Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Rapor: Ekonomik modeller iklim krizinin ciddiyetini yansıtamıyor

30 Eylül 2024'te Kansas'ın Hays kenti yakınlarındaki Buckeye Rüzgar Enerjisi çiftliğinde bir petrol pompası önde çalışırken, uzakta bir rüzgar türbini yükseliyor.
30 Eylül 2024'te Kansas, Hays yakınlarında, ön planda bir petrol pompası çalışırken uzaklarda Buckeye Rüzgar Enerjisi çiftliğine ait bir türbin yükseliyor. ©  Copyright 2024 The Associated Press. All rights reserved
© Copyright 2024 The Associated Press. All rights reserved
By Liam Gilliver
Yayınlanma Tarihi Son güncelleme
Paylaş Yorumlar
Paylaş Close Button

Bilim insanları, mevcut modellerin iklim değişikliğinin küresel ekonomi üzerindeki gerçek maliyetini olduğundan az gösterdiği uyarısında bulundu.

Hükümetler, merkez bankaları ve yatırımcılar tarafından kullanılan ekonomik modeller, dünyadaki ısınma devam ettikçe iklim değişikliği risklerini giderek daha fazla hafife alıyor. Exeter Üniversitesi Green Futures Solutions ekibi ve finansal düşünce kuruluşu Carbon Tracker’ın ortak hazırladığı yeni bir rapor, mevcut hasar modellerinin küresel ekonomi için “yanıltıcı bir güven hissi” yarattığı uyarısında bulunuyor.

Rapor, sıcaklıklar sanayi öncesi seviyelerin 2°C üzerine çıkmadan önce iklim bilimciler, ekonomistler, düzenleyiciler ve yatırımcılar arasında daha yakın iş birliği yapılması gerektiğini vurguluyor. Bilim insanları, bu eşik değerinin aşılması durumunda kitlesel biyolojik çeşitlilik kaybı ve okyanus asitlenmesi gibi birçok yıkıcı “tipping point”in (eşik noktası) tetikleneceğini belirtiyor.

Raporun başyazarı Dr. Jesse Abrams, “Mevcut ekonomik modeller iklim hasarlarını sistematik olarak küçümsüyor çünkü en önemli unsurları yakalayamıyorlar – birbirini tetikleyen zincirleme etkiler, eşik noktaları ve biriken şoklar, bunlar ısınan bir dünyada iklim risklerini tanımlar ve ekonomik büyümenin temelini zayıflatabilir” ifadelerini kullandı.

Ekonomik modeller aşırı hava olaylarını hesaba katmıyor

Ekonomik modellemeler geleneksel olarak hasarları, küresel ortalama sıcaklıklardaki değişimle ilişkilendiriyor; aşırı hava olaylarının etkilerini, örneğin sıcak hava dalgaları, seller ve kuraklık gibi iklim kaynaklı felaketleri ise göz ardı ediyor.

Geçen yaz Avrupa’da yaşanan aşırı hava olayları, kısa vadede en az 43 milyar euroluk ekonomik kayba yol açtı. Toplam maliyetin 2029’a kadar 126 milyar euroya ulaşması bekleniyor. Mannheim Üniversitesi’nden Dr. Sehrish Usman liderliğinde ve Avrupa Merkez Bankası (ECB) ekonomistleriyle ortak yürütülen bir çalışma, sıcak hava dalgaları, kuraklık ve sellerin bu dönemde AB bölgelerinin dörtte birini etkilediğini ortaya koydu. Araştırmada ayrıca, geçen yıl Avrupa’da rekor kıran orman yangınları ile dolu ve fırtına kaynaklı zararların maliyetleri hesaplanmadı.

Güney ve Güneydoğu Asya’da ise muson yağmurlarının yol açtığı sel felaketleri, sadece Tayland’da 500 milyar baht (yaklaşık 133 milyar euro) ekonomik kayba neden oldu. Bilim insanları, bölgedeki tropikal fırtınaların iklim değişikliği kaynaklı hasarla tetiklenmiş olabileceği ve yaygın yıkımın ormansızlaşmayla daha da şiddetlendiği uyarısında bulundu.

Araştırmaya göre, bu kayıplar 2024’te AB ekonomisinin yaklaşık yüzde 0,26’sine denk geliyor. Ancak çalışmanın yazarları, aşırı olayların aynı anda gerçekleşmesi durumunda —örneğin sıcak hava dalgası ile kuraklığın birleşmesi— maliyetlerin çok daha yüksek olacağını belirterek bu tahminlerin muhtemelen temkinli olduğunu vurguluyor.

‘İklim kaynaklı zararlar marjinal değil’

Raporun öne çıkan bulgularından biri, mevcut ekonomik çerçevelerin çoğunun iklim değişikliğini hâlihazırda istikrarlı bir ekonomik sisteme “marjinal bir şok” olarak gördüğü.

Araştırmacılar, bu varsayımın iklim değişikliği birçok sektörü aynı anda giderek daha fazla etkilediği için artık geçerli olmadığını savunuyor.

Rapor, “İklim değişikliği sadece üretimi azaltmakla kalmayacak; ekonomik yapıları da yeniden şekillendirecek — insanların nerede yaşayacağını, nelerin üretilebileceğini, altyapının nasıl işleyeceğini ve hangi bölgelerin ekonomik olarak yaşanabilir olacağını değiştirecek” ifadelerini kullanıyor.

Rapor, bu farkın politika yapıcılar ve finans kurumları için kritik önemde olduğunu vurguluyor: “Sistemin yapısını değiştiren riskler, küçük ve geri döndürülebilir şoklar için tasarlanmış modellerle değerlendirilemez.”

Aşırı hava olayları gibi olaylar bile bileşik etkiler yaratabiliyor; bu etkiler çoğunlukla göz ardı ediliyor. Örneğin bir bölgede yaşanan iklim şokları, gıda sistemleri, tedarik zincirleri ve küresel piyasalar üzerinde zincirleme etkiler yaratabiliyor. Ancak birçok model, iklim hasarlarını “izole bir olay” olarak ele alıyor.

Rapor uyarıyor: “Bunun yerine, riskler birikir, birbirini güçlendirir ve sistemleri istikrarsızlığa sürükleyebilir.”

GSYH, iklim hasarlarını tam yansıtmıyor

İklim kaynaklı ekonomik kayıplarla ilgili yaygın bir yanılgı, örneğin yüzde 20’lik bir kaybın, bugünkü ekonomik üretimde doğrudan bir azalma olarak görülmesidir.

Oysa rapor, ekonomistlerin “sihirli bir ekonomi” yarattığını ve yıllık yüzde 3 gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) büyümesinin iklimin şiddetli etkilerine bakılmaksızın sonsuza dek devam ettiği varsayımını ortaya koyuyor.

Rapor şöyle açıklıyor: “Ancak o zaman, yüzde 20’lik kayıp, iklim değişikliği olsun ya da olmasın, büyütülmüş bir gelecek GSYH pastasından çıkarılıyor.”

Ekonomistlerin modelleri, ekonominin yapısal olarak küçülme olasılığını hiçbir zaman hesaba katmıyor. Araştırmacılar, GSYH’nın iklim hasarlarını temsil etmek için çok “dar” bir gösterge olduğunu ve gerçek ekonomik, toplumsal ve çevresel zararları ciddi şekilde eksik gösterdiğini belirtiyor.

Buna gerekçe olarak GSYH’nın insan ölümleri, eşitsizlik, kültürel kayıp ve yerinden edilme, ekosistem bozulması ve sosyal yaşamın aksaması gibi faktörleri dikkate almaması gösteriliyor.

Rapor ekliyor: “Bazı durumlarda, felaketlerin ardından yeniden yapılanma süreci nedeniyle GSYH artabilir; bu da refah kayıplarını tamamen maskeler.”

Sonuç olarak, GSYH merkezli değerlendirmeler, politika yapıcılar ve finans kurumlarına yanlış bir dayanıklılık hissi verebilir; oysa temel kırılganlık artmaya devam eder.

Rapor, GSYH’nın yerine veya yanında, yaşam deneyimini ve uzun vadeli istikrarı daha doğru yansıtan ölçütlerin de kullanılmasını tavsiye eden çağrılara katılıyor.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Malezya: Dünyanın elektronik atık çöplüğü olmayacağız

Buna son: Almanya’da mahkeme kararı, aksayan iklim planlarını onarma baskısını artırdı

Küresel yükselişin tersi: Grönland’da deniz seviyesinde düşüş bekleniyor