ABD-İran ateşkes anlaşması, kendilerini diplomatik sürecin dışında bulan ve savaşın etkilerini kontrol altına almak için çabalayan Avrupalılar için bazı önemli soruları cevapsız bırakıyor.
Avrupalı liderler, ABD ile İran arasındaki ateşkes anlaşmasını memnuniyetle karşıladı ancak stratejik öneme sahip Hürmüz Boğazı'na erişim gibi kendi çıkarlarını etkileyen kilit konular belirsizliğini koruyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Pakistan'ın ara buluculuğunda varılan anlaşmanın Orta Doğu'da "çok ihtiyaç duyulan gerilimi düşürme sürecini" başlatacağını belirtirken, Almanya Başbakanı Friedrich Merz de "savaşa kalıcı bir son" getirilmesi çağrısında bulundu.
ABD-İsrail saldırılarına karşı Avrupa'nın en sert eleştirmenlerinden biri olan İspanya Başbakanı Pedro Sanchez ateşkesin "iyi bir haber" olduğunu ancak "kaosu, yıkımı ve yitirilen canları unutturamayacağını" söyledi.
Sanchez sosyal medyada, "İspanya hükümeti dünyayı ateşe verenleri sırf ellerinde bir kovayla ortaya çıktıkları için alkışlamayacak," diye yazdı. "Şu anda ihtiyaç duyulan şey: diplomasi, uluslararası yasallık ve BARIŞ."
Anlaşma, Hürmüz'ü yeniden açmayı reddetmesi halinde İran'daki her köprüyü ve her elektrik santralini "havaya uçurmakla" tehdit eden ABD Başkanı Donald Trump'ın tehditlerindeki keskin tırmanışın ardından salı akşamı sağlandı.
Trump, "Bu gece bütün bir medeniyet bir daha asla geri gelmeyecek şekilde yok olacak," dedi. Bu sert açıklamaya Avrupalı liderlerden itiraz gelmedi.
Son tarih yaklaşırken Pakistan iki haftalık bir ateşkes önerisi sundu ve sonunda her iki taraf da bunu kabul etti. Trump daha sonra yaptığı açıklamada, 10 maddeden oluşan planın daha geniş bir anlaşmayı müzakere etmek için "uygulanabilir bir temel" olduğunu söyledi.
Ancak bu gelişme, diplomatik süreçten büyük ölçüde dışlanmış olan ve sonuçları giderek ağırlaşan bir savaşın etkilerini kontrol altına almak için çabalayan Avrupalılar için bazı önemli soruları yanıtsız bıraktı.
Hürmüz ne olacak?
Bunların başında, dünya petrol ve gaz kaynaklarının beşte birini taşıyan ve 28 Şubat'ta ABD-İsrail saldırılarının başlamasından bu yana fiilen kapatılmış olan Hürmüz Boğazı geliyor. Petrol ve doğalgaz fiyatlarının dünya çapında yükselmesine neden olan bu kapanma, kıtlık, karne ve stagflasyon korkularını da beraberinde getirdi.
Avrupalılar, Hürmüz Boğazı'nın güvenliğine katkı sunmaya hazır olduklarını defalarca kez dile getirdi. Ancak Tahran'ın asimetrik savaş yürütmesine uygun olan karmaşık coğrafi yapı ve bölgeye askeri varlık konuşlandırmanın getirdiği yüksek riskler nedeniyle, bu desteğin ancak çatışmanın sıcak aşaması sona erdikten sonra hayata geçmesi bekleniyor.
Şimdi ateşkes anlaşması masadayken Avrupalılardan verdikleri sözü yerine getirmeleri beklenecek. Odak noktası, geçen hafta Hürmüz'ün güvenliğini sağlamayı taahhüt eden Avrupa ve ötesinden 40'tan fazla ülkenin oluşturduğu koalisyon olacak.
Ancak her ülkenin eşit şekilde katkıda bulunması beklenmiyor. Mayın temizleme ve gemilere eşlik etme, sadece bazı orduların karşılayabileceği pahalı operasyonlar.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron çarşamba günü yaptığı açıklamada, yaklaşık 15 ülkenin "İran ile koordinasyon halinde, trafiğin yeniden başlamasına izin verecek koşullar sağlandığında, tamamen savunma amaçlı bir görev" üzerinde çalışacağını belirtti.
Hürmüz'den geçişin yakın zamanda savaş öncesi statükoya dönmesi pek olası görünmüyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, İran ordusunun kimin hangi koşullarda geçiş yapacağına karar verme sürecine dâhil olmaya devam edeceğini söylemişti.
Öte yandan Trump, Tahran'ın halihazırda kendi kurduğu bir sistem olan boğazdan geçen gemilerden ücret almak için İran ile bir "ortak girişim" fikrini ortaya attı.
Trump ateşkes haberinin ardından ABC'ye verdiği demeçte, "Bu, boğazı güvence altına almanın bir yolu, aynı zamanda diğer pek çok kişiden de güvence altına almanın bir yolu," dedi. "Bu çok güzel bir şey."
Avrupalılar için, kimin yönettiğine bakılmaksızın herhangi bir geçiş ücreti sistemi kabul edilemez olacaktır.
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS) basit geçişler için ücret uygulanmasını yasaklıyor. ABD ve İran UNCLOS'u onaylamayan birkaç ülke arasında yer alsa da, kuralları dünya çapında teamül hukuku haline geldi.
AB Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas daha önce yaptığı açıklamada, Hürmüz'ün küresel bir kamu malı olarak "geçiş için ödeme planlarına" tabi tutulamayacağını söylemişti.
Peki ya, yaptırımlar?
Avrupalıları kaçınılmaz olarak endişelendirecek bir diğer soru da Tahran'ın ateşkes anlaşmasındaki 10 maddeden biri olduğunu iddia ettiği yaptırımların kaldırılması.
AB'nin İran'a karşı nükleer silahların yayılması, insan hakları ihlalleri, protestocuların bastırılması ve Rusya'nın Ukrayna'yı geniş çaplı işgaline askeri destek verilmesini kapsayan geniş kapsamlı bir yaptırım rejimi var.
Bu yılın başlarında 27 üye ülke İran Devrim Muhafızları Ordusu'nu (IRGC) terör örgütü olarak ilan etme kararı aldı. IRGC, dinci rejimin ayakta kalmasını sağlamakla görevli ve bugün Hürmüz Boğazı'nı kontrol ediyor.
2015 yılında varılan anlaşma uyarınca İran, Batı'nın yaptırımları hafifletmesi karşılığında nükleer programını sınırlandırmayı kabul etmişti. AB üzerine düşeni yaptı ancak Trump'ın anlaşmayı geçersiz kılması ve Tahran'ın nükleer yükümlülüklerini ihlal etmesinin ardından kısıtlamaları yeniden uygulamak zorunda kaldı.
Brüksel yakında benzer bir soruyla karşı karşıya kalabilir: İran'a yaptırımların ne zaman ve nasıl hafifletileceği. Bu süreç, Washington'un önümüzdeki müzakereler sırasında alacağı herhangi bir karardan etkilenecektir. Medeniyetin silinmesi tehdidinin ardından ABD Başkanı aniden olumlu bir ton benimseyerek "büyük paralar kazanılacağı" sözünü verdi.
Sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, "İran ile gümrük vergisi ve yaptırımların hafifletilmesini konuşuyoruz ve konuşacağız," dedi.
Tahran'ın Rusya'nın Ukrayna'daki savaşını desteklemeye devam ettiği ve anlaşmanın bunu kapsamadığı düşünüldüğünde, İran lehine kapsamlı bir eylem Avrupalıları zor durumda bırakabilir.
Avrupa Komisyonu bu aşamada yaptırımların hafifletilmesinin tartışılmasının "spekülatif ve varsayımsal" olduğunu savunarak konuyla ilgili yorum yapmayı reddetti.
Peki ya Lübnan?
Avrupalılar, İsrail'in önce Gazze'de sonra da İran'da gerçekleştirdiği askeri harekatlardan ağır darbe alan çok etnikli kırılgan bir ülke olan Lübnan'a da endişeyle bakıyor.
İsrail ordusu, İran destekli Şii milis gücü Hizbullah'a karşı topçu ve hava saldırılarıyla güney Lübnan'daki kara operasyonlarını genişletti. Saldırı 1 milyondan fazla kişiyi yerinden etti ve uzun vadeli işgalin yolunu açtı.
Ateşkes ilan edilirken Pakistan Başbakanı Şehbaz Şerif ateşkes hükümlerinin "derhal geçerli olmak üzere" Lübnan'ı ve başka yerleri de kapsayacağının altını çizdi.
Ancak kısa bir süre sonra İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ofisi bu iddiayı yalanlayarak "2 haftalık ateşkes Lübnan'ı kapsamıyor" dedi. Bunun üzerine İsrail ordusu güney Lübnan'a yeni bir hava saldırısı dalgası başlattı.
Lübnan'a yönelik saldırıların devam etmesi, istikrarsızlığın ve acıların artmasının hükümetin ulusal orduyu güçlendirme ve Hizbullah'ın sinsi etkisini zayıflatma çabalarını rayından çıkarabileceğinden endişe eden Avrupalıları alarma geçirdi.
Bu durumun daha da kötüleşmesi Avrupa'ya doğru bir göç dalgasını tetikleme riski de taşıyor.
Bir Avrupa Komisyonu sözcüsü çarşamba günü yaptığı açıklamada, "İsrail'i Lübnan'ın egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstererek Lübnan'daki operasyonlarını durdurmaya çağırıyoruz," dedi.
Macron da bu mesajı yineledi. "Bu bağlamda dileğimiz ateşkesin Lübnan'ı da kapsadığından emin olunmasıdır," dedi.
AB, 2024-2027 yılları arasında Lübnan'a 1 milyar euro mali yardım tahsis etti. Fonların bir kısmı sınır yönetimi için ayrıldı.