Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Avrupa Merkez Bankası'nın faiz artırımı neredeyse kesin, gerekçesi ise belirsiz

ARŞİV. AMB Başkanı Christine Lagarde, Fransa Merkez Bankası Başkanı ile Kuzey Carolina’daki G20 Maliye Bakanları toplantısında konuşuyor, 31 Ağu 2026
ARŞİV. ECB Başkanı Christine Lagarde, Fransa Merkez Bankası Başkanı ile Kuzey Carolina'daki G20 Maliye Bakanları toplantısında konuşuyor, 31 Ağu. 2026 ©  AP Photo/Gerald Herbert
© AP Photo/Gerald Herbert
By Quirino Mealha
Yayınlanma Tarihi Son güncelleme
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) perşembe günü faiz artırması neredeyse kesin görülüyor. Ancak enflasyonun büyük ölçüde enerji kaynaklı olması ve temel enflasyonist baskıların hafiflemesi, kararı piyasa beklentilerinin işaret ettiğinden daha zorlu hale getiriyor.

Frankfurt'ta karar perşembe günü büyük ölçüde belli olacak. Piyasa beklentileri, Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) faiz oranını 25 baz puan artırmasını neredeyse kesin olarak fiyatlıyor. Böyle bir artış, ECB'nin mevduat faizini yüzde 2,25'ten yüzde 2,5'e çıkaracak.

REKLAM
REKLAM

Ancak bu kararı zorlaştıran konu ECB'nin faiz artırıp artırmayacağı değil, neden artıracağı ve bu gerekçenin yeni veriler karşısında geçerliliğini koruyup korumayacağı.

ECB'nin faiz patikası son dönemde sıkıştı. Banka, İran savaşı kaynaklı enerji şokuna tepki olarak 11 Haziran'da faizleri üç yıl aradan sonra ilk kez artırarak mevduat faizini yüzde 2'den yüzde 2,25'e yükseltti. Temmuz ayında ise faizleri sabit tuttu ve ECB Başkanı Christine Lagarde, eylül ayına ilişkin şahin mesajlar verdi.

Ağustos ayı enflasyon verileri ise geriye kalan soru işaretlerini de ortadan kaldırdı. Euro Bölgesi'nde enflasyon, temmuzdaki yüzde 2,9 seviyesinden yüzde 3,3'e yükselerek Eylül 2023'ten bu yana en yüksek seviyeye çıktı. Enerji enflasyonu da yüzde 10,3'ten yüzde 14,3'e sıçradı.

Enflasyon ekonominin geneline yayılmıyor

Ancak manşet enflasyonun alt kalemlerine bakıldığında tablo tersine dönüyor.

Enerji, gıda, alkol ve tütün fiyatlarını dışarıda bırakan çekirdek enflasyon yüzde 2,5'ten yüzde 2,4'e geriledi. Ücretler ve iç talebe en yakından bağlı olan hizmet enflasyonu da yüzde 3,3'ten yüzde 3'e düştü.

Başka bir ifadeyle, yüksek enerji maliyetlerinin ekonominin diğer alanlarına yayıldığına dair hâlâ sınırlı kanıt bulunuyor. Ekonomistlerin "ikinci tur etkileri" olarak adlandırdığı bu durumun görülmemesi, ECB'nin faiz artırmaması yönündeki en güçlü argümanı oluşturuyor.

ECB'nin kendi araştırmaları da bu ayrımı destekliyor.

ECB ekonomistleri salı günü yayımlanan bir çalışmada, jeopolitik gerilimlerin yol açtığı olumsuz enerji arz koşullarının, ocak-mayıs döneminde enerji enflasyonundaki artışın yaklaşık yüzde 90'ını oluşturduğunu belirledi.

Ekonomistler, "Bu kez enerji arz şoku baskın durumda; talep ve kamu politikalarından kaynaklanan teşviklerin rolü sınırlı" ifadelerini kullandı. Raporda, bu farklılıkların para politikası tepkilerinin neden değiştiğini anlamak açısından kritik olduğu vurgulandı.

Buna karşılık 2021-2022 dönemindeki enflasyon artışının "büyük ve benzeri görülmemiş arz ve talep kaynaklı faktörlerin birleşiminden" kaynaklandığı belirtildi. Bu nedenle ECB o dönemde faizleri kademeli olarak değil, "güçlü ve ısrarlı biçimde" artırmıştı.

AB genelindeki ülkeler arasındaki farklılıklar da mevcut tablonun ne kadar eşitsiz olduğunu ortaya koyuyor.

Ağustos ayında enflasyon İspanya'da yüzde 4,5, Almanya'da yüzde 2,9 ve Fransa'da yüzde 2,7 olarak gerçekleşti. Aynı enerji şokuyla karşı karşıya olan bu üç büyük ekonomide sonuçların bu denli farklı olması, tüm ülkelerde tek bir faiz oranının uygulanmasının yarattığı zorluğu gözler önüne seriyor.

Ekonomik büyüme ise ECB'nin önündeki bir diğer önemli sorun.

Euro Bölgesi ekonomisi beklentilerin üzerinde direnç gösterdi. ING, bu durumun kısmen şanstan, kısmen Hürmüz Boğazı'nın kapanmasından Asyalı rakiplerin daha fazla etkilenmesinden ve kısmen de mali teşviklerden kaynaklandığını belirtiyor. Ancak ekonominin dirençli olması, büyümenin hızlanamayacağı ya da hızlanmaması gerektiği anlamına gelmiyor.

ING, perşembe günü yapılması beklenen faiz artışını "bir başka sigorta faiz artırımı" ya da "güvercin bir faiz artırımı" olarak nitelendiriyor. Banka, faiz yüzde 2,5'e yükselse bile mevduat faizinin ECB'nin kendisinin nötr olarak değerlendirdiği aralıkta kalacağına dikkat çekiyor.

Bundan daha ileri bir faiz artışı ise para politikasının sıkı tutulmasının gerekli olduğuna karar verilmesi anlamına gelecek. Bu da tamamen farklı bir değerlendirme olacak.

Herkes aynı anda faiz artırmaya hazırlanıyor

ECB tek başına hareket etmiyor ve bu durum euro açısından önem taşıyor.

ABD Merkez Bankası (Fed), 15-16 Eylül'de toplanacak. Fed Başkanı Kevin Warsh, Jackson Hole'daki ilk konuşmasında finansal koşulların sıkı olmadığını ve temel enflasyonda iyileşme kaydedilmediğini savundu.

Yatırımcılar, Warsh'ın bu açıklamalarından önce Fed'in faiz artırma ihtimalini yaklaşık üçte bir olarak görüyordu. Ancak piyasalar artık Fed'in hedef faiz aralığını yüzde 3,5-3,75'ten yüzde 3,75-4'e yükseltme ihtimalini yüzde 60 olarak fiyatlıyor.

Japonya Merkez Bankası (BoJ) ise 17-18 Eylül'de toplanacak. Piyasalar, faiz oranının yüzde 1,25'e yükseltilmesine yüzde 80 ila 90 ihtimal veriyor.

Öte yandan İngiltere Merkez Bankası'nın (BoE), diğer merkez bankalarına kıyasla hâlihazırda daha yüksek faiz oranına sahip olması nedeniyle 17 Eylül'de faizi yüzde 3,75'te sabit tutması bekleniyor.

Fed'in faiz artırdığı, ECB'nin ise faizleri sabit tuttuğu bir senaryoda dolar euro karşısında değer kazanır ve bu durum Frankfurt açısından iki yönlü sonuç doğurur.

Daha zayıf bir euro, Avrupa ihracatının rekabet gücünü artırırken ithalatı pahalılaştırır. Ayrıca petrol ve doğal gazın dolar üzerinden fiyatlandırılması nedeniyle eurodaki değer kaybı, enflasyon sorununun temelinde yer alan enerji maliyetlerini daha da artırır.

Genel olarak, ECB'nin eylül ayında faiz artırmasının artık kesinleştiğini söyleyebiliriz. Ancak bu adımın, merkez bankasının mevcut ikilemini çözmesi beklenmiyor: ECB, kontrol edemediği bir enflasyon karşısında borçlanma maliyetlerini artırmak zorunda kalırken, hâlâ desteğe ihtiyaç duyabilecek bir ekonomiye verilen desteği de azaltma riskiyle karşı karşıya.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

AfD zaferi: Almanya’nın ekonomik toparlanmasını riske atıyor mu

Fitch, Portekiz'in kredi notunu A+'ya yükseltti: Görünüm 'durağan'

Ham petrol fiyatı rekor kırmıyorken benzin ve dizel neden hâlâ bu kadar pahalı