Newsletter Haber Bülteni Events Etkinlikler Podcasts Video Africanews
Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Disclosure Day'in ötesinde: Euronews, Spielberg'ün gözden kaçan filmlerini seçti

Euronews Culture'ın seçtiği en az değer gören Steven Spielberg filmleri
Euronews Culture'ın seçtiği, hak ettiği değeri görmeyen Steven Spielberg filmleri ©  Credit: Paramount Pictures - TriStar Pictures - Warner Bros. Pictures - Universal Pictures
© Credit: Paramount Pictures - TriStar Pictures - Warner Bros. Pictures - Universal Pictures
By Theo Farrant & David Mouriquand & Amber Bryce
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Steven Spielberg’in “Disclosure Day”i, karışık eleştirilere rağmen gişede güçlü açılış yaptı. Filme yabancı mı kaldınız ya da filmografisini keşfetmek mi istiyorsunuz? Euronews Kültür ekibi, Spielberg’ün gözden kaçmış incilerini seçti.

Steven Spielberg’in bilimkurgu gerilim filmi Disclosure Day, dünya çapında 93 milyon dolarlık açılış hasılatıyla gişede büyük başarı yakalıyor.

REKLAM
REKLAM

Film, usta yönetmenin dünya dışı varlıklarla insan temasına dönüşünü müjdeliyor; odağında ise, Dünya’yı ziyaret eden uzaylılarla ilgili bir hükümet komplosunu açığa çıkarmaya çalışan bir ifşa görevi var.

79 yaşındaki yönetmenin ABD’de en iyi performans gösteren özgün yapımı olmaya doğru ilerlerken, filme verilen tepkiler hayli karışık.

Bizim de kafamız karışık. Bir yandan, dengesiz senaryo Spielberg’in çabasını baltalıyor ve üçüncü perde, sulandırılmış bir parodiye savruluyor. Öte yandan Disclosure Day, az sayıda yönetmenin Spielberg kadar ustalıkla hem nefes kesici eğlenceyi hem de prestijli sinemayı bir arada sunabildiğinin yeni bir kanıtı. Üstelik, alaycılığın kol gezdiği ve empatiyi zayıflık sayan Elon Musk ekolü düşüncenin güç kazandığı bir dünyada, iletişim ve şefkatin insanlığın “evrimsel üstünlüğü” olmaya devam ettiğini hatırlamak her zamankinden daha hayati hissettiriyor.

Disclosure Day hakkındaki tam incelememizi buradan okuyun.

55 yıla ve 37 uzun metrajlı filme yayılan kariyeri boyunca, Ohio’lu o küçük çocuğun Hollywood’un çehresini yeniden tanımladığını söylemek abartı olmaz. Spielberg, sinema tarihinin en büyük gişe filmlerinden bazılarını (Jaws, orijinal Indiana Jones üçlemesi, Jurassic Park), sarsıcı tarihsel dramları (Schindler’s List, Saving Private Ryan), bilimkurgu başyapıtlarını (Close Encounters of the Third Kind, Minority Report) ve kuşakların büyüdüğü “çocuk filmleri”ni (E.T. The Extra-Terrestrial, The BFG) armağan etti.

Yine de, eleştirmenlerin övgüsünü toplamış ödüllü yapımları ve gişe rekorları kıran filmleri bir yana, Spielberg’in bazı işleri zaman içinde gözden düşüp arada kaynadı...

Euronews Culture ekibi, Spielberg filmografisindeki gizli hazinelerden, yani Disclosure Day sizde hâlâ bir UFO açlığı bıraktıysa keşfetmeniz ya da yeniden ziyaret etmeniz gereken, hakkı teslim edilmemiş filmlerden bazılarını seçti...

Duel (1971)

DuelDuel

Duel aslında televizyon için çekilmiş bir film olduğu için, teknik olarak bu listeye girmeyebilirdi. Ama görmezden gelinemeyecek kadar iyi.

Teknik olarak Spielberg’in ikinci filmi sayılıyor (1964 yapımı Firelight kısmen kayıp olsa da hâlâ hesaba katılıyor). Duel, seyirciyi koltuğunun ucunda tutan gerilimin ders kitabı niteliğinde bir örneği. Korku ve bilimkurgu ustası yazar Richard Matheson’un kısa öyküsünden uyarlanan film, adam ve kamyon arasında geçen, fazlalıksız ve sert bir hesaplaşma hikâyesi; 74 dakikalık bu kedi fare kovalamacası sizi ter içinde bırakacak. Özellikle de görünmeyen kamyon şoförünün kahramanımızı amansızca taciz etme motivasyonunun kasıtlı olarak muğlak bırakılması yüzünden.

Bir kin mi? Saf sadizm mi? Yoksa sadece yapabildiği için mi? Bu, aşağı yukarı bir büyük beyaz köpekbalığına neden yüzücüleri avlamayı sevdiğini sormaya benziyor ve bu yol filmi gerilimi, dört yıl sonra çekilecek Jaws’ın zeminini kesinlikle hazırlıyor.

Spielberg _Duel_i çektiğinde sadece 25 yaşındaydı ve daha 1971’de, korkuyu anlama ve soluksuz heyecan yaratma konusunda eşsiz bir yeteneğe sahip olduğunu göstermişti. DM

The Sugarland Express (1974)

The Sugarland ExpressThe Sugarland Express

Eleştirmenlerin övdüğü televizyon filmi _Duel_in (1971) ve büyük gişe hiti _Jaws_ın (1975) arasında sıkıştığı için, Spielberg’in ilk sinema filmi olan _The Sugarland Express_in adı çoğu zaman anılmaz.

1969’da yaşanmış gerçek bir olaydan uyarlanan filmde, devletin elinden çocuğunu geri almak için her şeyi göze alan bir anneyi canlandıran, masum bakışlı Goldie Hawn’ı izliyoruz. Kadın, kocasını (William Atherton) hapisten kaçırdıktan sonra, bir Teksas otoyol polis memurunu rehin alıyor ve ikili, polis araçlarının eşlik ettiği yüksek tempolu bir kovalamacaya girişiyor.

Sadelikten gücünü alan bu film, kolayca unutulabilecek türden. En çok da gerilimi adım adım yükselten, adeta elle tutulur bir his veren kamera çalışması ve izleyiciyi güney ABD atmosferinin içine çeken görselliğiyle öne çıkıyor. Ancak küçük kasaba aksiyonunun altında, Spielberg’in sesi henüz tam olgunlaşmamış olsa da belirgin şekilde hissediliyor.

Ön cam aynalarındaki bakışlar ve manzara içindeki küçük ipuçları gibi zekice bakış açılarından faydalanarak, kalbi doğru yerde olan ama eylemleri yanlış yerlere savrulan sakar, uyumsuz karakterlerin samimi bir panoramasını kuruyor.

Bu yaklaşım, klasik bir kanun kaçağı âşıklar hikâyesini, ton olarak biraz dağınık olsa da, ileride Spielberg sinemasını tanımlayacak o sıcacık hava ve büyük kalpli görkemin habercisine dönüştürüyor ve filmlerini bu kadar kalıcı kılan unsurları şimdiden müjdeliyor. AB

Hook (1991)

HookHook

Hook yıllardır haksız yere yerden yere vuruluyor ve Spielberg de 1991 tarihli bu macera filminden hiçbir zaman tam anlamıyla memnun kalmadığını açıkça söylemişti. Elbette kamera arkasında neler yaşandığını ya da yönetmenin kafasındaki versiyonu bilmiyoruz...

Yine de bize sorarsanız, J.M. Barrie’nin büyümeyen çocuğu üzerine yapılmış en cesur ve en ilginç uyarlama hâlâ Hook. Usta yönetmen Spielberg, namıdiğer “The Beard”, Peter Pan’i büyütüp gerçek kimliğini unutturan, onu işkolik bir şirket avukatı ve çocuklarıyla yeterince ilgilenmeyen bir babaya dönüştüren bir hikâye kuruyor. Böylece çocukluk ile hüzünlü yetişkinlik dünyası arasındaki eşik alanını keşfederek Peter Pan mitosuna yeni derinlikler kazandırıyor.

Ortaya, şeker tadında renklerle bezeli görsellik, kılıç şakırtılı kapışmalar ve bolca duygu barındıran kusursuz bir aile filmi çıkıyor. Robin Williams, içindeki çocukluk merakını yeniden keşfetmeye çalışan yaralı bir adam olarak izlemeye doyulmuyor. Kaptan Hook rolünde Dustin Hoffman’ın abartılı tiyatro performansına ve Smee’yi oynayan Bob Hoskins’in sahneleri çalıp duran kaypak yorumuna da nasıl kayıtsız kalabilirsiniz ki?

Spielberg’in en iyi aile filmi olmayabilir (o unvan hâlâ _E.T._ye ait), ama Hook kesinlikle en hafife alınmış ve en iddialı işlerinden biri. Dahası, heyecan, duygu ve duygusallık dengesi söz konusu olduğunda, _Disclosure Day_den çok daha isabetli bir çizgi tutturuyor.

Son olarak, küçük bir sosyal deney önerelim: Bir odaya girin ve yüksek sesle “RU-FI-OOOOOOOOOOO!” diye bağırın.

Kim gülümser ya da Kayıp Çocuklar’ın liderinin adını duyunca size eşlik ederse... Bilin ki o kişi ömür boyu dost olma potansiyeline sahiptir. En azından zevki yerinde biridir. DM

A.I. Artificial Intelligence (2001)

A.I.A.I.

Mutlaka “hakkı yenmiş” sayılmasa da, A.I. Artificial Intelligence, muhtemelen duygusal açıdan insanı paramparça ettiği için, Spielberg’in filmografisi sayılırken çoğu zaman arada kaynıyor.

Brian Aldiss’in 1969 tarihli “Super-Toys Last All Summer Long” adlı kısa öyküsünden uyarlanan projenin film haklarını, aslında 1970’lerde Stanley Kubrick almıştı. Mükemmeliyetçiliğiyle bilinen Kubrick, onu, yozlaşmış bir dünyada anlam, ahlak ve kimlik arayan genç bir robot çocuk üzerinden anlatılan, karanlık bir Pinokyo alegorisine dönüştürmek için yirmi yılı aşkın süre uğraştı.

Teknolojinin gelişmesini beklerken Kubrick, projeyi 1995’te Spielberg’e devretti ve efsanevi meslektaşına hoş bir selam niteliğinde olan film, 2001’de seyirciyle buluştu.

Bu film, Spielberg için de ton açısından bir dönüm noktasını işaret ediyordu ve gayriresmî “kaçan adam” üçlemesinin başlangıcını yaptı; bu üçlemeye Minority Report (2002) ve Catch Me If You Can (2002) de dahil. Üçlemenin tümünde hem peşlerinde olanlardan kaçan karakterler anlatılıyor, hem de nabız yükselten aksiyon ile derin felsefi sorular ustaca iç içe geçiriliyor.

Haley Joel Osment hâlâ en çok _Sixth Sense_teki (1999) rolüyle tanınıyor olsa da, koşulsuz sevme kapasitesi verilen ilk Mecha çocuk David’i canlandırdığı performansı çok daha sarsıcı. Her yapay, mekanik beden dili ve robotik konuşma anının ardından, mavi gözlerindeki bakışlarda yakalanan son derece insani bir özlem beliriyor. David’in robot arkadaşı Teddy (Jack Angel) ise sinema tarihinin en sevimli yoldaşlarından biri.

Yapay zekânın baş döndürücü bir hızla geliştiği günümüzde, film çok daha sinir uçlarına basıyor. Yapay zekâ yaratıcı sektörleri birer birer ele geçirirken ve insanlar giderek daha fazla sohbet robotlarına arkadaşlık için yönelirken, izlediklerimizin artık “olası bir dünya” değil, bizzat yaşadığımız dünya olduğuna dair mide bulandıran bir farkındalık geliyor insana. David’in dediği gibi, “beyinlerimizin dışarı aktığını” hissetmemek zor. Yine de _A.I. Artificial Intelligence_dan alınacak umut dolu bir mesaj var: İnsan ruhunu ve onun hayal kurma, bağ kurma, üretme kapasitesini hiçbir şeyin ikame edemeyeceği. Bunlar olmadan insanlık, buz tutmuş bir masala dönüşüyor; yalnızca yapay kopyalarına sarılabildiğimiz bir masala.

Oraya hiç varmayalım. AB

Munich (2005)

MunichMunich

Spielberg filmografisinin en çok göz ardı edilen halkalarından biri olan Munich, George Jonas’ın “Vengeance” adlı kitabından uyarlanmıştı. Görece sönük gişe rakamlarıyla vizyona girdi, ödül sezonunda da çok az ilgi gördü ve o günden beri kültürel hafızadan büyük ölçüde silinmiş durumda. Ne yazık ki öyle; çünkü yönetmenin en sert, en karmaşık ve en sarsıcı filmlerinden biri.

Film, 1972 Münih Olimpiyatları sırasında on bir İsrailli sporcunun rehin alınıp öldürüldüğü katliamın sorumlusu Kara Eylül örgütü mensuplarının peşine düşen Mossad timinin hikâyesini anlatıyor. Başlangıçta sıkı örülmüş bir casusluk gerilimi gibi ilerlerken, giderek çok daha rahatsız edici bir şeye dönüşüyor: İntikamın ve şiddeti şiddetle “dengelemeye” çalışmanın psikolojik bedelinin incelemesine. Böylelikle Munich, terörizm ve karşı-terörizm arasında keskin çizgiler çizmekten kaçınıyor; ikisinin de aynı dehşet döngüsünün içinde var olduğunu ima ediyor.

Biçimsel açıdan bakıldığında, Spielberg’in en iyi işlerinden biri olduğu tartışmasız. Uzun odaklı lensler, özenle kurulmuş mizansen, karmaşık plan sekanslar, cam yansımalarına gizlenen kadrajlar ve akıcı kamera hareketleri, paranoyanın ve suçluluk duygusunun kuşattığı bir dünya yaratıyor. Telefon kulübesinde geçen bir sahne özellikle öne çıkıyor; gerilim inşa etmenin adeta ders niteliğinde bir örneği.

Siyasi açıdan film, kolay cevaplar vermeyi reddediyor; hem İsrail hem Filistin tarafının perspektiflerine alan açıyor ki bu yaklaşım, gösterime girdiği dönemde tartışma yaratmış ve bugün hâlâ izleyicileri huzursuz etmeye devam ediyor. Ancak yirmi yıl sonra, Gazze’de ve daha geniş bölgede süren şiddet düşünüldüğünde, _Munich_in aciliyeti belki de hiç olmadığı kadar hissedilir. TF

The Adventures of Tintin (2011)

The Adventures of TintinThe Adventures of Tintin

Aşağıdaki özgeçmişe sahip bir filmin daha sık anılmaması nasıl mümkün olabilir? Yapımcı koltuğunda Peter Jackson, senaryo ekibinde Edgar Wright, seslendirme kadrosunda Andy Serkis, Daniel Craig, Jamie Bell, Toby Jones, Nick Frost ve Simon Pegg var; yönetmen koltuğunda ise Bay Spielberg.

Bu filmde yok yok: macera, gizem, uçuk kaçık mizah, kılıç sallanan hengâmeler ve Spielberg’in beyazperdeye taşıdığı en coşkulu, en yaratıcı kamera kullanımlarından bazıları. Yine de radarın altında kalmaya devam ediyor. Belki de hareket yakalama tekniği izleyiciyi uzaklaştırıyordur; malum, _The Polar Express_teki o tekinsiz, cansız bakan gözlerin yarattığı travma hâlâ tam atlatılamadı. Haklı bir çekince, ama bu film büyük ölçüde o kâbusu bertaraf ediyor.

Hergé’nin ikonik çizgi roman serisinden uyarlanan animasyon filmde, Tintin, sadık köpeği Snowy ve efsanevi derecede sarhoş Kaptan Haddock, paha biçilmez bir gemi maketinin peşinde dünyayı dolaşan bir maceraya sürükleniyor. Spielberg’in eli her karede hissediliyor; nefes kesen tek plan aksiyon sahneleri, göz alıcı ışık kullanımı ve muhtemelen sinemada göreceğiniz en ustaca sahne geçişleriyle dolu bir yapım bu, abartı yok. John Williams’ın müzikleri de tam bir şenlik.

Uzun zamandır beklenen devam filmini Peter Jackson’ın yazıp yöneteceği artık resmen doğrulanmışken, bu hakkı yenmiş cevhere sonunda bir şans vermek için bundan daha iyi bir zaman olamaz. TF

Disclosure Day şu anda sinemalarda.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Euronews Culture haftanın filmi 'Disclosure Day' oldu: Spielberg'den dördüncü tür temas

Spielberg’in 'Disclosure Day'i uzaylı tasavvurunu sarsacak mı?

Disclosure Day'in ötesinde: Euronews, Spielberg'ün gözden kaçan filmlerini seçti