Sorunlu geçen yapım sürecinin ardından, serinin yaratıcısı Kevin Williamson ile Scream’in kraliçesi Neve Campbell geri dönüyor... İyiye de kötüye de.
BU İNCELEME SPOILER İÇERMEZ
Slasher türüne yeni bir soluk getirip modern korku sinemasını canlandıran Scream'in vizyona girişinin üzerinden otuz yıl geçmişken, artık korku yorgunluğu emareleri gösteren serinin yedinci bölümü karşımızda.
Ancak bu film için korku gösterisi çok daha erken başladı, zira Scream 7'nin geliştirilme süreci başından beri tartışmalara gömülmüş durumdaydı.
2023 tarihli, Scream Kraliçesi Neve Campbell'ın yokluğunun damgasını vurduğu ama ticari açıdan başarılı olan Scream VI'nın ardından, yedinci Scream; yönetmen ayrılıkları, tartışmalı oyuncu çıkışları ve bitmeyen çevrimiçi tepkilerle karşılaştı; öyle ki bazı hayranlar seriyi boykot edeceklerine yemin etti ve Los Angeles galasının dışında protestolar patlak verdi.
Böylesi bir sarsıntı genellikle felaket habercisidir; hele ki, kafa karıştırıcı biçimde Scream (2022) adı verilen filmle Scream VI'da kurulan kız kardeşlik hikâyesini çöpe atan senaryo yeniden yazımlarını da işin içine katınca.
Yine de hem Campbell'ın hem de burada yalnızca ortak senarist olmakla kalmayıp yönetmen koltuğuna da oturan, ilk Scream'in yazarı Kevin Williamson'ın dönüşüyle, son derece etkili bu franchise için her şeyin kaybolmadığına dair bir umut vardı...
Scream 7, odağı yeniden Sidney Prescott'a (Campbell) çeviriyor; polis Mark'la (Joel McHale) evlendiği için artık Sidney Evans adını taşıyor. Pine Grove adlı küçük kasabada şirin bir kahve dükkânı işletiyor ve geçmişi hakkında açılmayı reddettiği için ergenlik çağındaki kızı Tatum'la (Isabel May) çatışmalı bir ilişkisi var.
Geri dönen Final Girl'ümüz ürkütücü bir telefon aldığında, bunu önce yeni bir şaka sanıyor. Ancak katil artık saklanmıyor; arayan kişi, ilk Scream'deki iki katilden biri olan Stu Macher'in (Matthew Lillard) dirilmiş hâli olduğunu iddia ediyor.
Stu, 1996'da kafasına inen televizyon darbesinden sağ çıkmış olabilir mi, yoksa biri çağımızın en büyük kaygı tetikleyicilerinden yapay zekâyla fazla mı yaratıcı davranıyor?
Derin bir nefes alın.
Eğer Scream, kuşaklar arası travma ve şiddete duyarsızlaşma etrafında şekillenen bir slasher çözümlemesiyse; Scream 2 devam filmlerini ve sinemanın gerçek hayattaki şiddet üzerindeki etkilerini tiye alıyorsa; Scream 3 Hollywood'un kalbindeki toksisiteye odaklanan bir üçleme parodisiyse; Scre4m yeniden çevrimleri didikleyerek hezeyan ve haklılık hissiyle tanımlanan sosyal medya çağında güçlenme ve yarışan mağduriyet kavramlarını sorguluyorsa; Scream (diğer adıyla: Scream 5) miras devam filmleri ve toksik hayran kültürü üzerine meta bir yorumsa; Scream VI serileri ve internet komplolarının kurban suçlamaya nasıl zemin hazırladığını hedef alıyorsa; Scream 7 de bütünüyle nostaljiye ve kuşaklar arası yaraların nihai kabullenişine odaklanıyor.
Yalnız tematik olarak değil, anlatı düzeyinde de tam bir tam tur atıyoruz; zira Sidney'nin kızı, cinayetler ilk başladığında annesinin olduğu yaşta. Ve anneliğin serinin baştan beri en önemli mihenk taşlarından biri olduğu düşünülürse, bu köklere dönüş yaklaşımında miras kalan trajedinin geri besleme döngüsü acı verici bir şekilde sürüyor.
Sorun şu ki Williamson, bu 'temele dönüş'ün 'temel' kısmını biraz fazla harfiyen alıyor.
Scream 7'nin hanesine yazılması gereken artı, ilk iki perdesinde istikrarlı biçimde gerilim ve tempo kurması; bu kısımlar, serinin açık ara en kanlıları sayılabilecek etkileyici cinayetler ve bolca yaratıcı sahne düzenlemesi içeriyor. Öne çıkanlar arasında Argento esintili, sahnede havada asılı hâlde gerçekleşen bir deşip biçme sekansı ile grand guignol tadında, bira musluğuyla gelen bir ölüm var.
Üstelik giderek yorucu hâle gelen 'kurallar'ı, bitmeyen meta sohbetlerini ve Scream VI'yı boğan zoraki mit yaratma çabasını bir kenara bıraktığı için – ki bu tavır 12 yıl önce Scre4m'de, serinin içinde yer alan Stab 7 filmini izlerken 'post-modern meta zırvalığı' diye söylenen bir karakter tarafından zaten tiye alınmıştı – geriye, serinin en ısrarlı hayran teorilerinden birini gayet yetkin biçimde ele alan sade bir slasher kalıyor. Stu yaşıyor! Ya da gerçekten yaşıyor mu? Böylece Scream 7, geçmişin bugün içinde nasıl yankılanmaya devam ettiğini ve bir hesaplaşma talep ettiğini sorguluyor.
Tüm bu umut verici unsurlara rağmen, Scream 7'nin asıl sorunu finalini toparlayamaması.
Hoşgörülü izleyiciler, burada kendini serinin yakın geçmişine yapılan ironik göndermelerle, Sidney'nin Scream VI'da yer almamasına defalarca yapılan atıflarla sınırlayan özfarkındalıklı mizahı görmezden gelebilir belki; ama üçüncü perde için bir mazeret yok.
Bazı karakterler (Courtney Cox'un Gale'i ve ona eşlik eden iki yandaşı Chad ile Mindy – geri dönen Mason Gooding ve Jasmin Savoy Brown) kenara itiliyor ve en vahimi, Ghostface'in açığa çıkışı serinin şimdiye kadarki en sönük maskeden çıkma sahnesine dönüşüyor.
Scream'in cazibesinin önemli bir kısmı Ghostface'in kim olduğunu çözmeye çalışmaktan geliyorsa, açığa çıkışın da kan gölü ortasında yaşanan bir Poirot doruğu olması gerekir, aklı bir karış havada bir Scooby-Doo bölümü değil. Ve maskenin düştüğü an tepkiniz 'Bir dakika, sen kimdin?' ise, bir şeyler fena hâlde ters gitmiş demektir.
Daha da kötüsü, antagonist(ler)in amacı tam bir karmaşa. Motivasyon önemlidir; pazarlama 'Her şey bunun için oldu' diye böbürleniyorsa, whoslashedit'in ardındaki 'neden' açıklandığında izleyiciden alacağınız tepkinin omuz silkmek olması en son isteyeceğiniz şeydir. Özellikle de orijinal başkahramanınızı yeniden devreye sokmuşken bu, kaçırılmış bir fırsat; retcon'lar asla iyi bir fikir olmasa da, bu filmin final karşılığı için daha yıkıcı ve daha etkili bir şey gerekiyordu.
İnsana neredeyse filmdeki deepfake ters köşesinin bu kadar da sahte olmamasını diletiyor.
Son tahlilde, Scream 7 perde arkasındaki kaotik yapım sürecinin onu mahkûm edebileceği kadar dağınık hissettirmiyor. Tüm olumsuzluklara rağmen artılar hâlâ genel olarak eksileri bastırıyor. Neve Campbell harika ve anne-kız ilişkisini yere sağlam basar şekilde oynaması, sinemanın nostalji yemine olan takıntısını hicveden filmin duygusal bir zeminde kalmasını sağlıyor.
Yine de onun kusursuz performansı, Scream 7'nin serinin orta sıralarında bir yer edinmesini engelleyemiyor; Scream 3 kadar kötü ya da Scream VI kadar tıka basa dolu değil ama kesinlikle 1996 tarihli Scream ya da onun dahiyane devamı Scream 2'yle aynı seviyede değil. Final perde, en sıkı Scream hayranlarını bile hayal kırıklığına uğratacak ve eğer sekizinci bir bölüm için yeşil ışık yanarsa, çok daha keskin bir senaryo gerekecek... Yoksa seri, Scream filmlerinin bir zamanlar keyifle didiklediği şeye tamamen dönüşerek fosilleşip kalabilir. Bu durumda, doğru dürüst bir Scream maratonunun 1996 – 2022 aralığıyla sınırlanması gerekecek gibi görünüyor.
Scream 7 şimdi sinemalarda.