.
Küba’dan Avrupa’ya uzanan müzikal yolculuğunda caz, klasik müzik ve Afro-Küba ritimlerini buluşturan Ivan Melon Lewis, 18 Eylül’de 20. Uluslararası Alanya Caz Festivali’nde sahne alacak. Lewis, Euronews’e müzikle kurduğu ilişkiyi, Küba’nın güçlü müzik eğitim sistemini, Avrupa’nın müzikal dünyasını nasıl değiştirdiğini, yeni kuşak Kübalı cazcıları ve algoritmaların sanat üzerindeki etkisini anlattı.
Küba müziğinin ritmik mirası ile cazın doğaçlamaya dayalı özgür yapısını klasik piyano eğitimiyle bir araya getiren Lewis, müziği hiçbir zaman tek bir türe sığdırmayı tercih etmiyor. Onun müzikal yolculuğu, Küba’da aldığı disiplinli eğitimden Issac Delgado’nun grubuna katıldığı gençlik yıllarına, Avrupa’ya yerleşmesiyle başlayan yeni arayışlardan bugün ulaştığı uluslararası sahnelere kadar uzanıyor.
Lewis için müzik yalnızca teknik bir mesele değil; kültür, hafıza, kimlik ve insanlarla kurulan doğrudan bir iletişim alanı. Ona göre cazın gücü de tam olarak burada yatıyor. Ancak sanatçının günümüz müzik dünyasına dair bazı kaygıları var. Özellikle algoritmaların dinleme alışkanlıklarını belirlemesi ve sanatçıların takipçi sayılarına göre değerlendirilmesi, ona göre müziğin özü açısından ciddi bir sorun.
18 Eylül’de The Cuban Swing Express ile 20. Uluslararası Alanya Caz Festivali’nde Türkiye’deki dinleyicilerle buluşmaya hazırlanan Lewis, bu konseri de müziğin insanları aynı ortamda buluşturduğu gerçek bir iletişim alanı olarak görüyor.
Lewis, Küba müziği ile caz arasındaki ilişkiyi anlatırken, 1950’lerden bu yana ABD ile Küba arasındaki müzikal etkileşimin caz ve Küba müziğinin birbirini derinden etkilediği önemli bir kültürel zenginleşme yarattığını söylüyor. Nat King Cole, Count Basie ve Dizzy Gillespie’nin yanı sıra Bebo Valdes, Mario Bauza ve Antonio Maria Romeu gibi isimlerin çalışmalarında bu etkileşimin açıkça duyulabileceğini belirtiyor.
Cazın Latin unsurlarla birleştiği bu sesin, büyük projelerinde her zaman önemli bir referans olduğunu ifade eden Lewis, kendisini yalnızca bir caz piyanisti ya da yalnızca Küba müzik geleneğinin çağdaş bir yorumcusu olarak görmediğini vurguluyor. Sanatçı, klasik müziğin de müzikal kimliğinin önemli bir parçası olduğunu belirterek, “Müziğim bu üç alan arasında akıyor” diyor.
Klasik piyano eğitimi ile Afro-Küba müziği ve caz köklerinin birleşmesinin müzikal kimliğini nasıl şekillendirdiğini anlatan Lewis, 1995’te, henüz öğrenciyken Küba’nın dans müziği sahnesinin önemli isimlerinden Issac Delgado’nun grubuna katıldığını aktarıyor. O dönemde klasik eğitim almış ancak Afro-Küba müziği ve caz etkisiyle yetişmiş bir müzisyen olmanın büyük bir potansiyel taşıdığını fark ettiğini söylüyor.
Klasik eğitiminin kendisine daha karmaşık ve sofistike fikirleri ifade edebilme araçlarını verdiğini belirten Lewis, buna karşın virtüözlüğü hiçbir zaman müziğin önüne koymak istemediğini ifade ediyor. Sanatçı için asıl önemli olanın müziğin kendisi, taşıdığı mesaj ve dinleyiciyle kurduğu bağ olduğunu belirterek, teknik becerilerini bütün bunları gerçekleştirmesini sağlayan bir araç olarak tanımlıyor.
Lewis’in müzikal kimliğinin oluşumunda Küba’daki eğitim sistemi de önemli bir yere sahip. 1980’ler ve 1990’larda Küba’da aldığı müzik eğitiminin güçlü bir disiplin anlayışına dayandığını anlatan sanatçı, müzik okullarındaki sistemin eski Sovyetler Birliği’nin katı metodolojisinden etkilendiğini belirtiyor. Bunun yanında Küba müziği ve kültürünün de eğitimlerinin çok önemli bir parçası olduğunu söylüyor.
Bu ortamın kendilerine sorumluluk, disiplin, emek, adanmışlık ve konsantrasyon duygusu kazandırdığını ifade eden Lewis, kendi kuşağının müzisyenleri için bunun yalnızca bir müzik eğitimi olmadığını, aynı zamanda işe ve hayata yaklaşım biçimi olduğunu vurguluyor.
Avrupa’ya taşınmasının müziğinde büyük bir değişim yarattığını söyleyen Lewis, burada yeni müzisyenlerle çalışmaya, farklı müziklerle karşılaşmaya ve yeni sesleri keşfetmeye başladığını anlatıyor. Bestelerinde klasik müzikten bazı unsurları kullanmaya başladığını ve müzik konusunda deney yapma özgürlüğünün arttığını belirtiyor.
İlk albümlerinde Afro-Küba köklerine ve kendisini etkileyen müzisyenlere bir saygı duruşu bulunduğunu ifade eden Lewis, sonraki albümlerde ilham kaynaklarını genişlettiğini söylüyor. Son albümü "Luces y sombras"ta insanın yaşayabileceği farklı duyguları müzik aracılığıyla ifade etmeye çalıştığını anlatan sanatçı, bunları müzikle anlatmanın kendisi için büyük bir meydan okuma olduğunu belirtiyor.
Latin cazın küresel bir dile dönüşürken güçlü bir kültürel kimliği de taşıdığını belirten Lewis, caz ve Latin cazın çok büyük bir ifade özgürlüğü sunduğunu düşünüyor. Dünyanın ve yaratıcıların sürekli değişmesini sevdiğini söyleyen sanatçı, ancak yeni trendleri ve etkileri seçerken dikkatli olmak gerektiğine inanıyor.
Küreselleşmenin olumlu bir tarafı olduğunu kabul eden Lewis, bu süreçte kültürleri tanımlayan bazı ayrıntıları kaybetme riski bulunduğuna dikkat çekiyor. Ata ritimleri ve melodileri, geleneksel şarkılar ve seslerin müziğin gelişimi için çok önemli olduğunu belirten sanatçı, “Evrenselliğe ulaşırken köklerimizi unutmamalıyız” diyor.
Küba halkının son yıllarda yaşadığı zorluklara rağmen yeni caz yeteneklerinin ortaya çıkmaya devam etmesini ise “gerçekten inanılmaz” olarak nitelendiriyor. Sosyal medya ve internet sayesinde bugün Küba’daki genç ve büyük potansiyele sahip müzisyenleri keşfetmenin çok daha kolay olduğunu belirten Lewis, yeni kuşağın geleneği korurken aynı zamanda güncel sesleri ve yeni müzikal eğilimleri benimsediğini söylüyor. Ona göre bu durum, Küba cazının geleceği açısından oldukça umut verici.
Müzik türleri arasındaki sınırların giderek ortadan kalkmasını da olumlu karşılayan Lewis, yeni seslerin ve stillerin birleşmesini ilginç bulduğunu ifade ediyor. Teknolojinin farklı kuşaklardan müzisyenleri birbirine yaklaştırdığını ve yeni füzyonların ortaya çıkmasını sağladığını belirtiyor.
Kendi geleneği konusunda endişeli olmadığını söyleyen Lewis, bunun nedenini geleneğine güçlü bir şekilde bağlı olmasıyla açıklıyor. Onun için önemli olan, kültürünü ve geleneğini yansıtan ancak aynı zamanda yeni kuşaklarla da bağ kurabilen sesler yaratmak.
Algoritmaların müzik dinleme alışkanlıklarını belirlediği günümüzde cazın geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Lewis, algoritmaların caz gibi spontane ve çok yönlü bir müzikle her zaman örtüştüğünü düşünmediğini söylüyor. Cazı gerçekten keşfetmek için zamana ihtiyaç olduğunu belirten sanatçı, aynı albümün tekrar tekrar dinlenmesi ve her dinleyişte yeni ayrıntıların keşfedilmesi gerektiğini ifade ediyor.
Bugün insanların çok kısa içeriklere yönlendirildiğini belirten Lewis, kendisini asıl endişelendiren noktalardan birinin sanatçının niteliğinden çok beğeni ve takipçi sayısının önem kazanması olduğunu söylüyor. Festivallerin ve organizasyonların bir müzisyenin kaç takipçisi olduğundan önce ne kadar iyi bir sanatçı olduğuna bakması gerektiğine inanıyor.
Caz müzisyenleri olarak görevlerinin üretmeye ve müziklerini paylaşmaya devam etmek olduğunu belirten Lewis, bunu dinleyiciyle gerçek bir bağ kurabilecekleri ortamlarda yapmaları gerektiğini vurguluyor. “Dünyanın müziğe ihtiyacı var” diyen sanatçı, müziğin insanlarla gerçek bir iletişim kurması gerektiğini düşünüyor.
18 Eylül’de 20. Uluslararası Alanya Caz Festivali kapsamında Türkiye’de, Alanya’da sahne almaya hazırlanan Lewis, daha önce Türkiye’de verdiği konserleri de olumlu hatırlıyor. Türkiye’ye her gelişinde kendisini çok iyi hissettiğini söyleyen sanatçı, Türk dinleyicisinin müziğe yaklaşımında özel bir sıcaklık ve samimiyet olduğunu düşünüyor.
Daha önce İstanbul’da verdiği konserlerde insanların müziği yalnızca dinlemediğini, onunla duygusal bir bağ kurduğunu hissettiğini belirten Lewis, bunun kendisi için çok değerli olduğunu ifade ediyor.
Alanya Caz Festivali’nde sahne alacak olmaktan heyecan duyduğunu söyleyen sanatçı, The Cuban Swing Express ile yalnızca caz çalmayacaklarını; Küba’nın ritimlerini, swing geleneğini, dansı ve enerjiyi izleyiciyle paylaşacaklarını belirtiyor.
Lewis için bir konserin en önemli taraflarından biri, müzisyen ile dinleyici arasındaki gerçek iletişim. Bugün müziğin en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden birinin bu gerçek ortamlar olduğunu söyleyen sanatçı, insanların bir algoritmanın ne dinlemesi gerektiğini söylemediği, aynı mekânda buluşup müziği birlikte deneyimlediği anların önemine dikkat çekiyor.
Türk halkının müziğe olan ilgisini ve özellikle canlı performanslara verdiği değeri çok önemsediğini belirten Lewis, Alanya’da insanların müziğin içine girmesini, dans etmesini, eğlenmesini ve belki de Küba müziğinin daha önce keşfetmedikleri bir tarafıyla tanışmasını umuyor.
“Sonuçta müzik bir yarışma değil. Müzik, insanları bir araya getirmek için var. 18 Eylül’de Alanya’da bunu hep birlikte yaşayacağımızı umuyorum.”