Seçilmek, toplumsal karşılık üretmeyi gerektirir; yönetmek ise kurumsal kapasiteyi. Esas mesele, protesto kültürünün kurumsal yönetime dönüşüp dönüşemeyeceği.
Dünya siyasetinde alışık olduğumuz lider profilleri hızla dönüşüyor. Kravatlı bürokratların ve geleneksel siyasetçilerin yerini, kitlelerle doğrudan bağ kurabilen yeni aktörler almaya başlıyor. Bu dönüşümün en dikkat çekici göstergelerinden biri ise artık yalnızca bir müzik türü değil, bir ifade ve itiraz biçimi haline gelen rap kültürünün siyasal alanla kurduğu yeni ilişki.
Rap müzik, doğası gereği protesttir. Kurumsal siyaset dilinin mesafeli ve dolaylı yapısının aksine, doğrudan ve filtresizdir. Bu yönüyle yalnızca kültürel değil, aynı zamanda siyasal bir ifade alanı açar. Temsil edilmekle yetinmeyen, bizzat söz almak isteyen bir toplumsal talebin dili haline gelir.
Bu noktada temsili demokrasi ile katılımcı demokrasi arasındaki ayrım belirginleşir. Temsili demokrasi, yurttaşın siyasal iradesini belirli aralıklarla seçilmiş aktörlere devretmesine dayanır. Katılımcı demokrasi ise yurttaşın yalnızca seçmen değil, sürecin sürekli bir parçası olmasını talep eder. Rap kültürü, bu ikinci yaklaşımın kültürel karşılığı olarak okunabilir.
Nepal, bu dönüşümün somutlaştığı dikkat çekici bir örnek sunuyor. Yaklaşık 30 milyonluk nüfusu, genç demografik yapısı ve kırılgan ekonomik dengeleriyle ülke, önemli bir geçiş sürecinden geçiyor. Medyan yaşın 26 civarında olması, genç nüfusun siyasal ve toplumsal etkisini artırıyor. Kişi başı gelirin yaklaşık 1.300 dolar seviyesinde seyretmesi ve toplam ekonomik büyüklüğün (GSYH) 40 milyar dolar civarında kalması, Nepal ekonomisinin kırılganlığını ortaya koyuyor. Yurtdışı iş gücü göçüne dayalı yapı ise bu kırılganlığı daha da derinleştiriyor; gönderilen dövizler GSYH’nin yaklaşık üçte birine yaklaşıyor. Nepal’in Hindistan ve Çin arasında konumlanan jeopolitik yapısı da bu kırılganlığı derinleştiren bir diğer unsur.
Siyasal alanda ise geleneksel aktörler hâlâ belirleyici. Mevcut başbakan Pushpa Kamal Dahal, Nepal Komünist Partisi (Maoist Merkez) lideri olarak ülkenin iç savaş geçmişinden gelen en önemli figürlerden biri. Onun karşısında K. P. Sharma Oli liderliğindeki Nepal Komünist Partisi (Birleşik Marksist-Leninist) ve Sher Bahadur Deuba öncülüğündeki Nepal Kongresi gibi köklü yapılar, siyasal sistemin ana taşıyıcıları arasında yer alıyor.
Ancak bu tabloya son yıllarda farklı bir figür eklendi: Balen Shah. Bir rapçi olarak tanınan Shah, 2022’de Katmandu Belediye Başkanı seçilerek klasik siyaset dışı aktörlerin de güçlü bir toplumsal karşılık bulabileceğini gösterdi.
Shah’ın yükselişi yalnızca bir seçim başarısı değil, aynı zamanda siyasal temsil anlayışındaki dönüşümün bir göstergesi. Ancak bu noktada kritik ayrım ortaya çıkıyor: seçilmek ile yönetmek arasındaki fark.
Seçilmek, toplumsal karşılık üretmeyi gerektirir. Yönetmek ise kurumsal kapasiteyi. Rap kültürü güçlü bir temsil imkânı sunar; ancak yönetim süreci süreklilik, denge ve yapı inşa etme becerisi talep eder.
Nitekim Shah’ın belediye başkanlığı süreci bu gerilimi açık biçimde ortaya koydu. Kampanya dönemindeki doğrudan ve eleştirel dil, yönetim sürecinde yerini daha disiplinli ve zaman zaman zorlayıcı kararlara bıraktı. Bu durum, protesto dili ile yönetim dili arasındaki mesafeyi görünür kıldı.
Dolayısıyla mesele bir rapçinin başbakan olup olmaması değil.
Mesele, protesto kültürünün kurumsal yönetime dönüşüp dönüşemeyeceği.
Nepal örneği, temsili demokrasi ile katılımcı demokrasi arasındaki gerilimin somut olarak gözlemlenebildiği bir zemin sunuyor. Katılımın dinamizmi ile kurumsallığın sürekliliği arasındaki denge, yeni siyasal aktörlerin en temel sınavı haline geliyor.
Sonuç olarak, kimlikler değil, kapasite belirleyici olacaktır.
Siyasetin geleceği, yalnızca kimin konuştuğuyla değil, kimin yönetebildiğiyle şekillenecek.
Gözde Dizdar, Asya Siyasi Partiler Uluslararası Konferansı (ICAPP) Başkan Danışmanı ve Asya Pasifik Uluslararası Merkez Demokratlar (CAPDI) Başkan Yardımcısıdır.