Son yıllarda Chettinad bölgesinde turizmde gözle görülür bir artış yaşanıyor. Restore edilen konakların otele dönüştürülmesi, rehberli turların başlaması ve en yakın havaalanının genişletilmesi, bu unutulmuş mimari hazineleri yeniden gündeme taşıdı.
Kanadukathan, en yakın havaalanından kırsal yollar üzerinden yaklaşık bir buçuk saatlik bir sürüş mesafesinde yer alıyor. Tozlu, yabani otlarla çevrili yollarda serbestçe dolaşan inekler, ibadet öncesi yıkanılan tapınak havuzları ve dokuma ile ahşap oymacılığı yapılan küçük zanaat atölyeleriyle, Güney Hindistan’ın ücra bir köyünden beklenen pek çok özelliği taşıyor.
Ancak köyü ziyaret edenleri asıl şaşırtan şey, mütevazı evler yerine sokakların kilometreler boyunca uzanan devasa tarihi konaklarla çevrili olması. Arazi planı bir ızgara düzeninde şekillenmiş; her biri komşusuna yalnızca birkaç metre mesafede duran bu yapılar, adeta küçük saraylar gibi yükseliyor.
Her konak birbirinden farklı. İtalyan tarzı korkuluklar, kale burçlarını andıran kuleler, mermerden klasik sütunlar, masif Burma tik ağacından kapılar ve Hindu heykelleriyle süslü bu yapılar, göz alıcı bir mimari kolaj sunuyor.
Kanadukathan, Tamil Nadu bölgesindeki Chettinad olarak bilinen alanda yer alan 73 köy ve iki kasabadan sadece biri. Bu bölgede, sayıları 10 bine yaklaştığı tahmin edilen, çoğu uzun süredir terk edilmiş ya da bakımsız durumdaki bu sıra dışı konaklar bulunuyor. Mimari tercihler ilk bakışta tuhaf görünebilir; ancak bu yapılar, bir topluluğun ticari gücünü, olağanüstü zenginliğini, estetik zevklerini ve aynı zamanda çöküşünü anlatan sessiz tanıklar.
Son yıllarda Chettinad bölgesinde turizmde gözle görülür bir artış yaşanıyor. Restore edilen konakların otele dönüştürülmesi, rehberli turların başlaması ve en yakın havaalanının genişletilmesi, bu unutulmuş mimari hazineleri yeniden gündeme taşıdı. Peki gezginleri Hindistan’ın bu kırsal bölgesine çeken ne?
Kırsal Hindistan’da restore edilmiş bir konakta konaklamak
Chettinad’ın görece izole konumu nedeniyle turizm uzun süre sınırlı kaldı. Chennai’ye uluslararası uçuşla ulaştıktan sonra Tiruchirappalli Havalimanı’na yaklaşık bir saatlik iç hat uçuşu ve ardından bir-iki saatlik kara yolculuğu gerekiyor. Turizmin ivme kazanması, iyi hizmet sunan otellerin açılmasıyla mümkün oldu.
Avlular, balo salonları ve teraslarla dolu tarihi bir konaktan daha uygun bir lüks otel yapısı düşünmek zor. Bölgedeki ilk otel olan Bangala, 1999’da Meenakshi Meyyappan tarafından, eşinin aile konağının bir beyefendiler kulübünden konuk ağırlayan bir mekâna dönüştürülmesiyle açıldı. Hâlâ aile sıcaklığını koruyan bu yapı; gölgeli verandaları, bahçesi ve siyah-beyaz fotoğraflardan bastonlarla dolu kaplara uzanan hatıralarıyla dikkat çekiyor.
Buna karşın, Kanadukathan’daki en yeni dönüşüm olan THE Lotus Palace, görkemli cephesiyle öne çıkıyor. THE Park Hotels grubuna ait olan yapı; kırmızı, lacivert, hardal sarısı ve beyazın hâkim olduğu balkonlar, sütunlar ve süslemelerle adeta renk cümbüşü sunuyor. İyonik sütunların yanında mavi renkte bir Krishna heykeli yer alırken, lotus motifleri Rönesans tarzı kemerleri süslüyor.
Chettiar tüccarlarının 10 bin unutulmuş konağı
Bu konakların otele dönüştürülmesini kolaylaştıran unsur, başlangıçta yalnızca konut değil, aynı zamanda tören mekânları olarak tasarlanmış olmaları. Kulak delme ritüellerinden düğünlere kadar pek çok önemli etkinlik bu yapılarda düzenleniyordu.
Lotus Palace çevresindeki bazı restore edilmiş konaklar hâlâ aileler tarafından kullanılıyor ve küçük bir ücret karşılığında ziyaret edilebiliyor. Birkaç turdan sonra, yapıların benzer planlara sahip olduğu fark ediliyor: sütunlu bir giriş, geniş bir ön salon (çoğu zaman evlilik salonu), üç büyük avlu ve bu avlulara açılan çok sayıda oda.
Bugün bu görkemli yapıların çoğu yıpranmış durumda. Solmuş cepheler, çatılardan sarkan bitkiler ve bakımsızlık dikkat çekiyor. Buna rağmen, 19. ve 20. yüzyıllarda Chettiar adıyla bilinen tüccar topluluğun zenginliği hâlâ hissediliyor. Neredeyse her cephede, bolluk ve refah tanrıçası Lakshmi’nin bir heykeli yer alıyor.
Chettiarlar, 13. yüzyıla kadar uzanan bir ticaret geleneğine sahipti. Değerli taş, baharat ve tuz ticareti yapan bu topluluk, bir tsunami sonrası kıyıdan iç bölgelere çekildi. Verimsiz topraklara rağmen servetlerini gezici tefecilik ve ticaretle büyüttüler ve 19. yüzyılda Britanya İmparatorluğu için vazgeçilmez hale geldiler. Konak cephelerindeki bazı Hindu figürlerinin asker ve Viktorya dönemi kadınına dönüştürülmesi, bu işbirliğinin izlerini taşıyor.
Kazandıkları serveti yurt dışında yatırmak yerine, evlerini İtalyan mermeri zeminler, Belçika aynaları ve İngiliz dökme demir sütunlarla süslediler.
Çöküş ve miras
Ancak bu parlak dönem uzun sürmedi. İkinci Dünya Savaşı, Hindistan’ın bağımsızlığı ve ağır vergiler Chettiarların ticari gücünü sarstı. Genç kuşaklar servetlerini eğitime yöneltti ve bankerler ile finansçılardan oluşan bir profesyonel sınıf ortaya çıktı. Buna karşın, yurtdışına göç devam etti ve miras yoluyla bölünen konaklar kaderine terk edildi.
Bugün Karaikudi kasabasındaki antikacılar, bu çöküşün somut izlerini sergiliyor: lambalar, pirinç eşyalar, Tanjore resimleri ve hatta kamyonlarla taşınan dev tik ağacı kapılar.
Sareler ve krallara layık sofralar
Yeni oteller, bazı konaklara yeniden hayat verirken, bölgenin geleneklerini de yaşatıyor. El dokuması Chettinad pamuk sareleri, Athangudi çinileri ve zanaat atölyeleri hâlâ faal. Oteller, bu atölyelere ulaşımı kolaylaştırmak için yerel rehberlerle çalışıyor.
Yemek ise Chettinad kültürünün merkezinde yer alıyor. Otellerde sunulan “Raja Virundhu” — kelime anlamıyla “krala layık sofra” — deneyiminde, muz yaprağı üzerine servis edilen 21 farklı lezzet, bu mutfağın ihtişamını yansıtıyor.
Tüm bu tarihî görkem ve zengin mutfak eşliğinde, Chettinad konaklarının eski ihtişamını hayal etmek zor değil. Turizmin yerel topluluğa katkı sağlamayı sürdürmesi halinde, bu ihtişamın bir kısmının yeniden canlanması mümkün görünüyor.