DeepL'in CEO'su, yapay zekânın iş dünyasında dil engelini tamamen ortadan kaldırabileceğine inanıyor; ancak her dilin arkasındaki kültürü çeviremeyeceği için dil öğrenmenin hâlâ değerli olduğunu söylüyor.
Yunanistan, Rusya, Mısır ve Almanya'dan meslektaşlarınızla aynı toplantı odasında olduğunuzu düşünün; herkes kendi dilinde konuşuyor ve aynı zamanda diğerlerini de kendi dilinde dinliyor.
İşte DeepL'in kurucu ortağı ve CEO'su Jarek Kutylowski'nin artık ulaşılabilir olduğuna inandığı dünya bu.
Paris'teki VivaTech fuarında Euronews Next'e konuşan Kutylowski, uluslararası iş dünyasında eşzamanlı çeviri vizyonunu anlattı.
Kutylowski, özellikle iş ortamında, bir görüşmenin her iki tarafının da kendi dilinde konuşmasını istediğini söylüyor.
“Portekiz'de bir röportaj yürütürken kendi dilinizde konuşabilmenizi ve karşınızdaki kişinin de kendi dilinde konuşabilmesini istiyorum” diyen Kutylowski, hedeflerinin “sadece birbirinizi anlamakla kalmadığınız, aynı zamanda kendinizi güvende ve özgüvenli hissettiğiniz, tamamen akıcı bir sohbet” olduğunu ekliyor.
Bu teknoloji, özellikle artık uluslararası çalışmanın ana aracı haline gelen çevrimiçi görüntülü toplantılarda, günlük iş kullanımı için tasarlandı.
“Bugün çok dilli yapılan görüşmelerin önemli bir kısmı aslında sanal ortamda gerçekleşiyor” diyen Kutylowski, Microsoft Teams ya da Zoom gibi platformların entegrasyonu kolaylaştırdığını, çünkü “mikrofonların da hoparlörlerin de zaten orada olduğunu” belirtiyor.
Çok dilli bir toplantıda sürecin zahmetsiz işlemesi amaçlanıyor. “Sadece herkesi hangi dilde duymak istediğinizi seçiyorsunuz... geri kalan her şey arka planda adeta sihirli bir şekilde hallediliyor” diye açıklıyor Kutylowski. “DeepL'i toplantınıza davet ediyorsunuz.”
Merkezi Köln'de bulunan şirket, bu alandaki liderlerden biri. Slator'un 2026'da hazırladığı bağımsız bir değerlendirmeye göre, şirketin gerçek zamanlı yapay zekâ tabanlı sesli çeviri ürünü DeepL Voice, doğruluk, akıcılık ve güvenilirlik açısından Microsoft Teams, Zoom ve Google Meet'i geride bırakarak kalite açısından 100 üzerinden 96,4 puan aldı.
Toplantı odalarından konferans salonlarına
Kutylowski'nin hedefleri şu anda, daha zorlu ortamlar da dahil olmak üzere, iş dünyasındaki müşterilere odaklanıyor.
Bunu gerçekleştirmek için şirket, San Francisco merkezli, gerçek zamanlı ve ultra düşük gecikmeli bir ses platformu olan Mixhalo'yu kısa süre önce satın aldı.
Hedef, teknolojilerini VivaTech gibi büyük etkinliklerde kullanıma sunmak, ayrıca müşteri hizmetleri ve diğer uluslararası iş akışlarında devreye sokmak.
Anlaşmaya ilişkin olarak Kutylowski, “Mixhalo ekibi, canlı seste en zor sorunlardan birini çözdü; yani neredeyse sıfır gecikmeyle aynı anda binlerce kişiye yüksek kaliteli ses iletmeyi” söylüyor.
Onun hedefi, dilin iş dünyasında tamamen ortadan kalkan bir kısıt haline gelmesi.
“Fransa'da bir şirket yönetiyorsanız, yarın Almanya'da satışa başlayabilirsiniz ve Almanca hakkında bir an bile düşünmek zorunda kalmazsınız” diyor. “Her şey şeffaf biçimde arka planda çözülür.”
Çevirinin sınırları
Yapay zekâ destekli çevirinin geleceğine güvense de Kutylowski, özellikle birbirinden çok farklı kültürler arasında aktarılması zor olan inceliklerin farkında.
“Bunu mükemmel yapmak mümkün değil; çünkü bazı şeyler başka bir kültürde anlatılamaz bile; zira o kültür geçmişte belki belirli tarihsel anları hiç yaşamamıştır” diye kabul ediyor.
Kültür ve dilin ne kadar iç içe geçtiğini göstermek için kendi geçmişini örnek veriyor.
Polonya'da doğan ve çocukluğunu Polonya ile Almanya arasında geçiren Kutylowski, iki ülkenin farklı tarihlerinin dünyaya bakışını şekillendirdiğini söylüyor.
“Bu iki yaşam biçimini ve bu iki büyüme tarzını anlamak benim için inanılmaz derecede faydalıydı” diye devam ediyor.
Bu farkın, yapay zekâ gelişmeye devam etse bile dil öğrenmenin neden hâlâ değerli olduğunun tam da cevabı olduğunu savunuyor. “Bir dili öğrenmeye değer; çünkü beraberinde o kültürü de öğreniyorsunuz” diye vurguluyor.
Dil öğrenmeyi, matematik öğrenmeye benzetiyor. Okullarda çocuklara hâlâ elde toplama ve çıkarma öğretiliyor; bilgisayarlar bunu çok daha iyi yapsa bile, “çünkü bu, insan olarak gelişimimiz için gerçekten de vazgeçilmez” diyor.
Kendisi için sıradaki dil söz konusu olduğunda ise DeepL'in patronunun gözü, ünüyle zorlayıcı bir dile dikilmiş durumda. “Japoncanın büyüleyici bir dil olduğunu düşünüyorum” diyor.
“O kadar karmaşık, ama aynı zamanda o kadar güzel ve farklı ki, gerçekten çok büyük, çok güzel bir meydan okuma olurdu.”