Uzmanlara göre, beslenme çantalarına konan yiyecekler yalnızca çocukların gün içindeki enerji ihtiyacını karşılamıyor, bazı çevresel tehlikelere karşı vücudun savunmasında da rol oynuyor.
Okulların açılmasıyla birlikte milyonlarca çocuğun beslenme çantasının nelerle dolacağı sorusu da hem velilerin hem de halk sağlığı uzmanlarının gündeminde.
Uzmanlara göre, o çantalara konan yiyecekler yalnızca çocukların gün içindeki enerji ihtiyacını karşılamıyor, bazı çevresel tehlikelere karşı vücudun savunmasında da rol oynuyor. Bunlardan biri, özellikle gelişme çağındaki çocuklar için ciddi bir halk sağlığı tehdidi olan kurşun.
Çocuklar kurşuna eski boya ve tesisatlardan ev tozuna, kirlenmiş toprak ve sudan bazı oyuncak ve tüketici ürünlerine kadar çok farklı kaynaklar aracılığıyla maruz kalabiliyor. Üstelik kurşunun çocuklar için güvenli kabul edilen bir maruziyet düzeyi yok.
Maruz kalınan kurşunun ne kadarının vücut tarafından emileceğini etkileyen faktörlerden biri ise beslenme. Araştırmalar, yeterli demir ve kalsiyum alımının kurşunun bağırsaklardan emilimini sınırlayabildiğini, açlık ve bazı besin eksikliklerinin ise emilimi artırabildiğini gösteriyor.
Dolayısıyla yeni eğitim yılında çocukların beslenme çantalarına ne konacağı, yalnızca “sağlıklı beslenme” tartışmasının bir parçası değil. Özellikle kurşun maruziyeti riski bulunan çocuklar açısından düzenli ve besleyici öğünlere erişim, zararı azaltabilecek koruyucu unsurlardan biri.
Peki çocuklar kurşunla en çok nerede karşılaşıyor ve hangi gıdalar bu riske karşı koruyucu rol oynuyor? Artan gıda fiyatları bu görünmez tehlike karşısında çocukları daha savunmasız hale mi getiriyor?
Kurşun maruziyeti riski: Çocuklar açısından mesele daha ciddi
Kurşun, yer kabuğunda doğal olarak bulunan ağır bir metal. Mavimsi-gri renkteki bu malzeme, son derece yoğun, yumuşak ve kolay şekillendirilebiliyor. Ayrıca korozyona dayanıklı, düşük bir erime noktasına sahip ve radyasyona karşı iyi bir kalkan görevi görüyor. Tam da bu fiziksel özellikleri nedeniyle insanlar kurşunu binlerce yıldır kullanıyor.
Ancak kurşunun doğal olması, insan vücudunun ona ihtiyaç duyduğu anlamına gelmiyor. Dünya Sağlık Örgütü'ne (DSÖ) göre, kurşunun insan vücudunda bilinen herhangi bir biyolojik işlevi yok. Aksine toksik bir element ve vücuda girdikten sonra beyin, karaciğer, böbrek ve kemikler dahil çeşitli dokulara dağılıyor. Kemik ve dişlerde birikerek uzun süre vücutta kalabiliyor.
Kurşunun temel sorunlarından biri, vücudun normal biyokimyasal süreçlerine müdahale edebilmesi. Özellikle sinir sistemi başta olmak üzere kan yapımı, böbrekler, kalp-damar sistemi ve üreme sistemi üzerinde toksik etkileri var.
Çocuklar açısından mesele daha ciddi. Bunun iki temel nedeni var: Birincisi, çocukların beyin ve sinir sistemleri hâlâ gelişiyor. İkincisi, küçük çocuklar aynı miktarda kurşuna maruz kalan yetişkinlere göre sindirim sistemlerinden daha fazla kurşun emebiliyor. DSÖ ayrıca el-ağız davranışlarının, çocukların kurşun içeren toz ve toprağı yutma ihtimalini artırdığına dikkat çekiyor.
DSÖ'ye göre, düşük düzeylerdeki maruziyet bile çocuklarda bilişsel gelişimin zarar görmesi, zekada düşüş, dikkat ve davranış sorunları ile okul başarısının azalmasıyla ilişkilendiriliyor. Çok yüksek maruziyet ise beyin ve merkezi sinir sisteminde ağır hasara, nöbetlere, komaya ve ölüme kadar gidebiliyor.
'Nörolojik adaletsizlik': Beslenmenin kurşundan korunmakla ne ilgisi var?
Gıda Mühendisi ve akademisyen Dr. Bülent Şık, bu yıl Nisan ayında, "Kurşuna Karşı Bir Öğün" raporunu hazırlamıştı. Rapor; yetersiz beslenme, yoksulluk ve çevresel toksinler arasındaki ölümcül bağı ortaya koymuştu.
Raporun en çarpıcı bulgularından biri, beslenme yetersizliği ile toksik madde emilimi arasındaki fizyolojik ilişkiyi açıklayan "toksikokinetik tuzak" kavramıydı.
Buna göre, vücut, demir ve kalsiyum gibi temel mineraller ile kurşunu benzer biyokimyasal yollarla emiyor. Yeterli ve dengeli beslenen bir çocuk, çevresinden aldığı kurşunun büyük bir bölümünü sindirim sistemi üzerinden dışkı yoluyla atabilirken, öğün atlayan, aç kalan ve özellikle demir, kalsiyum ya da çinko eksikliği çeken çocukların bağırsakları kurşunu mineral sanarak maksimum düzeyde emiyor.
Bu açıdan yeterli beslenme, raporda "kurşuna karşı koruma kalkanı" diye niteleniyor.
Euronews Türkçe'ye konuşan Şık, "Yemek kurşunun panzehiri değil. Asıl yapılması gereken kurşun kaynağını ortadan kaldırmaktır. Ama çocuğun beslenme durumu, kurşunun bağırsaklardan ne kadar emileceğini etkileyebiliyor," ifadelerini kullanıyor:
"Özellikle açlık çeken, öğün atlayan, demir ve kalsiyum eksiklikleri olan çocuklarda bağırsaklardan kurşunun emilimi artabiliyor. Düzenli ve yeterli beslenme kurşuna koruyucu bir destek sağlıyor. Okulda ücretsiz bir öğün en çok da bu nedenle önemli."
Raporda bu durumun, aynı çevresel kirliliğe maruz kalsalar bile yoksul ve gıda güvencesinden yoksun çocukların biyolojik açıdan çok daha ağır hasar almasına yol açtığı ve sınıfsal eşitsizliği nörolojik bir adaletsizliğe dönüştürdüğü vurgulanıyor.
Dr. Şık, ses getiren bu raporu BAYETAV bünyesinde çalıştığı dönemde hazırlamıştı. Halihazırda şu anda BAYETAV’da ve vakfın okullarında herhangi bir görevi ya da gıda danışmanlığı sorumluluğu olmadığını dile getiren Şık, "Çocukları kurşun başta olmak üzere toksik kimyasallardan korumaya yönelik çalışmalarımı elimden geldiğince sürdüreceğim," diyor.
Çocuklar kurşuna nasıl maruz kalıyor?
Raporda özetlenen uluslararası araştırmalara ve küresel veri tabanlarına (Lancet Planetary Health, UNICEF, Pure Earth) göre, Türkiye’de 0-14 yaş grubundaki 650 bin ila 6,3 milyon arasında çocuğun kanındaki kurşun seviyesinin kritik eşiklerin üzerinde olabileceği tahmin ediliyor.
Çocukların günlük yaşamlarında kurşuna maruz kaldığı başlıca kaynaklar ise şöyle özetleniyor:
- Metal gıda ve pişirme kapları: Yüzde 67
- Yüzey ve duvar boyaları: Yüzde 70
- Seramik kaplar: Yüzde 53
- Oyuncaklar: Yüzde 29
- Baharatlar: Yüzde 25
Özellikle hurda alüminyum ve geri dönüştürülmüş metallerden üretilen mutfak gereçleri ile boyaların yarattığı riskin, denetimsizlik nedeniyle doğrudan çocukların sofrasına ve akciğerlerine ulaştığı vurgulanıyor.
"Türkiye için kurşun maruziyetinin kaynaklarını kesin bir önem sırasına koymak mümkün değil, çünkü bunu gösterecek kapsamlı ve düzenli işleyen bir ulusal izleme sistemimiz yok. Ancak başlıca olası kaynakları biliyoruz," diyen Şık, bu kaynakları şöyle sıralıyor:
"Eski yapılardaki kurşun içeren boyalar, akü üretimi ve geri dönüşüm tesisleri ile metal sanayisinin çevresindeki kirlenmiş toprak ve toz, eski su tesisatları, bazı seramik ve metal mutfak gereçleri, oyuncaklar, kozmetik ürünler, gıdalar ve su."
Ancak uzmana göre, burada önemli olan, kurşun maruziyetini tek bir kaynağa indirgememek.
"Bir çocuk aynı anda evinden, yaşadığı çevreden, tükettiği gıdalardan, içtiği sudan ve kullandığı çeşitli tüketici ürünlerinden düşük miktarlarda kurşuna maruz kalabilir. Bu maruziyetler bir araya geldiğinde toplam risk artar."
'Türkiye'de ulusal bir tarama sistemi yok'
Şık ayrıca, Türkiye'de çocuklardaki kurşun düzeyini kan testleri aracılığıyla ülke çapında düzenli olarak takip edecek bir tarama sistemi olmadığını ifade ediyor.
"Raporda geçen milyonlarca çocuk sayısı, doğrudan milyonlarca çocuğun kanının ölçülmesinden değil, bilimsel modellemelerden elde edilen tahminlerden geliyor. Ama bu tahminler sorunun küçük olmadığını gösteriyor," diyen Şık, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Etkili bir koruma politikası, yalnızca tek tek ürünleri denetlemekle sınırlı kalmaz; maruziyet kaynaklarını mahalle ve kent ölçeğinde belirlemeyi ve haritalamayı da içerir. Bazı ülkelerde kirlilik haritaları oluşturuluyor, yüksek riskli bölgeler belirleniyor ve önleyici çalışmalar öncelikle bu alanlarda yoğunlaştırılıyor. Türkiye’de ise çocukların kurşun maruziyeti açısından riskli bölgeleri sistematik biçimde ortaya koyan kapsamlı bir haritalama ve izleme çalışması henüz yok. Zor bir iş mi? Kesinlikle değil ama bir siyasi irade yok."
Kurşun maruziyeti çoğu çocukta gözle görülür bir belirti vermeyebiliyor. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri, kurşuna maruz kalan çocukların çoğunda belirgin ve hemen fark edilebilir semptom görülmediğini özellikle vurguluyor. Bu nedenle yalnızca çocuğa bakarak kurşun maruziyetini anlamak mümkün olmayabilir. Temel yöntem ise kanda kurşun düzeyinin ölçülmesi.
Veliler belirtileri fark edebilir mi?
Euronews Türkçe'ye verdiği röportajda Şık da çoğu zaman maruziyetin dışarıdan anlaşılamadığını belirtiyor. "Kurşunu tehlikeli yapan şeylerden biri de bu," diyen Şık, şöyle ekliyor:
"Çok yüksek maruziyetlerde karın ağrısı, kusma, halsizlik gibi belirtiler olabilir. Ama çocuk sağlığı açısından asıl önemli olan, daha düşük düzeylerde ve uzun süre devam eden maruziyet. Çocuk dışarıdan tamamen sağlıklı görünebilir ama kurşun gelişmekte olan beyni etkileyebilir; öğrenme, dikkat, bilişsel gelişim üzerinde çok olumsuz ve kalıcı sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden 'Belirti yoksa sorun yok' diyemeyiz."