Son Dakika

Son Dakika

İhracatçılara yeni yükümlülükler ve sermaye kontrolleri tartışması - Görüş

Okunan haber:

İhracatçılara yeni yükümlülükler ve sermaye kontrolleri tartışması - Görüş

İhracatçılara yeni yükümlülükler ve sermaye kontrolleri tartışması - Görüş
Metin boyutu Aa Aa

Temmuz ve Ağustos aylarında döviz kurlarında yaşanan yüksek volatilite hükümeti bir dizi önlemler almaya itti. Bankalara getirilen swap ve forward sınırlamaları, TL vadeli mevduat hesaplarına getirilen vergi avantajları bu önlemlerin sadece birkaçı. Alınan önlemlerin uzun vadeli olmaktan çok kısa vadeli önlemler olduğu ve dalga boyunu daraltma gayretleri olduğu biliniyor. Bu kısa vadeli önlemlere bir yenisi de ihracat yapan şirketler üzerinden geldi.

Hazine ve Maliye Bakanlığının, Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliği (İhracat Bedelleri Hakkında) 04 Eylül 2018 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Yayımlandığı tarihten itibaren altı ay süresince geçerli olacak Tebliğe göre, Türkiye’de yerleşik kişiler tarafından gerçekleştirilen ihracat işlemlerine ilişkin bedeller, ithalatçının ödemesini müteakip doğrudan ve gecikmeksizin ihracata aracılık eden bankaya transfer edilecek veya getirilecek.

Bedellerin yurda getirilme süresi fiili ihraç tarihinden itibaren 180 günü geçemeyecek. Söz konusu bedellerin en az yüzde 80'inin bir bankaya satılması zorunlu olacak. İhraç edilen malların bedelinin süresinde yurda getirilerek, bankalara satılmasından ve ihracat hesabının süresinde kapatılmasından ihracatçılar sorumlu olacak. Bu süreye uymayanlar yurda getirmekle yükümlü oldukları kıymetlerin rayiç bedelinin yüzde beşine kadar idari para cezasıyla cezalandırılacak.

Yapılan bu düzenleme 2008 yılında yürürlükten kaldırılan düzenlemenin tekrar raflardan indirilmesi anlamına geliyor. Yani bir anlamda geçmişe dönülmüş oluyor. Söz konusu düzenlemenin aniden yani bir geçiş süresi öngörülmeden yürürlüğe girmesi tartışmaları da beraberinde getirdi.

Düzenlemenin asıl sorunun tam idrak edilemediğinin göstergesi olduğu öne sürülerek sorunun tam olarak teşhis edilmeden yazılan reçetenin bir işe yaramayacağı dile getiriliyor. Bu kapsamda, sağlam bir mali yapının asıl hedef olması gerekli olduğundan, yapısal mali reformların ayrıntısı ile açıklanıp bir an önce somutlaştırılması gerektiği vurgulanıyor.

İhracat birlikleri rahatsız

Konunun asıl muhatabı olan ihracatçılar da kendilerinden habersiz yapılan ihracat bedellerinin 180 gün içerisinde ülkeye getirilmesi ve en az yüzde 80’inin Türkiye'deki bankalara satılması zorunluluğundan pek de hoşnut olmadıkları anlaşılıyor. Farklı basın yayın organlarına konuşan ihracat birlikleri temsilcileri düzenleme ile çift taraflı kayıp yaşayacaklarını, düzenlemenin mevcut konjonktürde yarardan fazla zarar getireceği görüşünde. Ayrıca düzenlemeye ilişkin kendilerinden görüş alınmadığı, düzenlemenin eskiye dönüş olduğu ve zorunlulukların farklı yan etkilere sebep olacağı düşüncesinde.

Bununla birlikte, birbirinden farklılık arz eden ihracat konularına aynı düzenlemenin uygulanmasının farklı sonuçlar doğuracağı da düşünülmekte. Örneğin vadeli satışın yoğunlukta olduğu sektörlerde ciddi sıkıntıların yaşanabileceği ifade ediliyor. Özellikle ithalata bağlı ihracat yapan girişimcilerin bu düzenlemeden nasıl etkileneceği konusunda tereddütler var. Ülkemizde maliyetlerin ve kur riskinin yönetilmesine ilişkin olarak sıklıkla da bankalar ve çok büyük kurumsal firmalar tarafından kullanılan türev işlemlerin kullanımı henüz tabana yayılmış durumda değil. Bu durumun, zaten halihazırda yüksek kur riskine maruz olan, bunları yönetmekte zorlanan ve bu tip işlemlerle henüz tanışmamış orta ve küçük işletmeleri etkileyebileceği göz ardı edilmemelidir.

Sermaye kontrolleri

Yapılan düzenleme sermaye kontrolleri kavramının tekrar gündeme gelmesine de yol açtı. Sermaye hareketleri Türkiye’de Ağustos 1989’da serbestleştirildi. Bu serbestlik, cari açığın finansmanında ülkenin yurt dışı kaynaklara kolay ulaşmasına imkan sağladı. Tabi bu serbestliğin yan etkileri sermayenin hızlı kaçışına bağlı olarak ekonomik kriz olarak karşımıza çıktı.

Döviz kurlarındaki dalgalanmalara ilişkin alınan önlemler değerlendirilirken Türkiye’nin sermaye kontrolüne gidebileceği tahminlerinde bulunanlar oldu. Her ne kadar Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak yabancı yatırımcılarla geçen ay telekonferans yoluyla gerçekleştirdiği görüşmede sermaye kontrollerinin asla Türkiye’nin ajandasında olmayacağını ve Türkiye’nin hiçbir zaman piyasa dışı kuralları hayata geçirmeyeceğini vurgulasa da söz konusu teminatın yurt dışındaki yatırımcılara verildiğine dikkat edilmeli.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçtiğimiz ay vatandaşların yastık altındaki döviz ve altınlarını çıkarmalarını istemesi bazı çevrelerde sermaye kontrolü iması gibi değerlendirdi. Bununla birlikte OHAL dönemindeki hukuki normların dışında gerçekleştirilen özel mülkiyetin güvenliğine ilişkin uygulamalar sermaye sahiplerinin endişelerini artıran cinsten.

Verilen teminatlara rağmen ihracatçılara yönelik elde edilen ihracat bedellerinin kullanımındaki zorunluluklar sermaye kontrollerinin bir demosu olabileceği endişe verici. Sermaye hareketlerini kısıtlamanın iması bile büyük güvensizlik ortamının ortaya çıkmasına neden olabilir. Güvenin kaybolması ise artık politika yapıcılarının hamlelerinin bir anlam ifade etmemesi anlamına gelebilir. Yapılan açıklamalar, alınan ani kararlar ve hukuki dayanağı olmayan uygulamaların, ekonomi yönetiminin etkinliği konusunda kafalarda soru işareti bırakabileceği kesinlikle göz ardı edilmemelidir.

Faruk Can

Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, Euronews'ün editoryal görüşünü yansıtmaz

Bu haberler de ilginizi çekebilir

İzmir'in Yunan işgalinden kurtuluşu kutlanıyor

Avrupa Birliği vatandaşı olmak ne kadar kolay?

İsveç'te halk kritik seçimler için sandık başında