AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Kremlin ile yürütülecek müzakerelerde AB adına kimin özel temsilci olacağına ilişkin tartışmaların “Rusya’nın bizi düşürmek istediği bir tuzak” olduğunu belirtti.
Avrupa Birliği’nin Rusya ile doğrudan müzakerelere başlaması halinde önemli olanın görüşmeleri yürütecek kişi değil, verilecek yetki olduğu mesajı, Güney Kıbrıs’ta bir araya gelen AB dışişleri bakanlarının gündeminde öne çıktı. Bakanlar, birlik içinde yaşanacak ayrışmanın Moskova’nın işine yarayacağı ve Ukrayna’yı zayıflatacağı uyarısında bulundu.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, perşembe sabahı yaptığı açıklamada, “Rusya’nın bizi düşürmek istediği tuzağın, kimin görüşmelere katılacağını tartışmak olduğunu düşünüyorum. Onlar şimdiden kimin uygun olup olmadığına karar vermeye çalışıyor. Bu tuzağa düşmeyelim,” dedi.
Kallas’ın sözleri, Kremlin’in eski Almanya Başbakanı Gerhard Schröder’i AB’nin baş müzakerecisi olarak önermesine dolaylı bir gönderme olarak değerlendirildi. Schröder, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yakın ilişkilerini sürdürmesi ve çeşitli Rus enerji şirketleri adına lobi faaliyetlerinde bulunması nedeniyle Avrupa siyasetinde uzun süredir eleştirilerin hedefinde bulunuyor.
“Müzakereler her zaman ekip işidir” diyen Kallas, “İyi polisleriniz olur, kötü polisleriniz olur, masaya nasıl oturacağınıza dair bir stratejiniz olur. Bu yüzden önemli olan kişinin kim olduğu değil, içeriğin ne olduğudur,” ifadelerini kullandı.
Rusya’nın olası bir uzlaşma kapsamında yerine getirmesi gereken tavizler ve beklentileri içeren gizli bir belge hazırlayan Kallas, AB’nin Putin’in “maksimalist” taleplerine karşı müzakerelere yine “maksimalist” bir pozisyondan yaklaşması gerektiğini savundu.
Özel temsilci olma ihtimali sorulduğunda ise Kallas bu soruyu gülerek geçiştirdi.
“Ben Avrupa Birliği’nin Yüksek Temsilcisiyim. Görev tanımımı anlaşmalarda okuyabilirsiniz,” dedi.
Kallas ayrıca, “Birlik içinde kalmamız gerekiyor. Avrupa olarak birlikte hareket etmeliyiz, ayrı ayrı üye devletler olarak değil. Çünkü tek tek hepimiz, birlikte olduğumuzdan çok daha zayıfız,” diye konuştu.
İsveç Dışişleri Bakanı Maria Malmer Stenergard da benzer bir uyarıda bulunarak, AB’nin “tarihe geçmek isteyen isimlerin dikkat dağıtmasına” izin vermemesi gerektiğini söyledi.
Stenergard, “Müzakere masasına koşup şartları Rusya’nın belirlemesine izin vermemeliyiz,” dedi.
Bunun yerine Rusya üzerindeki baskının artırılması ve Ukrayna’ya desteğin güçlendirilmesi gerektiğini belirten İsveçli bakan, bunun Moskova’yı gerçekten barış görüşmelerine zorlayabileceğini ifade etti.
Hollanda’dan Tom Berendsen, özel temsilci seçilmeden önce AB’nin “net bir yetki çerçevesine” sahip olmasının “en kritik unsur” olduğunu söyledi. İspanya Dışişleri Bakanı José Manuel Albares ise 27 üye ülkenin farklı sesler çıkarmasını önlemek için AB’nin “tek sesle” konuşması gerektiğini vurguladı.
Belçika Dışişleri Bakanı Maxime Prevot da ABD’nin Ukrayna-Rusya müzakerelerindeki rolünü askıya alma kararının “bir fırsat” olduğunu belirterek, “Masada olmak ve harekete geçmek çok önemli, sadece izlemek değil,” dedi.
Rusya ile doğrudan görüşme çağrısı yapan ilk ülkeler arasında yer alan İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani ise “Avrupa olmadan bir barış anlaşmasının imzalanmasının imkânsız olduğunu” söyledi.
'Tek ve birleşik bir Avrupa'
Ocak ayından bu yana siyasi gündeme girip çıkan doğrudan görüşmeler tartışması, Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski'nin, Beyaz Saray'ın Orta Doğu'ya odaklanmasından duyduğu hayal kırıklığı sonucu Avrupalılardan sürece fiilen dahil olmalarını ve bu iş için tek bir muhatap seçmelerini istemesiyle, bu ayın başında yeniden ivme kazandı.
Bu riskli görev için adı geçenler arasında Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb, AB Konseyi Başkanı Antonio Costa, eski İtalya Başbakanı Mario Draghi ve eski Almanya Şansölyesi Angela Merkel de bulunuyor.
Finlandiya Dışişleri Bakanı Elina Valtonen, Stubb'ın "Putin de dahil olmak üzere birçok kişiyle konuşmak için kuşkusuz son derece yetkin bir isim" olduğunu söylerken, görüşmelerin hâlâ erken aşamada olduğunu ve önceliğin ortak tutumun tanımlanmasına verilmesi gerektiğini belirtti.
Valtonen, "Bunun uzun bir süreç olacağını öngörüyorum," diyerek ani bir sıçrama beklentilerini törpüledi.
Tüm bu hareketliliğe rağmen Avrupalılar, şimdiye kadar sürece nasıl dahil olacaklarını somut biçimde tarif etmeyi başaramadı. Perşembe günkü gayriresmî toplantının, üye devletler arasındaki görüş ayrılıklarını gidermeye yardımcı olması ve haziran ortasında yapılacak AB liderler zirvesi öncesinde tartışmayı ilerletmesi amaçlanıyor.
Tartışmanın arka planında, Rusya'nın kısa süre önce Kiev'e düzenlediği geniş çaplı saldırı ile burada görev yapan yabancı diplomatlara yönelttiği açık tehdit var. Bu da büyük tepkiye yol açtı.
Toplantı için Kıbrıs'a gelen Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Shyiiba, Birliğin, ABD öncülüğündeki barış sürecinin yerini almak değil, onu tamamlamak üzere 'somut, uygulanabilir adımlara' odaklanması gerektiğini söyledi; bunlar arasında sivil tutukluların serbest bırakılması, Zaporijya nükleer santralinin askerden arındırılması ve insani koridorların oluşturulması da yer alıyor.
"Bu çabaya öncülük edecek bir kişi ya da grubu seçerek başlamak zorunda değiliz," dedi. "Önce yetkiyi netleştirmemiz gerekiyor ve bu yetki tek, birleşik bir Avrupa sesini yansıtmalı."