Extremadura’daki Caceres, 2031 Avrupa Kültür Başkenti unvanı için yarışıyor. Adaylık değerlendirilirken, şehrin tarihi merkezinin geçmişini, efsanelerini ve cazibesini anlamaya yardımcı olacak altı dikkat çekici noktayı keşfediyoruz.
İspanya’nın Caceres kenti, Avrupa Birliği tarafından her yıl kıta kentlerinin kültürel zenginliğini vurgulamak üzere verilen 2031 Avrupa Kültür Başkenti unvanını kazanmayı hedefliyor. İspanya Kültür Bakanlığı, 2026 başında Extremadura bölgesindeki kentin bu unvan için İspanyol adaylar arasında yer aldığını doğruladı.
Toplam dokuz şehir, İspanya’yı bu prestijli organizasyonda temsil etmek için yarışıyor. Bunlar arasında Burgos, Granada, Jerez de la Frontera, Las Palmas de Gran Canaria, Oviedo, Mallorca, Potries ve Toledo bulunuyor. Mart ayında finalistler belirlenecek, nihai karar ise Aralık ayında açıklanacak.
Avrupa Kültür Başkentleri girişimi, 1985 yılında Avrupa Komisyonu tarafından başlatıldı ve bugüne kadar 60’tan fazla şehir bu onura layık görüldü. İspanya’da Madrid (1992), Santiago de Compostela (2000), Salamanca (2002) ve San Sebastian (2016) daha önce bu unvanı aldı.
Seçilecek şehir, 2031 boyunca sanatsal faaliyetler, uluslararası projeler ve kültürel etkinliklerle yerel ekonomiyi güçlendirmeyi hedefleyen kapsamlı bir program sunacak. Ortaçağdan kalma eski kenti Ciudad Vieja de Caceres’in Dünya Mirası Listesi’nde yer alması, adaylık sürecini kent için hem mirasını hem de tarihini Avrupa’ya tanıtma fırsatına dönüştürüyor.
Surları, sarayları ve tarihi meydanlarının ötesinde, Ceceres’in sayısız ilginç hikâyesi ve geleneği bulunuyor. İşte şehrin karakterini ve kültürel hafızasını en iyi yansıtan beş çarpıcı örnek.
1. Caceres, uluslararası TV dizileri için harika bir set
Caceres’in 40 yıl önce Dünya Mirası Alanı ilan edilen tarihi mahallesi, son yıllarda büyüleyici bir film setine dönüştü. Ortaçağ sokakları ve Rönesans sarayları, farklı dönemlerden ve Avrupa şehirlerinden sahneleri canlandırmak için kullanıldı ve uluslararası yapım şirketlerinin ilgisini çekti.
'The Cathedral of the Sea', popüler diziler 'Game of Thrones' ve 'The House of the Dragon', Extremadura şehrini çekimlerin fonu olarak tercih etti. Bu amaçla anıtsal merkezin bazı alanları, 16. yüzyıl Verona’sından Gotik Santa Maria del Mar kilisesine kadar çeşitli dönemleri yeniden yaratmayı mümkün kılan setler ve dekorlarla dönüştürüldü.
Caceres’in en büyük gizli mücevherlerinden biri, bugün hâlâ işlevini sürdüren 12. yüzyıl sarnıcıdır. Rönesans avlusunu örten bu yapı, yağmuru toplamaya devam ediyor. Zamanının en büyük sarnıçlarından biri olan bu yapı, ihtişamını zirveden beş nefe doğru düşen altın ışıkla daha da artırıyor.
2. Bir eş bulmak için ayaklarını öpmeniz gereken heykel
Santa Maria Katedrali’nin dışında, San Pedro de Alcantara’yı anımsatan ve az bilinen iki ilginç detayı barındıran bir heykel yer alıyor. Heykel, Extremadura’lı sanatçı Enrique Perez Comendador tarafından yapılmış olup, efsaneye göre aslında sanatçının kendi portresini yansıtır.
Popüler inanca göre, heykelin ayaklarına dokunmak veya öpmek, bir eş bulmaya ya da sevdiğiniz kişiyle evlenmeye yardımcı oluyor. Bu inanış o kadar yaygın ki, figürün ayakları günümüzde binlerce ziyaretçinin temasıyla gözle görülür biçimde aşınmış durumda.
3. Kemiklerden yapılmış bir duvarı olan sokak
Caceres’in tarihi mahallesinin kalbinde yer alan Don Alvaro Geçidi, ilk bakışta sıradan bir dar Ortaçağ geçidi gibi görünse de duvarlarından biri, hem rahatsız edici hem de şaşırtıcı bir hikâyeyi saklıyor.
Yerel geleneğe göre, geçidin inşası sırasında yakınlardaki kiliselerin yanındaki antik mezarlıklardan alınan kemik kalıntıları diğer yapı malzemeleriyle karıştırılmış. Bu durum, köşeyi şehrin en çarpıcı merak unsurlarından biri hâline getiriyor; duvarda bazı kemik parçalarının hâlâ görülebildiği söyleniyor.
4. Sovyet uçakları tarafından bombalanan meydan
Plaza de Santa Maria’nın kaldırımı, şehrin yakın geçmişine dair önemli bir iz taşıyor. İspanya İç Savaşı sırasında, 1937 yılında gerçekleşen bir bombalama saldırısı, katedralin önündeki bu alanın döşemesine zarar vermişti.
Saldırının ardından zemin onarılmış ve orijinal döşeme ile daha sonra döşenen bölüm arasında net bir şekilde ayırt edilebilen iki alan bırakılmış. Zamanla, bu bölümün korunmasını şehrin koruyucu azizesi olan Dağ Bakiresi’ne atfeden popüler bir efsane de ortaya çıkmıştır.
5. 'La Casa del Mono' (Maymun Evi) efsanesi
Aldana'nın yamacında, Espadero-Pizarro ailesine ait ve halk arasında “Maymunun Evi” olarak bilinen 15. yüzyıldan kalma bir yapı yer alıyor. Bu bina, Caceres’in popüler hayal gücünde önemli bir yere sahip eski bir efsaneyle bağlantılıdır.
Hikâyeye göre bir tüccar, karısına yolculuklarından birinde getirdiği bir maymunu hediye eder. Hayvan yıllarca ailenin bir üyesi gibi muamele görür, ta ki bir oğullarının doğumu primatın kıskançlığına yol açana kadar.
Efsaneye göre maymun, bebeği pencereden aşağı atar ve sahibi tarafından zincire vurularak cezalandırılır. Binanın cephesinde ise geleneğe göre maymunu, adamı ve çocuklu kadını temsil eden üç çörten hâlâ görülebilir.
6. Helga de Alvear Çağdaş Sanat Müzesi
Son olarak, Caceres, bölgedeki en modern çağdaş sanat müzelerinden biri olan Helga de Alvear Müzesi’e ev sahipliği yapıyor.
Bina, ödüllü Tunon Arquitectos tarafından tasarlandı ve 2021 yılında kapılarını açtı. Helga de Alvear Koleksiyonu’na özel olarak tasarlanmış bu mekân, 2010 yılında açılan eski Helga de Alvear Görsel Sanatlar Merkezi’nin bir uzantısı olarak hizmet vermekteydi. 2021’de ise tamamen yeni bir yapı olarak ziyaretçilere sunuldu.
1936 yılında doğan Helga de Alvear, asıl adıyla Helga Müller Schatzel, Avrupa’daki çeşitli eğitim kurumlarında eğitim aldı. Konstanz Gölü kıyısındaki Salem Okulu’nda öğrenim gördü ve bilgilerini genişletmek için bir yıl boyunca Lozan, Cenevre ve Londra’da bulundu.
1957 yılında, 21 yaşındayken İspanyolca öğrenmek ve Madrid Complutense Üniversitesi’nde İspanyol kültürü üzerine eğitim almak üzere İspanya’ya gitti. Burada, ileride evleneceği mimar Jaime de Alvear ile tanıştı. Madrid’e yerleşen çiftin üç kızı oldu: Maria, Ana ve Patricia. Helga de Alvear, Şubat 2025’te 88 yaşında Madrid’de hayatını kaybetti.
Müze, çalışmalarıyla Medalla de Extremadura ve Güzel Sanatlarda Altın Liyakat Madalyası gibi çok sayıda ödül kazanmış, aynı adı taşıyan Alman galeri sahibi ve sanat koleksiyoncusu Helga de Alvear’dan adını alıyor.