Dünya Kadınlar Günü kapsamında Hollanda Sarayı’nda düzenlenen 'Kültürde Kadın Başarısı: Hollanda–Türkiye Perspektifi' etkinliğinde, kültür ve sanat sektöründe kadınların karşılaştığı yapısal engeller, görünmeyen emek ve temsil eşitsizlikleri ele alındı.
Beyoğlu’ndaki Hollanda Sarayı’nda Dünya Kadınlar Günü kapsamında düzenlenen “Kültürde Kadın Başarısı: Hollanda–Türkiye Perspektifi” başlıklı etkinlikte, kültür ve sanat alanında çalışan kadınların deneyimleri ve karşılaştıkları yapısal engeller tartışıldı.
Hollanda İstanbul Başkonsolosluğu tarafından düzenlenen programda performans, panel ve ağ oluşturma buluşmaları yer aldı.
Etkinliğin açılış konuşmasını Hollanda İstanbul Başkonsolosu Daan Huisinga yaptı. Program, müzisyen Göksu Unur’un canlı performansının ardından panelle devam etti. Moderatörlüğünü Asena Günal’ın üstlendiği panelde kültür profesyonelleri Aslı Bildirici, Gül İçel ve İlkay Bilgiç konuşmacı olarak yer aldı.
Panelin açılışında konuşan Günal, kültür sektörünün çoğu zaman ilerici ve özgür bir alan olarak düşünüldüğünü ancak verilerin bunun aksini gösterdiğini söyledi. Günal, “Kültür her ne kadar ilerici bir sektör gibi görünse de özellikle istihdam, terfi, kariyer gelişimi ve ücretlerde eşitsizlikler olduğunu görüyoruz. 2017’de yayımlanan ‘Power and Culture’ raporu bunu ortaya koymuştu. Benzer şekilde İKSV’nin 2022’de sinema ve müzik sektörlerine bakan toplumsal cinsiyet raporu da ayrımcılık ve taciz vakalarının varlığını gösteriyor,” dedi.
Araştırmalara göre kültür sektöründe çalışan birçok kadının kadın olmanın kariyerleri üzerinde olumsuz etkisi olduğunu düşündüğünü belirten Günal, üç sektörde de kadın ve erkekler arasında cinsiyet temelli görev dağılımlarının sürdüğünü ve geleneksel rollerin dışına çıkan kadınların başarılı olmak için erkeklerden daha fazla çaba göstermek zorunda kaldığını ifade etti.
Kültür yöneticisi ve film yapımcısı İlkay Bilgiç ise kültür alanında görünmeyen emek sorununa dikkat çekti. Bir festival, sergi ya da performansın arkasında geniş bir emek ağı bulunduğunu belirten Bilgiç, “Bir etkinlik sadece sahnedeki sanat eserinden ibaret değil. İletişimi kuran, insanları bir araya getiren, ilişkileri sürdüren ve süreci yöneten çok sayıda insan var. Bu emeğin büyük bir kısmını da kadınlar üstleniyor ancak bu emek çoğu zaman görünmez kalıyor,” dedi.
Bilgiç, kültür alanında temsil meselesinin de önemli bir sorun olduğunu vurgulayarak, “Sahneye çıkabiliyoruz ama karar alma süreçlerinde ne kadar yer alabiliyoruz? Bu nedenle kendi alanlarımızı yaratma ihtiyacı duyuyoruz” diye konuştu.
Müzik sektöründe çalışan kültür profesyoneli Gül İçel de sektördeki eşitsizliklerin günlük iş deneyimlerine yansıdığını söyledi. İçel, özellikle sahne arkası prodüksiyon alanının erkek egemen olduğunu belirterek, “Birçok durumda sürekli cinsiyetlendirilmek ve yaptığınız işin yanında cinsiyet temsili üzerinden de kendinizi konumlandırmak zorunda kalmak ekstra bir yük yaratıyor,” dedi.
UNESCO destekli bir araştırmaya da değinen İçel, müzik sektöründe sahneye çıkma fırsatları açısından ciddi bir cinsiyet farkı bulunduğunu söyledi. İçel’in aktardığı verilere göre ayda ikiden fazla sahneye çıkan kadın müzisyenlerin oranı yüzde 9’da kalırken, erkeklerde bu oran yüzde 44’e ulaşıyor. Araştırmada kadın müzisyenlerin yaklaşık yüzde 40’ının performansları sırasında tacize maruz kaldığını ifade ettiği belirtildi.
Sinemacı Aslı Bildirici ise Hollanda’da çalışan bir Türk yönetmen olarak deneyimlerini paylaştı. Sinema sektöründe yönetmenliğin hâlâ çoğu zaman erkeklerle özdeşleştirildiğini söyleyen Bildirici, “Başarılı yönetmenleri düşündüğümüzde çoğunlukla maskülen bir ‘deha’ figürü akla geliyor. Bu algı, kadınların yönetmenlik yapabileceğine dair güveni zorlaştırabiliyor” dedi.
Bildirici ayrıca film setlerinin geleneksel olarak hiyerarşik yapılar olduğunu ancak bu çalışma biçiminin değişebileceğini belirterek, “Daha demokratik ve kapsayıcı üretim süreçleri kurmak mümkün. Birlikte çalıştığımız ekiplerin de bu süreçte kendilerini iyi hissetmesi önemli,” diye konuştu.
Panelde konuşmacılar, kültür sektöründe eşitliğin güçlenmesi için dayanışma ağlarının kurulmasının ve kurumların uzun vadeli destek mekanizmaları oluşturmasının önemine dikkat çekti. Karar alma süreçlerinde daha kapsayıcı temsile ihtiyaç olduğunu belirten konuşmacılar, kültür politikalarının yalnızca görünürlük sağlamaktan öte, sürdürülebilir destek mekanizmaları üretmesi gerektiğini vurguladı.