Loader
Bize Ulaşın
Reklam

Avrupa'da göç politikası sağa kayıyor: Güvenlikçi yaklaşım ön planda

İspanya'ya bağlı Ceuta'ya geçmeye çalışan kişiler, 1 Ağustos 2026 Cumartesi Fas'ın kuzeyindeki Fnideq kentine geri dönüyor.
İspanya'ya bağlı Ceuta enklavesine geçmeye çalışanlar, 1 Ağustos 2026 Cumartesi Fas'ın kuzeyindeki Fnidek kasabasına geri dönüyor. ©  AP Photo/STR
© AP Photo/STR
By Luca Bertuzzi
Yayınlanma Tarihi
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin
Paylaş Close Button

Ceuta'ya yönelik göç hareketi, AB'nin göç politikasında sağ siyasetin giderek belirleyici hale geldiğini ortaya koydu. İlerici politikaların giderek yalnızlaştığı Avrupa'da, sol liderler dahi göç konusunda güvenlik odaklı bir yaklaşımı benimsemeye başladı.

Göç konusunda sağcı ve güvenlik odaklı yaklaşım Avrupa genelinde giderek ana akım haline geliyor. Fas'tan İspanya'nın Kuzey Afrika'daki toprağı Ceuta'ya yönelik kitlesel göç, İspanya'nın daha ilerici göç modelinin Avrupa'da giderek istisna haline geldiğini gösterirken, sol partiler dahi göç konusunda daha güvenlikçi bir söyleme yöneliyor.

REKLAM
REKLAM

Temmuz sonunda on binlerce düzensiz göçmenin Fas'tan Ceuta'ya geçmesi, yaklaşık 100 kişinin hayatını kaybetmesine yol açtı ve göç politikalarını yeniden Avrupa siyasetinin merkezine taşıdı.

Olay, göçün nasıl yönetileceği konusunda Roma ile Madrid arasında ciddi bir diplomatik krize yol açarken, sağ siyasi güçlerin tartışmaya giderek daha fazla yön vermesiyle İspanya'nın Avrupa'da giderek yalnızlaştığını da ortaya koydu.

Avrupa siyasetinde sağın yükselişi

Sağ siyasi güçlerin Avrupa genelinde zemin kazandığı biliniyor. Son Avrupa Parlamentosu (AP) seçimlerinde merkez sağ partiler yaklaşık 60 milletvekili kazanırken, bu artışın büyük bölümünü aşırı sağ, muhafazakar ve ulusal popülist partiler sağladı.

Avrupa siyasetindeki güç dengelerindeki değişim, AB kurumlarına da yansıdı. Merkez sağ Avrupa Halk Partisi (EPP), ilk kez 27 Avrupa Komisyonu üyesinin 14'ünü bünyesinde topladı.

Ancak sağın yükselişi bununla sınırlı kalmadı. Almanya'da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) anketlerde ülkenin en güçlü partisi konumuna yükselirken, Fransa'da aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) gelecek yılki cumhurbaşkanlığı seçimlerinin favorisi olarak öne çıkıyor. İtalya'da ise muhafazakar Başbakan Giorgia Meloni, eski general Roberto Vannacci'nin liderliğindeki yeni bir partinin rekabetiyle karşı karşıya.

Avrupa da bu eğilimin dışında değil. Özellikle ABD yönetiminin sağcı siyasetçilere verdiği destek, bu siyasi hareketlerin güç kazanmasına katkı sağlıyor. Bunun en dikkat çekici örneklerinden biri Güney Amerika'da yaşandı. ABD Başkanı Donald Trump, Kolombiya'da cumhurbaşkanlığı seçimini kazanan sağcı aday Abelardo de la Espriella'ya açık destek verdi.

Göç, tarihsel olarak sağ siyasetin öne çıktığı konulardan biri. Bu nedenle Ceuta'ya yönelik göç hareketinin, daha sıkı göç politikası çağrısı yapan siyasi güçlere yeni bir argüman sağlaması şaşırtıcı değil.

Belgesiz Göçmenlerle Uluslararası İşbirliği Platformu'nda savunuculuk görevlisi olarak görev yapan Chiara Catelli, Euronews'e yaptığı değerlendirmede, "Son yıllarda hem geleneksel muhafazakar siyasetçiler hem de sol eğilimli siyasetçiler daha güvenlikçi bir söyleme doğru kademeli olarak yöneldi," dedi.

Catelli, "Göçü bir güvenlik sorunu olarak ele alıp giderek daha baskıcı önlemlere başvurmanın sonucu, toplumsal dışlanmayı ve marjinalleşmeyi artırmak; aynı zamanda göçmenlere yönelik dayanışmayı da suç unsuru haline getirmek oluyor," ifadelerini kullandı.

İspanya’nın yalnızlığı

Bu olayın en çarpıcı sonucu, Meloni hükümetinin Ceuta’ya yönelik düzensiz girişlerin ardından hava ve deniz yoluyla gelenler için sınır kontrollerini yeniden devreye sokması üzerine, İtalya ile İspanya arasında yaşanan bir diplomatik gerginlik oldu.

"Bugün hem İspanyol hem de İtalyan içişleri bakanlarıyla temas hâlindeydim. Her ikisi de iç sınır kontrollerinin geçici olduğunu teyit etti," diye yazan İçişlerinden Sorumlu Komiser Magnus Brunner, iki üye ülke arasında hassas bir arabuluculuk yürütmeye çalıştı.

Ama Madrid’i eleştiren sadece Roma değildi. Almanya, Danimarka, İsveç ve Finlandiya da AB’nin dış sınırları üzerindeki kontrolün hızla yeniden tesis edilmesini istedi ve Schengen içinde kontrollerin geri getirilmesini gündeme taşıdı.

İtalya ve Danimarka, AB kurumları liderlerine hitaben kaleme alınan ve 22 AB hükümeti tarafından imzalanan bir açık mektuba öncülük etti; mektupta, "çok sayıda düzensiz göçmenin yasallaştırılması gibi çekim unsuru işlevi görebilecek tüm politikaların ele alınması" çağrısında bulunuldu.

Mektubu imzalamayan tek ülkeler, hâlihazırda AB Konseyi dönem başkanlığını yürüten İrlanda, İspanya’nın tarihi müttefiki Portekiz, sağcı göç politikalarını eleştiren Fransa ve Lüksemburg oldu.

Ceuta’daki akından önce bile, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez son Avrupa Konseyi toplantısında, özellikle ülkeye yasadışı yollardan girmiş yaklaşık yarım milyon göçmeni yasallaştırma planı nedeniyle, AB’li mevkidaşlarının eleştirileriyle karşı karşıya kalmıştı.

Alternatif bir model

Sol çevrelere göre, Sanchez hükümeti Avrupa’daki muhafazakâr siyasetçilerin hedefi hâline geldi zira göçü bir tehdit olarak çerçeveleyen hakim söyleme karşı tek inandırıcı alternatif modeli sunduğu düşünülüyor. Sanchez hükümeti, tam da bu nedenle sert eleştirilerin hedefi oldu.

Euronews'e konuşan eski adalet bakanı ve AP milletvekili Juan Fernando López Aguilar (İspanya/S&D), "Avrupa ölçeğinde bakıldığında, göçe yönelik sağcı ve milliyetçi, gerici tutum baskın olan yaklaşım," dedi.

Lopez Aguilar’a göre, İspanya’nın göçe yaklaşımı Avrupa’da yalnızca azınlıkta kalan bir pozisyon değil, giderek daha da yalnızlaşıyor ve Ceuta olayı da bu yaklaşımı hedef almak için kullanıldı.

AP milletvekili Cecilia Strada (İtalya/S&D) de bu görüşü yineleyerek, Avrupa Parlamentosu’ndaki sağ partilerin İspanyol hükümetini düzenli olarak hedef aldığını, zira Sanchez’in AB düzeyinde ilerici göç politikasının son kalesi olarak görüldüğünü savundu.

Buna rağmen çarpıcı olan, Avrupa’daki az sayıdaki merkez sol liderin bile göçe ilişkin sağcı yaklaşımla aynı çizgiye gelmiş olması; bunların başında, bu konuda Meloni ile yakından çalışan Danimarka Başbakanı Mette Frederiksen geliyor.

Sanchez’in kendisi de sınırda düzeni sağlamak için güvenlik öncelikli bir dil benimsedi; bu da, sol hükümetlerin bile benzer bir söylemi kullanmaya başlamasıyla, AB’nin siyasi ağırlık merkezinin sağa kaydığını gösteriyor.

"İspanyol hükümeti, Ceuta halkının güvenliğini sağlamak için devletin tüm kaldıraçlarını, tüm kaynaklarını kullanacak" diyen Sanchez, kitlesel akını "İspanya’nın toprak bütünlüğünün ihlali" olarak nitelendirdi.

AB’nin göç politikası

AB’nin göç politikasındaki sağa dönüş, haziranda Avrupa hükümetleri ve parlamenterler tarafından onaylanan yeni yasalarla pekişti. Bu paket daha sıkı gözetim önlemleri, serbest dolaşımın kısıtlanması ve üçüncü ülkelerde "geri dönüş merkezleri" kurulmasına imkân tanıyor.

Geri dönüş merkezleri, İtalya’nın Arnavutluk’ta başlattığı tartışmalı bir girişim; iltica başvuruları ile geri gönderme kararlarının AB sınırları dışında işlenmesi için tesisler kurulmasını öngörüyor. Hollanda ve Danimarka da bu yaklaşımın en hararetli savunucuları arasında.

Pazartesi günü Alman Frankfurter Allgemeine Zeitung gazetesinde yayımlanan bir makalede EPP lideri Manfred Weber, Afrika’da geri dönüş merkezlerinin hızla kurulması çağrısında bulundu; Weber, Ceuta krizi sırasında Fas’ın işbirliğine dikkat çekerek, ülkenin sınırı yasadışı geçenlerin büyük bölümünü derhal geri kabul ettiğini hatırlattı.

Geri dönüş merkezlerine, Sánchez’in yanı sıra, bunları etkisiz ve AB değerleriyle bağdaşmaz bulan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da karşı çıkıyor.

Buna karşın, son AB zirvesinde 19 lider, Avrupa’nın yeni göç kurallarının "tam kapasiteyle" uygulanmasını isteyen ortak bir bildiriyi imzaladı; bu da geri dönüş merkezlerine zımni bir destek olarak yorumlandı. Üst düzey Komisyon yetkilileri de konuya benzer şekilde güvenlikçi bir perspektiften yaklaşıyor.

Avrupa Parlamentosu’ndaki özel bir komite toplantısında Komiser Brunner şu uyarıda bulundu: "Dış sınırlarımızın bütünlüğünün ve Birliğin güvenliğinin bu şekilde ihlal edilmesini kabul edemeyiz."

"Bu olaydan açıkça görülüyor ki, kritik noktalarda sınırlarımızı daha da güçlendirmek için daha fazlasını yapmalıyız; hem dikkatli bir izleme hem de gerekli yerlerde fiziki bariyerler kullanarak" diyen Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, Başbakan Sanchez’e gönderdiği bir mektupta böyle yazdı.

Erişilebilirlik kısayollarına git
Paylaş Yorumlar Google'da Euronews'ü takip edin

Bu haberler de ilginizi çekebilir

Ceuta yönetimi, göçmenler için geri gönderme merkezleri talep etti

İtalya ve Danimarka'dan AB'ye ortak göç muhtırası: 'Kontrolsüz akına hayır'

AB’den sert göç yasası: Üçüncü ülkelerde geri dönüş merkezlerinin önü açıldı